SOLO ANARŞİST: TED KACZYNSKI (kazinski)

Değerli Okuyucular:

Hepimiz farkında olmadan hayatımızın bir döneminde aile yapısına, eğitim kurumlarına, polise, devlete, topluma yani kısacası OTORİTE’ye karşı nefret ve isyan duygusuyla dolu olmuşuzdur. Eğer bu isyan duygusunu bireyselleştirip, intikam almaya kalkarsak fazla ileri gidemeyiz. Bunun için haksızlığa uğrayanlar, tek başına mücadele etmek yerine sendikalar, STK’lar, öğrenci dernekleri, legal-illegal örgütler, siyasi partiler şeklinde örgütlenerek toplumsal bir güç olarak karşı koymayı tercih ederler.

20’nci yüzyılda bireysel olarak hareket edip, devletten, üniversitelerden, teknoloji şirketlerinden, havayollarından yani kapitalizmden yani emperyalizmden yani SANAYİ toplumundan intikam almak için sadece bir kişi, tek başına yola çıkmaya cesaret edebildi: Ted Kaczynski

Ted Kaczysnki’nin hayatının çeşitli dönemlerinden portreleri

ABD gibi istihbaratın en güçlü olduğu bir ülkede yaşayarak, 17 yıl boyunca yakalanmadan bombalı eylemler planlayan, üç kişinin ölümüne 23 kişinin sakat kalmasına neden olan bu solo (yalnız) anarşist, bugün (Cumartesi) sabah 8’de hapsi yattığı North Carolina eyaletinin Butner şehrindeki Federal Hapishanedeki hücresinde ölü bulundu.

Kanımca, Ted Kaczysnki’nin yaşamı “Vaka Çalışması” olarak üniversitelerde ele alınmalı, hayatı tartışmaya açılmalıdır. Bu yazımın amacı bu yöndeki çalışmalara katkı sunmaktır.

Unutmayalım, Ted’in topluma bakışı, çocukluğundan itibaren yaşadığı TRAVMALAR ve sonraki yıllar içselleştirdiği OTORİTEYE NEFRET ikilemi arasında kalarak geliştirdiği kendine özgü bir felsefe temelinde şekillenmiştir.

YAŞAMI VE TRAVMALARI

Ted Kaczynski’nin babasının adı Ted Richard (31 Mayıs 1912-2 Ekim 1990), annesinin Wanda Theresa’dır (13 Mayıs 1917-16 Eylül 2011). Babası arkadaşları tarafından “Turk” takma adıyla biliniyordu. Ebeveynleri Polonya kökenliydiler. Katolik ailelerden gelmelerine rağmen evlendiklerinde ateist olmaya karar vermişlerdir.

Richard ve Wanda, 11 Nisan 1939 tarihinde evlenirler. Ailenin ilk çocuğu Ted, 22 Mayıs 1942’de Chicago’da dünyaya gelir.

Bebek Ted, babasıyla

Ted, babası ve annesiyle

Ted, Kızılderili kıyafetiyle

 Ted, çocukluk yıllarında kurdeşen hastalığına yakalanır. Hastalık bulaşıcı olduğu için hastanede karantinaya alınır. Kimseyle görüşmesine izin verilmez.

Yıllar sonra anne-baba, hastalığa yakalanmadan önce Ted’in son derece neşeli ve mutlu bir çocuk olduğunu ancak hastanede karantinaya alındıktan sonra içine kapandığını, kimseyle konuşmadığını, duygusal tepkiler vermediğini anlatırlar.

Anlaşılan Ted, kurdeşen hastalığıyla ilk TRAVMASINI yaşamıştır.

Ted, ilkokulu dördüncü sınıfa kadar Chicago’da okur. 1949 yılında kardeşi David dünyaya gelir. Aile, bu kez 1952’de aynı eyalette Evergreen Park şehrine taşınır. Ted, ortaokula bu şehirde başlar. Ortaokula kayıt sırasında yapılan zekâ testinde IQ seviyesi 167 olarak tespit edilince bir sınıf atlar. Ted’in sınıf atlaması ikinci TRAVMASIDIR. Sosyalleştiği ve anlaştığı arkadaşlarından kopmuş, kendisinden yaşça büyük ve zaman zaman kendisine zorbalık yapan öğrencilerle aynı sınıfta okumak zorunda kalmıştır.

