VENEZUELA’DA FİDYE KRİZİ

Değerli Okuyucular:

Okuduğumuz bir yazı veya gördüğümüz bir resim elimizde olmadan, geçmişte kalan, unuttuğunu sandığımız olayların zihnimizde yeniden canlanmasına sebep olabilir, hatta o kötü tecrübeyi yaşadığımız günlerde içimizi dolduran dehşet, korku ve hayal kırıklığıyla yüklü duygular yeniden yüreğimize doldurabilir.

Birkaç gün öncesiydi. İnternette bir Meksika gazetesine göz atarken Meksika’ya giden, mafya tarafından kaçırılan ve ailesinden fidye istenen bir ABD vatandaşının başından geçenleri okuyunca, zihnim beni 1997 yılı yaz aylarına götürdü.

 

Meksika’da kaçırılan ve karşılığında ailesinden fidye istenen ABD’li turist

Meksika, Kolombiya ve Venezuela gibi ülkelerde özellikle ABD’li turistleri kaçırıp fidye isteyen bu konuda uzmanlaşmış mafya örgütleri var. Aynı senaryo hep tekrar eder durur: Adam kaçırılır. Elleri, ayakları, gözleri bağlanır. Ailesiyle telefon konuşması yapmasına izin verilir. İstenen fidye miktarının Bahama Adalarındaki bir bankaya yatırılması aksi taktirde öldürüleceği söylenir. Daha önce fidyesi ödenmediği için infaz edilen ABD’li turistlerin resimleri de ailesine gönderilerek işin ciddiyeti vurgulanır.

Bu durum özellikle ABD düşmanlığının en yüksek olduğu Venezuela’da sıkça yaşanmaktadır. Adam kaçıran çeteler özellikle petrol şirketlerinin elemanlarını hedef alır, zengin petrol şirketleriyle pazarlık yapıp milyonlarca doları hesaplarına aktarırlar.

PLANO’DAN SAN RAMON’A

1995 yılı mayıs ayında Pensilvanya Üniversitesi’ne (Philadelphia şehrinde) bağlı Wharton Bussiness School’dan İşletme Mastırı (Finans) ile mezun olunca birçok iş teklifi aldım. Ancak tekliflerin çoğu IT Management yani Bilgi İşlem ve Teknolojileri alanında hizmet veren şirketlerden geliyordu. Ama ben yeni bir endüstri alanında çalışmaya istekliydim. Çok geçmeden ARCO isimli petrol ve doğal gaz firmasından aldığım teklifi kabul ettim. Dallas şehri banliyösündeki Plano’da (bugün 200 bini aşkın nüfusa sahip bağımsız bir şehir) kurulu ARCO Araştırma ve Geliştirme Merkezinde “Planlamacı” olarak çalışmaya başladım. Görevim, yatırımların ve projelerin Net Present Value (NPV) yani net bugünkü değer analizini yaparak kârlı olup olmadıklarını incelemek, yönetime bu konuda sunum yapmaktı.

İki yılın sonunda yeni bir genel müdür atandı. Görev tanımımı değiştirmek isteyince şirketten ayrıldım. Birkaç hafta sonra Genel Merkezi Kaliforniya’nın San Ramon şehrinde olan Chevron (şevrın) Petrol ve Doğal Gaz firmasında çalışmaya başladım. Plano’nun boğucu ve nemli havasından sonra Kaliforniya’nın insana huzur veren güzel havasına geri dönmek beni mutlu etmişti.

Chevron, global enerji sektöründe önemli bir oyuncu olarak, dünya çapında birçok farklı bölgede operasyonlar yürüten çok uluslu bir enerji şirketidir. Şirket, hem geleneksel petrol ve doğal gaz kaynaklarının keşfi ve üretimi hem de kimyasalların keşfi, üretimi ve pazarlaması alanlarında faaliyet göstermektedir.

