![]()
Değerli Okuyucular,
Iğdır’ın genç ve iddialı araştırmacı yazarlarından Nihat Öner, bir süre önce bana 15 Temmuz 1980 tarihli Milliyet gazetesinde yayımlanan önemli bir kupürü gönderdi. İlk satırlarını okuduğum anda bunun sıradan bir gazete haberi olmadığını anladım. Bu metin, bir dönemin ruh hâlini taşıyan tarihî bir tanıklıktı. Bu nedenle, üzerinde gereksiz yorumlarla gölge oluşturmadan, metni mümkün olduğunca asli hâliyle yayımlamanın daha doğru olacağına karar verdim.
Değerli Okuyucular,
Bazı metinler yalnızca haber değildir. Bazı gazete kupürleri yalnızca kâğıda basılmış kelimelerden ibaret kalmaz. Zaman geçer, mürekkep solar, isimler yaşlanır, fakat o satırlar bir dönemin korkusunu, sesini, öfkesini ve suskunluğunu taşımaya devam eder. Elinizdeki metin de böyledir. 15 Temmuz 1980 tarihinde Milliyet gazetesinde “Anarşi Raporu” başlığı altında yayımlanan bu haber, yalnızca o günün Iğdır’ını anlatmaz; aynı zamanda Türkiye’nin darbe öncesi karanlık eşiğinde taşranın nasıl yaşadığını da gösterir.
1980 yazına giren Türkiye, siyasal bir krizden daha fazlasını yaşıyordu. Sokaklar bölünmüş, mahalleler ayrışmış, insanlar kimliklerine ve siyasi aidiyetlerine göre saflaştırılmıştı. Kurşun, tartışmanın yerine geçmişti. Devlet, bazı yerlerde görünmez, bazı yerlerde yetersiz, bazı yerlerde ise taraflı sayılıyordu. Çok geçmeden 12 Eylül askeri darbesi gelecekti. Fakat darbeler bir sabah ansızın doğmaz. Öncesinde uzun bir korku, uzun bir güvensizlik ve uzun bir çözülme birikir.
Iğdır da o günlerde bu fırtınanın sınır hattındaki yansımalarından biriydi. Henüz il değildi, Kars’a bağlı bir ilçeydi. Fakat coğrafyası küçük, yükü büyüktü. Bir yanda sınır, bir yanda ticaret, bir yanda eski husumetler, öte yanda etnik gerilimler, ideolojik kamplaşmalar ve devlet boşluğu hissi… Tarla davaları siyasete, siyaset mahallelere, mahalleler korkuya karışıyordu. İnsanlar yalnızca geçim derdinde değil, akşam eve sağ dönme kaygısındaydı.
Bu vesileyle, o yılların çatışmaları, gerilimleri ve kardeş kavgası içinde hayatını kaybeden tüm hemşehrilerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Aradan geçen yıllar göstermiştir ki toprağa düşen her can, hangi tarafta olursa olsun bu memleketin ortak kaybıdır.
Bugün bu metni yayımlamamın sebebi geçmişin kavgasını bugüne taşımak değildir. Tam tersine, bir dönem Iğdır’ını hiç bilmeyen yeni kuşaklara, yaşanmış yılların içinden çıkmış sahici bir belge sunmaktır. Çünkü hafızasını kaybeden şehirler, geleceğini de başkalarının anlatısına bırakır. Gençler bilmelidir ki bugün sokaklarında yürüdükleri şehir, kolay günlerden geçerek bugüne gelmedi.
Bu metinde adı geçen isimler de yalnızca siyasi aktörler değildir. Vahap Akar, Mecit Hun, Hüseyin Akbulut, Şeyh Hüseyin Balamir ve Atalay Sever gibi dönemin etkili şahsiyetleri, tüm farklılıklarına rağmen sağduyunun, konuşmanın ve toplumsal denge arayışının temsilcileri oldular. Her biri kendi çevresinden konuştu, kendi mahallesinin diliyle ses verdi, fakat Iğdır’ın tamamen ateşe sürüklenmemesinde bu isimlerin frenleyici etkisi küçümsenemez. Eğer o yıllarda böylesi kanaat önderleri bulunmasaydı, Iğdır çok daha ağır acılar yaşayabilir, kardeşlik bağları çok daha derin yaralar alabilirdi.
Yakın tarih çoğu zaman büyük şehirlerin hikâyesi gibi anlatılır. Oysa Türkiye’nin gerçek tarihi, sınır ilçelerinde, küçük meydanlarda, kahvehanelerde, köy yollarında ve unutulmuş kasabalarda da yazılmıştır. Iğdır da o tarihin sessiz ama önemli sayfalarından biridir.
Şimdi okuyacağınız metin, bir ilçenin darbe öncesi aynasıdır. Serttir, çelişkilidir, taraflı cümlelerle doludur, zaman zaman öfkelidir. Ama tam da bu yüzden gerçektir. Çünkü insanlar, kendi zamanlarında nasıl konuşuyorlarsa öyle konuşmaktadır.
Aradan yıllar geçti. Bazıları toprağa karıştı, bazıları hatıraya dönüştü. Fakat şehirler unutmamalıdır. Çünkü hatırlamak, yalnızca geçmişi anmak değil, geleceği korumaktır.