Ted, babası ve yeni doğan kardeşi David ile

Ortaokuldan sonra Ted, aynı şehirdeki liseye devam eder. Bir yandan okul bandosunda trombon çalarken bir yandan da matematik, biyoloji, madeni para koleksiyonu ve Almanca öğrenci kulüplerindeki aktivelere katılır. Zor matematik soruları çözmek için saatlerce uğraşmaktan zevk almaktadır. Üstün zekâsı arkadaşlarında rahatsızlık yaratmakta, bu nedenle Ted’in onlarla sosyalleşmesi mümkün olmamaktadır.

Ted, matematikteki başarısı nedeniyle tekrar sınıf atlar. Çok geçmeden dersleri Ted hazırlar ve anlatır. 15 yaşında liseden mezun olur. Okul tarafından Ulusal Başarı bursuna aday gösterilir. Ted, Harvard’a başvurur. 1958 yılında 16 yaşında burslu olarak Harvard’ta üniversite eğitimine başlar. 1962 yılında Matematik Bölümünden mezun olur.

Lise mezunu Ted ve kardeşi David (1958)

Ted, Harvard’ta ikinci sınıf öğrencisiyken psikolojik bir deneyde kobay olarak görev alır. Deneyler 200 oturum boyunca devam eder. Ted, deneyler sırasında, sözlü olarak taciz edilir, aşağılanır. Bu Ted’in yaşadığı üçüncü TRAVMADIR.

Ted, 1962’de Michigan Üniversitesi’ne kaydolur. Matematik alanında 1964 ve 1967’de sırasıyla yüksek lisans ve doktora derecelerini kazanır. Ted, karmaşık analizde ve geometrik fonksiyon teorisinde uzmanlaşır.

Ted, 1966’da bir süre kadın olmanın yoğun cinsel fantezilerini yaşar, cinsiyet değiştirmeye karar verir. Bir psikiyatrist ile görüşme ayarlar, ancak bekleme odasında fikrini değiştirir. Daha sonra psikiyatristi ve nefret ettiği diğer insanları öldürmeyi düşünür. Bu Ted’in dördüncü TRAMVASIDIR.

1967’nin sonlarında, 25 yaşındaki Ted, Berkeley şehrindeki Kaliforniya Üniversitesi’nde geometri ve matematik alanında lisans dersleri vermeye başlar. En genç matematik hocasıdır. Ancak öğrenciler Ted’in ders anlatımından rahatsızdırlar. Öğrencilerin sorularını cevaplamayan bir tavır geliştirir. İletişim bozukluğu yaşamaktadır. Öğrenciler, bölüm başkanına dilekçe ile başvurarak Ted’i şikâyet ederler. Bu durumdan rahatsız olan Ted, 30 Haziran 1969 tarihinde bir açıklama yapmadan görevinden istifa eder. Bu beşinci TRAVMASIDIR.

Ted, Berkeley Üniversitesi’nde Matematik Hocası

MONTANA YILLARI

Ted, üniversiteden istifa ettikten sonra ailesinin oturduğu Lombard şehrine döner. İki yıl amaçsız bir şekilde ailesiyle kalır.

Bütün bu travmalar, Ted’in iç dünyasında alt üst oluşa neden olur. İnsanlardan uzak doğayla iç içe bir yaşam arayışına girer. Montana eyaletinin Lincoln kasabasına yakın, orman içinde birkaç dönümlük bir yer satın alır. 12 metre karelik tek odalı küçük bir kulübe yapar. Elektriği, suyu olmayan bu kulübede yaşamaya başlar. Kasabada küçük işlerde çalışır, ayrıca ebeveynlerinden ve David’ten sürekli para desteği alır. Bisikletle 4-5 km uzaklıktaki Lincoln kasabasına gidip gelmektedir. Ted, kendi ihtiyacını karşılayacak şekilde bahçesinde ürün yetiştirir. Sık sık Lincoln Halk Kütüphanesine gider, bir yandan dünya klasiklerini orijinal dillerinde okumaya çalışırken bir yandan da vahşi doğada hayatta kalma mücadelesi konusunda kitaplar okur.

Ted’in Lincoln (Montana) kasabası yakınlarında orman içindeki 12 metre karelik kulübesi

Montana’ya (Lincoln) ilk geldiği günler

Ted, Montana’da (1981)

Babasının, Ted’in Montana’daki kulübesini ziyaret ettiği gün (70’li yılların başı)

Her şey kendi halinde devam ederken bir gün, kulübesine yakın bir yerde bir kereste atölyesi faaliyete geçer. Sessizliği seven Ted, makinenin sesinden rahatsız olur. Sanayiye ve makinelere karşı içinde nefret duygusu yükselir. Böyle bir günde Fransız filozof Jacques Ellul’ün “Teknoloji Toplumu” isimi kitabı geçer. Ted, artık kendisini teknoloji ve bilim karşıtı birisi olarak tanımlar.