Chevron, Venezuela Hükûmetiyle bir sözleşme imzalamış, petrol ve doğal gaz arama ve çıkarma konusunda tek yabancı şirket olarak önemli imtiyazlar elde etmişti. Şirket, bu fırsatı kaçırmak istemiyordu. Venezuela Ulusal Petrol Şirketi, Petróleos de Venezuela, S.A. (PDVSA) ile birlikte ortak projeler üzerinde çalışma yapacakları için gönderilecek elemanların İspanyolca bilmesini özellikle şart koşuyordu.

SAN RAMON (sen ramon)

  

San Ramon şehri, San Francisco Körfez Bölgesi’nin bir parçası olarak kabul edilir. Çeşitli teknoloji ve enerji şirketine (Chevron) ev sahipliği yapan San Ramon 1983 yılından beri şehir statüsündedir. Yaşam kalitesi ve eğitim olanakları, doğal güzellikleri, güvenli mahalleleri ve yüksek yaşam standardı ile dikkat çekicidir. Chevron şirketinin yanı sıra, AT&T, General Electric, IBM gibi birçok önemli firma da eyalet çapındaki işlerini bu şehirden yürütmektedirler.

Central Park’a yakın bir stüdyoya yerleştim. Rahatım yerimdeydi. Beni en çok etkileyen şehrin yaşam kalitesinin ABD standartlarının üstünde olmasıydı. Parkları, yürüyüş ve bisiklet yolları, toplumsal aktivite merkezleri ve spor tesisleri ile aktif bir yaşam tarzını destekleyen geniş imkanlara sahiptir. Ayrıca, San Francisco’ya yakınlığı, şehir sakinlerinin büyük metropolün sunduğu kültürel ve eğlence olanaklarından yararlanmasına da imkân sağlamaktadır.

VENEZUELA’YA HAZIRLIK

Şirkete başladığımın ikinci haftası 20-30 kişinin katıldığı bir toplantı yapıldı. Katılımcıların çoğu Petrol, Kimya, Makine, İnşaat, Jeofizik, Çevre, Elektrik, Jeoloji mühendislerinden oluşuyordu. Sadece ben ve John (can), İşletme Mastırı yapan iki elemandık. John, anadili İspanyolca olan bir Amerikalıydı. ABD’de bu kesim “Latino” veya “Hispanik” olarak bilinir. Kaliforniya, 1769’da İspanya İmparatorluğuna dahil oldu. Meksika, 1821’de bağımsızlığını kazanınca bu kez Kaliforniya, Meksika devletinin sınırları içinde kaldı. Uzun savaşlardan sonra 1850’den itibaren de ABD’ye bağlı bir eyalet oldu. Bugün Kaliforniya nüfusunun % 40’ı Latino kökenlidir.

John, başarılı birisiydi. İşletme Eğitimini Stanford Üniversitesi’nde yapmış, lojistik konusuna yoğunlaşmıştı. O da benim gibi enerji sektöründe kariyer yapmayı ümit ediyordu. En büyük isteği ileride kendi firmasını kurmak, petrol ürünlerini dünya pazarlarına satmaktı.

***

Şirket Genel Müdürü, podyuma çıktı. Slayt projektör kullanarak Venezuela hakkında bilgi vermeye başladı. Kanıtlanmış petrol ve doğal gaz rezerv miktarına göre ülke sıralamasını veren bir slayt üzerinde dikkatlice durdu:

“Şu sıralamaya dikkatlice bakınız. Dünya petrol ve doğal gaz rezervlerinin en büyük kısmı Venezuela’dadır. Halbuki Venezuela petrol ve doğal gaz üretiminde dünya sıralamasında alt sıralardadır. Şirketimiz (Chevron), Venezuela Hükûmetiyle özel bir imtiyaz sözleşmesine imza attı. Artık Venezuela’da sadece bizim şirket operasyon yapmak hakkına sahip olacaktır. Bu önemli fırsatı kaçırmak istemiyoruz. Venezuela Ulusal Petrol Şirketi PDVSA ile birlikte hem petrol arama çıkarma hem de ham petrolün dünya marketlerine dağıtımı konusunda iş birliği yapacağız.”