15 Temmuz 1980 tarihli Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan yazı
MİLLİYE GAZETESİ ANARŞİ RAPORU 15 TEMMUZ 1980 (Milliyet ekiplerinin geniş araştırması)
- Iğdır’ın büyük bölümüne MHP hâkim, ancak aşırı sol örgütler de küçük bölgelerde egemenliklerini sürdürüyorlar
- MSP İlçe Başkanına göre Hükümet ağırlığını koymazsa, aşırı sağcılar seçimlerde sandık başına gitmez
- CHP İlçe Başkanı: “Bugün ilçede her an bir olayın beklendiği günleri yaşıyoruz”
IĞDIR CENNET GİBİ YER AMA İNSANLARININ YÜREKLERİNE ANARŞİNİN KORKUSU DÜŞMÜŞ
Iğdır Belediye Başkanı: “Biz pasaportla Rusya’ya gideriz ama Kars’a gidemeyiz”
Kars çevresindeki, ağaçsız, yeşillikten yoksun, bir dolu ilçe ve köyden sonra Iğdır, gerçekten cennet gibi bir yer, hemen her türlü sebze, meyve ve tahılın yetiştirilebildiği bir tarım bölgesi idi.
Ne var ki, böylesine verimli topraklar üzerinde, ekonomik sorunlarını çözümlemiş, mutlu insanlar görmek yerine, yine yüreklerine anarşinin korkusu çökmüş, ilçedeki etnik yapıya göre kamplara bölünmüş insanlara rastlanıyordu.
Ve Iğdır, Kars’ın 14 ilçesi içinde, büyük çoğunluğun MHP ve öteki sağ partilere oy verdiği tek ilçeydi.
Gözlemcilere göre, sağ oyların fazla olmasının nedeni, ilçedeki etnik ayrılıktan kaynaklanıyordu. İlçe merkezinde nüfusun yüzde 55’ini Azeriler, yüzde 45’ini de etnik aşiretler oluşturuyordu. İlçenin köyleriyle birlikte oranlamasında, Azeriler daha da ağır basıyor; yüzde 75’i Azerilerden, yüzde 25’i etnik aşiretlerden oluşuyordu.

1970’li yıllarda Iğdır şehir merkezinden bir görünüm
İlçede Azeri oylarının yüzde 75’i MHP’ye, geriye kalan yüzde 25’i AP ve CHP arasında dağılıyordu… İlçenin Söğütlü ve Iğdırmava gibi iki büyük mahallesinde aşırı sağın egemen olduğu, Baharlı Mahallesi (bugün 14 Kasım Mah. Mücahit) ile Doğu Beyazıt Caddesi’nin bazı kesimlerinde de yasadışı sol ve aşiretlerin çoğunlukta bulunduğu görülüyordu.
CHP’ye ve dışındaki sola göre, “MHP’nin ilçede oylarının büyük çoğunluğunu alışı ilçenin MHP’li Belediye Başkanı Hüseyin Akbulut’un yapısından kaynaklanıyordu.” Belirtildiğine göre, ilçede çoğunluktaki Azerilerden olan başkan, aynı zamanda bu topluluğun “Seydi” diye adlandırılan dini önderlerindendi. Hüseyin Akbulut, 1965 yılında AP’den belediye başkanlığı için adaylığını koyarak başkan seçiliyor, daha sonra Demokratik Parti’ye, 1973 yılında da MHP’ye geçiyordu. Başkan hangi partiye geçerse Azeri oyları da o partiye kayıyordu.
İKİ ETNİK TOPLULUĞUN ARASI AÇILIYOR
Iğdır’da iki etnik topluluğun arasının açılması 1978 yılına rastlıyordu… 1978 haziranında aşırı sağ görüşlü Ali Aras’ın öldürülmesinden sonra, Azerilerle – Etnik Aşiretler arasında ilk gerginlik başlıyordu. Bu olaydan sonra iki topluluk arasında “Etnik aşiretler evlerimizi basacak”, “Azeriler mahallemize saldıracak” gibi söylentiler dolaştırılıp gerginlik daha da körükleniyordu.
5 Ağustos 1978 günü Iğdır’da düşmanlık tohumlarını ekenlerin meyvelerini topladığı gündü. Günlerdir süren gerginliğin ardından gelen olay ilçede bir fırtına gibi patladı. Azeriler ve etnik aşiretlerden bazı gruplar NATO Yolu üzerinde kıyasıya bir silahlı çatışmaya giriyorlardı. Sonuç: 3 ölü…