Kereste makinesine sabotaj eylemleri planlar. Geceleyin makinenin şanzıman bölümüne kum doldurur. Onlar tamir eder, Ted de makineye kum doldurmaya devam eder. Ted’ten şüphelenmedikleri için bu durum birkaç yıl devam eder. Bu süreçte Ted, sanayi toplumunun insanı ve doğayı yok ettiğine yönelik bir görüş ve anlayış geliştirir. Sanayileşme ve teknolojiye dur demek gerektiğine inanır.

BOMBALI EYLEMLER

Ted, 1978 yılında eyleme geçme kararı verir. Bomba yapılması konusunda kitaplar okur.  Bazı denemeler yapar. Bir ara Şikago’ya, ailesinin yanına gider. (Şikago ve Lincoln arası 2400 km kadardır)

Ted’in el yapımı bomba düzeneği

Babası ve kardeşi bir kauçuk fabrikasında çalışmaktadırlar. Kardeşinin sorumlu olduğu bölümde çalışmaya başlar. Çocukluğundan beri herkesin “dahi” muamelesi yaptığı ve büyük bir kariyer umudu beslediği Ted, üniversitedeki işinden ayrılmış,  çaresiz bir şekilde kendisinden 7 yaş küçük kardeşinin sorumluluğunda sıradan bir işte çalışmaya razı göstermiştir. Bu altıncı TRAVMASIDIR.

Aynı iş yerinde çalışan bir kıza çıkma teklifinde bulunur ancak kız, bu teklifi hep reddeder. Ted, kız hakkında iş yeri panosuna uygunsuz bir yazı asınca kardeşi David, bu duruma sinirlenir, Ted’in işine son verir (1971). Bu yedinci TRAVMASIDIR.

Bu olaydan sonra Ted, nefret  ettiği teknoloji toplumuna karşı eyleme geçmeye karar verir. 25 Mayıs 1978 günü Chicago’da bir bomba paketi hazırlar. Aynı şehirdeki Northwestern Üniversitesi’ndeki otoparkta yere koyar. Pakete, sanki üniversitedeki bir profesör, başka birisine bir paket göndermiş ama paket iade olmuş gibi bir izlenim verir. Paketi otoparkta yerde bulan biri bunun bir iade olduğunu görünce söz konusu profesöre götürür. Profesör böyle bir paketi kimseye göndermediğini bildiği için durumdan şüphelenir, kampüs polisine başvurur. Polis memuru paket açarken bomba patlar, polis elinden yaralanır.

Ted, ilk bombalama eyleminden hemen önce baba  evinde

Ted, Montana’ya geri döner. Bu kez havayollarını hedefler. 1979’da hazırladığı bombalı kutunun American Airlines şirketine ait bir uçağa kargo olarak yüklenmesini sağlar. Bombanın mekanizması, altimetre yani yüksekliğe duyarlı bir cihaza bağlıdır. Mürettebatla birlikte 88 kişinin olduğu uçak, yükselince mekanizma harekete geçer ancak bomba kısmen patlar, kargo bölümünde yangın çıkar. Dumanlar yolcu bölümüne gelince uçak, acil iniş yapmak zorunda kalır.

ABD yasalarına göre uçağı bombalamak federal bir suç olduğundan FBI, olaya el koyar. Northwestern Üniversitesi’ndeki bombayla benzerlik taşıdığından FBI, bu bilinmeyen saldırgana “UNiversity-Airlines BOMBER” anlamında UN-A-BOMBER adını verir. FBI, 150 kişilik özel tim oluşturur. Böylece Amerikan tarihinin en büyük “insan avı” başlar. 17 yıl sürecek bu sürek avının ABD’ye maliyeti 100 milyon dolara yakındır.

FBI tarafından aranan Ted’in temsili resmi

Ted, 1978’de başladığı paketle bombalama eylemlerini 1995 yılına kadar devam ettirir. Paket halinde hazırladığı 16 bombayla üç kişinin ölümüne ve 23 kişinin yaralanmasına neden olur. Bombaların metal kısmına “Freedom Club/Özgürlük Kulübü” anlamında “FC” harflerini kazır.