Genel Müdür, heyecanlıydı. Doğrusu bizim için de büyük bir deneyim olacaktı.

“Hazırlıklarınızı tamamlayınız. Haftaya yola çıkıyorsunuz.”

Kanıtlanmış petrol rezervi (milyar varil)

  1. Venezuela                                       304
  2. Suudi Arabistan                            259
  3. İran                                                  209
  4. Kanada                                            170
  5. Irak                                                   145
  6. Kuveyt                                              102
  7. Birleşik Arap Emirlikleri              98
  8. Rusya                                               80
  9. Libya                                                48
  10. ABD                                                  44

 

NOT: Petrol endüstrisinde “kanıtlanmış rezerv”, bilinen rezervuarlardan mevcut ekonomik ve operasyonel koşullar altında yüksek bir güven derecesiyle geri kazanılabilir olduğu kanıtlanmış doğal kaynak miktarını ifade eder.

CIUDAD GUAYANA (Guayana Şehri)

Guayana Şehri sokaklarından bir görünüş

Bir hafta sonra San Francisco’dan Venezuela’nın başkenti Caracas’a doğru yola çıktık. John ile yan yana oturmuştuk. Doğrusu John bu görevden pek memnun görünmüyordu. “Uzun yıllar Venezuela’da kalmak zorunda kalabiliriz,” diyerek iç karartıcı bir senaryoya kaptırmıştı kendisini.  ABD’deki Latino kökenliler, kendilerini Meksika’ya yakın hisseder ama diğer İspanyolca konuşan diğer ülkeleri küçümser bir edayla konuşurlar. “Duymuştum, yemekleri berbat. Canımız çok sıkılacak! Üstelik kızları da çok çirkin.”

Uçuş boyunca John’un bu türden yakınmalarını dinlemek zorunda kalmak elimde olmadan beni de verdiğim kararı gözden geçirmeme neden oluyordu.

8-9 saatlik bir uçuştan sonra Caracas’a vardık. Havalimanında 3-4 saatlik bir bekleyişten sonra bu kez yine uçakla Caracas’tan Ciudad Guayana isimli şehre doğru havalandık. 1-1,5 saatlik bir uçuştan sonra Ciudad Guayana’ya vardık.

Ciudad Guayana, Venezuela’nın Orinoco Petrol Kuşağı’nda yer alan en büyük şehirdir. Orinoco Petrol Kuşağı, dünyanın en büyük ağır ham petrol rezervlerinden birine sahiptir. Venezuela’nın petrol üretiminin önemli bir kısmını sağlar.

Venezuela’nın ve dünyanın en büyük petrol rezervi: Orinoco

Ciudad Guayana, petrol endüstrisiyle olan bağlantıları nedeniyle önemli bir merkez olarak kabul edilir. Şehir, Amazon’dan sonra Güney Amerika’nın en uzun ikinci nehri olan Orinoco nehri ile daha küçük olan Caroni nehirlerinin birleştiği noktada yer alır. Ülkenin önemli sanayi ve ticaret merkezlerinden biridir. Hidroelektrik santralleri, demir ve çelik tesisleri gibi büyük endüstriyel tesislerine de ev sahipliği yapar. Guri Barajı, dünyanın en büyük hidroelektrik projelerinden biridir ve şehrin yakınlarında bulunur.

Orinoco Nehri, Venezuela içindeki önemli bir ulaşım yolu olup, birçok uzak bölgeye erişim sağlar ve ticaret için kritik bir arterdir. Nehir, özellikle iç bölgelere mal taşımacılığı ve yerel halkın yaşam biçimi için hayati bir kaynaktır. Ayrıca nehir ve çevresindeki alanlar, yüzyıllardır birçok yerli topluluk için hem yaşam kaynağı hem de kültürel merkez olmuştur. Bu bölge, yerli halkların tarihini, kültürünü ve geleneklerini yansıtan zengin bir mirasa sahiptir.