Ülkücü şehit Fatma Tuncer

Ülkücü şehit Rahmi Akbulut
Sağ görüşlü Fatma Tuncer ve Rahmi Akbulut ile sol görüşlü Köroğlu Keser’in ölümüyle sonuçlanan bu kanlı olay iki etnik topluluğun arasını iyice açıyordu.
Olaydan sonra Mehmet Aras, Ahmet Aras, Gaffar Aras, Nizamettin Alagöz ve Zafer Öcal adlı sağ görüşlü kişiler yakalanarak tutuklanıyordu. Yakalananlardan üçü haziran ayında öldürülen Ali Aras adlı ülkücünün yakınlarıydı…
Bu olay iki topluluk arasında bir yara açıyor, bir kin doğuruyor, böylelikle etnik yapıdan yararlanıp olay çıkartmak isteyenler amaçlarına ulaşıyordu. Bundan böyle öldürmeler “Bir sizden”, “Bir bizden” yöntemiyle sürüp gidiyordu.
ŞEYH HÜSEYİN (BALAMİR) ÇOK DERTLİ
Iğdır’daki etnik aşiretler arasında Zilan, Burukan ve Celali aşiretleri sayı ve siyasal etkinlik yönünden en önemlileriydi.
Etnik aşiretlerin olaylara yaklaşımı neydi, nasıl değerlendiriyorlardı Iğdır’da olanları?… Şeyh Hüseyin Balamir’le konuştuk aşiretlerin sorunlarını…

Şeyh Hüseyin Balamir
Şeyh Hüseyin Balamir, 67 yaşında ve Celali aşireti şeyhlerindendi. Kendi deyimiyle “Doğuştan CHP’liydi”. Bir Azeri ile evlenmişti. 10 çocuğu, 5 torunu vardı Şeyh Hüseyin Balamir’in… Şeyh Hüseyin konuşmasında “Çoğunlukla aşiretlere yapılan baskıyı” vurguluyor ve şunları söylüyordu:
“Etnik ayrım ne imiş. Biz Türk olarak tastamam 700 senedir gavurun mermisine göğsümüzü açtık. Ayrılık yaratıp bizi sindiriyor, eziyorlar. Şimdi bize komünistsiniz, hainsiniz diye çamur atıyorlar. Bir harp olsa, benim canım da senin canınla birlikte düşecek. Bir oğlum Almanya’da elektronik mühendisi. Kendisini Almanya’ya uğurlarken ‘Bak oğlum, gavur ellerinde Türklüğünden hiçbir şey kaybetmeyeceksin, bir Türk olarak yaşayacaksın’ dedim.”
Burada Elmagün, Karagüneş Caf, Aşağı Gevru, Yukarı Gevru, Korhan, Kavaktepe, Avdaluk, Şeyh Mirza adlı 9 köy vardır. Bu köylerin birbirine uzaklıkları 20 ile 30 kilometre arasında değişir. Hiçbirinde okul, su, elektrik yoktur. 60 yaşında kadın 30 kilometreden su taşır. Ne acıdır 20. yüzyılda içecek su, bura köylerinde ödünç alınıp verilir. Bu köylerin gençleri Türkçeyi askere gittiklerinde öğrenirler. Memlekete her yıl 30-40 milyon lira zarar bırakan Ağrı Dağı’ndaki hayvan üretme çiftliğine su basılır, köylere su verilmez. Bizim insanlarımızın devlet gözünde hayvan kadar bile kıymeti yoktur. Ondan sonra da Kürt derler, Komünist derler, sindirirler bizi, ayrılık yaratırlar…
Bu 9 köyün hepsi ayrı ayrı köyler olmasına rağmen, su, elektrik meselelerini halledilmiş gibi göstermek için, mahalle haline getirip, Suveren köyüne bağladılar. İşte köyümüze gösterilen hizmet anlayışı budur.”
İlçedeki etnik yapının bu ayrılığı siyasal partilere de yansıyor onlar da kendi anlayışlarına göre topluluklar içindeki yerlerini alıyorlar. Siyasi partilerin, olaylara bakışı, öteki illerdeki izlenimlerimizden farksızdı…
AP İLÇE BAŞKANI: İLÇEDE SAĞ HÂKİMDİR TERÖRÜ SOL YAPAR
Iğdır’da yayınlanan, Hudut Posta Gazetesi sahibi olan, AP İlçe Başkanı Atalay Sever’e göre de “Iğdırlılar, Doğubayazıt’a, Kars’a giremiyorlardı ve terörü ilçe de aşırı sağın egemen olmasına rağmen sol kesim estiriyordu”.