“TİMOTHY MCVEİGH” KISKANÇLIĞI

ABD Alkol, Tütün ve Ateşli Silahlar Bürosu (ATF), 28 Şubat 1993 tarihinde, Teksas’ın Waco şehrinin 14 km kuzeydoğusunda bulunan Branch Davidian tarikatına ait bir çiftlikte mahkeme kararı ile arama girişiminde bulunur. Meydana gelen silahlı çatışmada dört ATF ajanı ve altı kült mensubu ölür. Federal Araştırma Bürosu, çiftliği 51 gün süreyle kuşatmaya alır. Kült lideri teslim olmamak için çiftliği ateşe verir. Aralarında 21 çocuk ve kült liderinin de bulunduğu 76 kişi yanarak ölür.

Timothy McVeigh ve arkadaşları, Federal Hükûmetten bunun intikamını almaya karar verirler. Yaklaşık iki yıl sonra, 19 Nisan 1995 günü Oklahama şehrindeki Federal Binaya bomba yüklü kamyonla saldırıda bulunurlar. 168 kişi saldırıda ölür. Bir anda Timothy McVeigh’in ismi medyada baş köşeye oturur.

Oklahama Şehri bombacısı Timothy McVeigh

Ted, kendi isminin unutulduğunu düşünüp eyleme geçme kararı verir. 24 Nisan 1995 günü yani Oklahama Şehri bombalanmasından yaklaşık bir ay sonra Kaliforniya Orman Birliği Başkanına bombalı bir paket gönderir. Paketi açan Başkan, olay yerinde ölür. “Unabomber” ismi tekrar medyada baş köşeye oturur.

YAKALANMASI

Ted, 17 yıldır devam ettirdiği bombalama eylemlerine artık son vermek istemektedir. 35 bin kelimelik “Sanayi Toplumu ve Geleceği” başlıklı bir manifesto hazırlar, eş zamanlı olarak New York Times ve Washington Post gazetelerine gönderir. Eğer manifestosu hiçbir sansüre uğramadan yayımlanırsa eylemlerine son verecektir. FBI, gazetelere manifestoyu yayımlamaları için izin verir (19 Eylül 1995). FBI, bir ipucuna ulaşmayı ümit etmektedir. Öyle de olur. Manifestoyu okuyan kardeşi David, kardeşinin üslubunu tanır. Yıllar önce kendisine gönderdiği bir mektubunda da benzer ifadeleri kullandığını görünce, FBI’yı bilgilendirir. Kısa bir araştırmadan sonra Ted, şüpheli olarak değerlendirilir. Montana’ya özel bir tim gönderilir. Ted, kulübesinin önünde yakalanır.

Ted, yakalandığı gün (3 Nisan 1996)

Başlık: “Unabomer ‘ın (Ted) Zihni”

David, kimliğinin gizli tutulmasını ister ama Ted, cezaevindeyken kardeşinin kendisini ihbar ettiğini öğrenince hayal kırıklığı yaşar, “Onu asla affetmeyeceğim,” diyerek kızgınlığını belli eder. İronik bir şekilde 17 yıl boyunca sürdürdüğü eylemleri nedeniyle 1996 yılında cezaevine giren Ted, 8 Haziran 2023 tarihinde vefat edinceye kadar 17 yıl cezaevinde kalır. Bu süre boyunca kardeşi David ile görüşmeyi kesinlikle reddeder.

 MANİFESTO

Ted’in kaleme aldığı “Sanayi Toplumu ve Geleceği” başlıklı manifesto şöyle başlar: “Sanayi Devrimi ve sonuçları insan ırkı için bir felaket oldu.” Teknolojinin toplum üzerinde istikrarsızlaştırıcı bir etkisi olduğunu, hayatı doyumsuz hale getirdiğini ve yaygın psikolojik acılara neden olduğunu, ayrıca teknolojik gelişmeler nedeniyle insanların zamanlarını gereksiz uğraşlarla geçirdiğini, bilimsel çalışma, eğlence tüketimi ve spor takımlarını takip etme gibi yapay hedeflerle oyalandığını iddia eder. Ted, manifestonun sonunda vahşi doğaya geri dönüş çağrısında bulunur.

Ted, mahkemeye götürülürken

Savunması sırasında Ted şöyle der: “İntikam arzusuyla hareket ettim.” Psikiyatrılar ona paranoid şizofren teşhisi koyarlar ama Ted bunu şiddetle reddeder. Avukatları, akli dengesinin yerinde olmadığını söylediklerinde onların işine son vermeye çalışır. Başarılı olamayınca kendisini iç çamaşırlarıyla asmak ister. 1999’da Time Dergisine verdiği röportajda şöyle der: “Akıl sağlığımın yerinde olduğuna eminim. Sanrı, dilüzyon falan gördüğüm yok!”

KARDEŞİ DAVID (deyvıd)ANLATIYOR (2016)

Ted’in küçük kardeşi David

Çevremdeki birçok insan, ebeveynlerimin niçin uzun yıllar kardeşim Ted’in akıl ve ruh hastalığı sorunuyla boğuştuğunu kabul etmediğini soruyorlar. Elbette bunun birçok nedeni var:

Birincisi ve en önemlisi, 1950’li ve 60’lı yıllarda psikologlar, şizofreni hastalığının nedeni olarak aile içindeki huzursuzluğu gösteriyorlardı. Yani çocukların şizofreniye yakalanmasından anne-babayı sorumlu tutuyorlardı. Bu yüzden ailem, Ted’in psikolojik sorunlar yaşadığını kabul etmek istemiyor veya inkâr ediyordu. Ted’in “hasta” olduğunu kabul etmek bir anlamda bütün ailenin de “hasta” olduğu anlamına gelecekti. Dışardan bakanlar Ted’i farklı şekilde değerlendirebilir. Ancak benim için Ted, kardeşim ve biricik abimdi.

Ted ve küçük kardeşi David  

İkincisi, Ted olağanüstü zekiydi. Bu durum bir anlamda Ted’in gizli bir şekilde içinde yaşadığı duygusal kaosu örtbas etmesine neden oluyordu. Abimin garip tavırlarını gördüğüm zaman bunu çok zeki olmasına bağlıyordum. Ted, fikirler ve düşünceleri manipüle etme konusunda son derece başarılıydı. Bu şekilde garip davranışlarını kamufle edebiliyordu. Bazen, abimin psikolojik rahatsızlıkla mücadele ettiğini bilmeksizin, abimin düşüncelerine itiraz ediyor, belki farklı ve garip düşünmesine yardımcı olabilirim diye düşünüyordum. Ted’in toplumsal normlara aykırı bir tavır geliştirmesini normal karşılamamın bir nedeni anne-babamızın bunu özendirmesiydi. Onlara göre çocuklar ancak bu şekilde kendilerini gerçek anlamda tanıyabilir, sosyal normları kırarak kişisel gelişimin yolunu açabilirlerdi. Sağlıklı bir çocuk için bu yaklaşım elbette iyi sonuçlar verir. Ancak psikolojik sorunlarla boğuşan Ted gibi bir çocuk için anne-babanın tanıdığı bu “farklı” olma özgürlüğü, kendine özgü bir dünya yaratmasına, bunun içinde hapsolmasına ve başkalarının görüşlerine kendisini kapatmasına neden olabilir.

Ted’in çocukluk yıllarından itibaren yaşadığı psikolojik sorunların farklı bir boyuta taşınmasının başka bir nedeni de Harvard Üniversitesi’nde öğrencilik yıllarında psikoloji araştırmalarında kobay olarak katılmasıdır. O yıllar hükümet ve CIA, “zihin kontrolü” konusunda araştırma yapmaları için üniversitelere hem baskı yapıyor hem de parasal destek sunuyordu.

Elinde bavuluyla Harvard Üniversitesi’ne gitmeye hazırlanan Ted, küçük kardeşi David ile evlerinin önünde

Ted’in sonraki yıllar “zihin kontrolü” ve “teknoloji” nefretinin bir nedeni bu deneyler olabilir, ancak şiddete başvurmasında bir rolü olduğunu sanmıyorum. Çünkü bu deneylere onlarca öğrenci katıldı ama hiçbiri Ted gibi toplum karşıtı şiddete başvurmadı. Ted’in gerçek sorununu çocukluk yıllarında yaşamış olduğu travmada gizlidir. Psikolojik deneyler bu travmayı ileri boyuta taşımış, sosyal tecride yönelmesine neden olmuştur.