Adalet Partisi (AP) İlçe Başkanı Atalay Sever
Atalay Sever Iğdır’ı şöyle anlatıyordu:
“Burada sağ hâkimdir, biz etnik ayrım yapmayız. Ama bazı ayrıcılar da var. İlçede MHP’li gençler baba ve annelerini de MHP’ye oy vermeye zorluyorlar, etkinlikleri buradan geliyor. Çok değil 5-10 yıl öncesine kadar Iğdır’da etnik ayrılık yoktu. Ama bugün Iğdır’dan çok kişi büyük kentlere göçüyor. Halk olay istemiyor, sanki sokağa çıkma yasağı varmış gibi saat 17.00-18.00’den sonra halk evlerine girip dışarı çıkmıyor. Iğdır yıllardan beri doktorsuzdur. Aralık ilçesinden bir pratisyen hekim geldi her gün 100-200 hasta görünce dayanamayıp istifa etti. Kars’a gidemediğimiz için, bizim Erzurum’a bağlanmamız gerekir, Kars’ta hiçbir işimizi yaptıramıyoruz.”
MSP İLÇE BAŞKANI: HÜKÜMET MHP’YE TAVİZ VERMEDEN KALSIN
MSP İlçe Başkanı Vahap Akar’a göre, “İlçede MHP’li polisler himaye görüyor, ülkücüler para topluyor ve olaylara karışıyordu.”

Milli Selamet Partisi (MSP) İlçe Başkanı Vahap Akar
Vahap Akar ilçe de devletin otorite boşlukları olduğunu belirtiyor, şöyle konuşuyordu:
“Biz bugünkü hükümetin kalmasından memnunuz, ancak MHP’ye fazla taviz vermeden kalsın, MHP’nin ilçede ırkçılık gayretkeşliğine dayalı bir ağırlığı var. Silahlanma, örgütlenme yapıyorlar. Iğdır’da hükümet ağırlığını koymazsa aşırı sağcılar yüzünden kimse seçimlerde sandık başına gitmez. Sıkıyönetim olduğu için genellikle bireysel olaylar oluyor. Solun da acımasızca ve rejimi yok etme faaliyetleri vardır. MSP’nin olaylara karışan tarafı yoktur. Halk devlet otoritesinin boşluklarından, olaylar üzerinde tarafsız olarak gitmeyişinden üzgündür. Tarafsız yöneticiler olursa yasalar adil olarak uygulanırsa her şey halledilir.”
MHP’LİLER: CESETLERİN ÜZERİNE MUTLULUK BİNA EDİLEMEZ
Başkan ilçe dışında olduğu için Iğdır’daki durumu, MHP ilçe örgütündeki MHP’li ve “ülkücü” gençlerle görüştük. MHP’liler ve aşırı sağ görüşlü gençler, “Solun, Türkiye’de iç savaş çıkarmak istediğini” öne sürerek şöyle konuşuyorlardı:
“Biz MHP’liler olarak hiçbir zaman anarşiye taraftar olmadık. Bize göre cesetlerin üzerine mutluluk bina edilemez. Türkiye’de sağdan da bazı kişiler öldürme olaylarına giriyor. Bunu, “Köşeye sıkıştırılan kedi tırmalar” sözü ile izah edebiliriz. Aşırı sol örgütlerin MHP’nin üzerinde yaptığı saldırıların doğurduğu kin ve nefs-i müdafaa nedeniyle ülkücüler de anarşinin içine çekilmektedirler. Biz solun yaptıklarını devletin yok olması olarak görüyoruz. Bu nedenle de anarşiye taraftar değiliz.”
CHP’YE GÖRE MHP NEDEN ETKİN?
CHP İlçe Başkanı Mecit Hun, ilçedeki siyasal yapıyı ve MHP’nin etkin oluşunun nedenlerini şöyle anlatıyordu:

CHP İlçe Başkanı Mecit Hun
“Azeriler ile etnik aşiretler arasında ilçede ekonomik bir çatışma vardır. İlçe merkezindeki küçük sanayi ve ticaret Azerilerin elindedir. Etnik aşiretler is genellikle dağ köylerinde yaşarlar ve hayvancılıkla uğraşırlar. Durum böyle olunca Azeri kesim, sosyal ve kültürel yönden büyük bir gelişme göstermiştir. Aşiretler ise devletin tüm hizmetlerinden yoksundur. Ekonomik güç, devleti de yanına alınca bir çatışma kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Siyasi gücü elinde tutan kişiler bir düşmanlık havası estirerek, oy toplamanın peşine düşerler, halkın şöven duyguların kamçılarlar. Şövenistlik konusunda da kendilerine en uygun parti MHP’dir. İlçede yasa dışı sol çok zayıftır. CHP, yasa dışı örgütlerle, kendi programı çerçevesinde, demokratik yollardan diyalog kurabilir.
Ülkücülerin kurtarılmış bölgeleri vardır. Iğdırmava Mahallesi bunlardan biridir. Buraya, bırakın yasa dışı solu, CHP İlçe Başkanı olarak ben giremem. Burası da ilçenin yarısını oluşturuyor.
Bize göre, hükümetlerin yan tutarak olayların üstüne gitmesi sıkıntıları daha da artırmakta, ülkeyi bir iç savaşa sürüklemektedir. Bizce çözüm, devlet kadrolarının aşırı sağ eylemcilerden arındırılmak koşu ile CHP ve AP’nin kuracağı bir hükümettir. Bugün ilçede her an bir olayın beklendiği günleri yaşıyoruz. CHP de gelse AP de gelse doğulunun kaderi değişmez. Devletin doğuya karşı tutumu çok değişiktir. Her şeye taban fiyatı verilir, hayvana gerçek taban fiyatı verilmez. Bu bölgeleri kuraklıkla birlikte yeni bir felaket beklemektedir. Doğudaki hayvancılığa el atılmazsa sosyal patlamaların olması normaldir.”
“ERZURUM’A BAĞLANMAK İSTİYORUZ”
Iğdır’da Azerilerin ve MHP’nin etkin kişilerinden biri olan Belediye Başkanı Hüseyin Akbulut’un olaylara yaklaşımı ise daha değişikti.

Iğdır Belediye Başkanı Hüseyin Akbulut
Akbulut, “Iğdırlıların gönlünde Erzurum’un ilçesi olmak yatıyor,” diyor, şunları söylüyordu: “Iğdır’da MHP hâkimdir, oy hakimiyetidir bu. Bazı mahalle ve sokaklarda ise sol militanlar hakimdir. İlçede ayrım yapanlar toplumun bu yapısından yararlanmak isteyenlerdir. MHP’nin ırkçılık çalışması yoktur. MHP içinde etnik aşiretlerden birçok aile vardır, partimiz onları başına tacı etmiştir. Milleti bölmek İsteyenler milliyetçi olamazlar. Bugün ilçemizde herhangi bir olay da yoktur, devlet terörü de yoktur. Burada olaylar vur-kaç usulü oluyor. Kars, Karaköse (Ağrı), Tunceli, Diyarbakır ve Diyadin’den seyyar sol militanlar gelip vurup kaçıyorlar. Bunlar beynelmilel komünizmin desteği ile uygulanan oyunlardır. Hedef rejimdir, devlettir. Burada sağ militan diye bir şey yoktur, milliyetçi duygu vardır. Sol militanlar çekilince sağcılar olay çıkartmaz.
Duvarlara, “Rizi peşmerge (doğrusu Bîjî Peşmerge yani Yaşasın Peşmerge’dir. Mücahit) yani Kürt savaşçıları geliyor, diye sloganlar yazılıyor. Halk militanların olaylarına katılmaz, tümünü itham etmek haksızlık olur. Bugün buralarda komünist ülkelerin propagandaları yapılmaktadır. Sosyal, ekonomik zorluklar ve Atatürk alabildiğine sömürülmektedir.
Burada bir bildiri dağıtmışlardı, şöyle şiirimsi bir yazı vardı üzerinde:
“Bir oğlum olursa eğer,
Eline yaşam dolu bir mavzer verin
Özgürlüğün harflerini kurşunlarla yazsın”
Yaşam dolu silah olur mu hiç, özgürlüğü kurşunla nasıl yazacaklar, bunları düşünmek gerek… Biz pasaportla Rusya’ya gideriz ama Kars’a gidemeyiz”
Mücahit Özden Hun | Hunacademy