Ben ve abim bir anlamda hem diğer kardeşlerden daha fazla kardeş, bir anlamda da diğer kardeşlerden oldukça farklıydık. Anlayacağınız, benzerlik ve zıtlıklarımız bir aradaydı. Her ikimiz de doğayı seviyorduk, her ikimiz de ortalama Amerikan ailesinin yaşam biçimini garipsiyor, onların kariyer, evlilik ve aile konusundaki yaklaşımlarından farklı düşünüyorduk. Bu nedenle uzun yıllar Ted’e hayrandım, onu taklit ettim. Ancak bir zaman sonra yollarımız ayrıldı: Ted, kararlı bir şekilde insanları ve kültürü “çıkmaz sokak” olarak değerlendirirken, ben, onları iyimser bir açıdan değerlendiriyor, her şeyin bir çözümü olduğuna inanıyordum.

Babam akciğer kanserine yakalanmıştı. Kanserin son evresinde babam, arabasının egzoz borusuna bir hortum taktı. Arabanın pencerelerini kapatıp hortumu arabanın kabin kısmına yönlendirdi ve arabayı çalıştırdı. Egzozdan gelen karbon monoksit gazıyla boğularak öldü (1990).

 Ted, küçük kardeşi David ve babasıyla kampta (1954)

Ted, kendisini acılara dayanıklı ve gerçekçi biri olarak gördüğü için babamın intiharını hayranlık duyulacak rasyonel bir davranış olarak gördü. Halbuki ben, aradan bunca zaman geçmesine rağmen babamın intiharı olayı nedeniyle hâlâ kendimi lanetli ve takıntılı görüyorum. Elbette intihar sırasında babamın zihninden neler geçtiğini bilmek zor, ancak bu şekilde intihar ederek bir anlamda onu sevenlerin özellikle annemin ona göstereceği merhamet ve inceliği engellemek istediğini sanıyorum. Babamın bu şekilde bizi terk etmesi bende büyük bir hayal kırıklığı yarattı. İlk kez o zaman yaşamın acı gerçekliğiyle yüzleştim.

Eşim Linda, uzun yıllardan beridir kendisini Budizm’in etik değerlerine yakın hissediyordu. 1995 yılı ağustos ayında bir gün Linda zor bir soru sordu: “Unabomber dedikleri katil kardeşin Ted olmasın?” Buna ihtimal vermedim ama içime de bir şüphe doğmadı değil. Linda, sık sık abimin aranan şahıs olduğunu söylüyor, harekete geçmem için beni teşvik ediyordu. Linda’ya göre, Ted’in aranan şahıs olduğunu bildiğimiz halde sessiz kalmamız durumunda yaşanacak her acı olayda moral sorumluluk taşıyacaktık. Ayrıca Budizm’in “Karma” teorisine göre eğer bir insan başkalarını incitirse aslında daha büyük zararı kendisine yapar. Ted’in, yaptığı her şiddet eylemiyle aslında kendisini moral, psikolojik ve ruhsal bir çöküntüye sürüklediğini söyledi. Başkalarını korumanın yanı sıra Ted’in iyiliği için onu durdurmamız gerektiğine inanıyordu.

Ted yakalandıktan sonra uzun yıllar sessiz kalmayı tercih ettim. Bir gün avukatım bana çıkıştı: “Eğer Ted’in psikolojik ve ruhsal sorunları hakkında konuşmazsan, herkesin aklında Federal savcının tanımladığı tedavi edilmesi imkânsız kötü ruhlu bir katil imajı kalacaktır. Belki de idam edilecektir.” Ted, idam edilirse annemin çok üzüleceğini bildiğim için gerçekleri medyada konuşmaya karar verdim.

Cezaevi yıllarında, kendisi istemediği için Ted’le görüşme şansım olmadı. Yılda iki-üç mektup, arada bir de ilgisini çekeceğini düşündüğüm kitapları gönderiyorum.  Mektuplarıma cevap vermediği için Ted ile ilgili gelişmeleri daha çok medyadan izlemekle yetiniyorum.

SONUÇ

Şunu unutmamalıyız ki hepimizin içinde bir “Ted” yaşıyor olabilir. Bebeklik ve çocukluk yıllarında yaşadığımız travmalar farkında olmadan sonraki yıllar yaşantımıza damga vurabilir, bizi tıpkı Ted’in yaşadığı gibi sosyal gerçeklikten uzaklaştırıp belli davranış biçimlerine kilitleyip OBSESYON tarzı bir yaklaşımla tek bir konuya yoğunlaşarak teselli bulmaya itebilir. Kısacası,  bilinçaltımızda  bir “Ted” saklı olabilir. Farkındalık, en önemli tedbir ve soruna çözüm arayışında en önemli adımdır. Bunu unutmayalım!

The following two tabs change content below.

 281 Toplam Görüntülenme