Ciudad Guayana, üniversiteler ve teknik enstitüler dahil olmak üzere çeşitli eğitim kurumlarına ev sahipliği yapar. Bu kurumlar, bölgenin sanayi ihtiyaçlarına uygun eğitim programları sunarlar. Ayrıca, şehirde sanat galerileri, müzeler ve kültürel merkezler bulunur, bu da Ciudad Guayana’nın sadece bir sanayi merkezi değil, aynı zamanda bir kültür ve eğitim merkezi olarak da önemini vurgular.

***

Havalimanında bizi karşılayıp şehirdeki otellere dağıttılar. Ben ve John, Inter Continental Hoteline yerleştik. Odaları konforluydu. Kaliteli bir hizmet anlayışı vardı.

Chevron’un şehirde küçük bir toplantı merkezi vardı. Her gün kahvaltıdan sonra orada buluşuyor, genel değerlendirme yapıyorduk. PDVSA şirketinin elemanları da toplantıya katılıyor, daha çok İspanyolca konuşarak çalışma programı konusunda düşüncelerini bizimle paylaşıyorlardı.

Nerdeyse üç yıldır petrol şirketlerinde çalışıyordum ama henüz gerçek anlamda ham petrol görmüş değildim. Bir gün sonra bizleri toplu halde Orinoco bölgesinde şu an ismini hatırlamadığım bir petrol sahasına götürdüler. İlk o zaman petrolün yeraltından nasıl çıkarıldığına ve nasıl borularla bir merkeze aktarıldığına şahit oldum. Mühendisler artık bu bölgede yapılmış şantiyelerde kalacak, Venezuelalı meslektaşlarıyla sahada ölçümler yapacaklardı.

Akşama doğru, ben ve John’u tekrar Ciudad Guayana’ya geri getirdiler. Bizim görevimiz, mühendislerin ulaştıracakları bilgileri esas alarak çeşitli hesaplar yapmak, bir yandan işletmenin kârlılık hesabını yaparken bir yandan da lojistik konulara daha uygun çözümler bulmaktı.

***

Aradan üç hafta kadar zaman geçmişti. Bir Pazar günüydü. Öğlene doğru bir zamandı. Otelin lobisinde oturmuş laptop bilgisayarımla bazı çalışmalar yapıyordum. John karşımda belirdi:

“Hadi gidip dışarıda yemek yiyelim!”

“John, oteldeki steakhouse (biftek lokantası) çok lezzetli. İstersen akşam yemeğini dışarıda yeriz.”

John, biraz da canı sıkılmış bir halde, “Biraz dolaşmaya çıkıyorum. Akşama görüşürüz,” dedi.

Şehirdeki birçok lokantada yemek yemiştim ama hiçbirisi oteldeki kadar lezzetli biftek yapamıyordu. Aşçı, Fransız olduğu için yemeklerini yıllar önce Paris günlerimi hatırlatacak bir lezzette hazırlıyordu. Her seferinde kendisine Fransızca teşekkür ediyordum. Eşi Venezuelalı olduğu için Fransa’nın Lyon şehrinden buraya gelmişti. O da benimle Fransızca konuşmaktan son derece memnun oluyor, dostluğumuza önem veriyordu. En çok sevdiğim ta Fransa’dan getirttiği Lyon hardalını bana özel olarak servis etmesiydi.

Yemekten sonra tekrar lobiye çekildim. Bir yandan kahve içiyor bir yandan da derin finans hesapları yapıyordum. Akşam yemeği zamanı yaklaşıyordu ama John ortalıkta görünmüyordu. Halbuki akşam yemeğini birlikte dışarıda yemek için sözleşmiştik. Epeyce bekledim. Akşam yemeğini de otelde yiyip odama çekildim.

Gecenin bir yarısıydı. Telefon çaldı. Karşıda Chevron’un Venezuela operasyonlarından sorumlu müdürü vardı. Ta Wharton’daki öğrencilik yıllarımdan beri “Mücahit” yerinde “Kevan” adını kullanıyordum. Amerikalılar, hatta eşim bile “Mücahit” ismini telaffuz etmekte zorlanıyorlar, garip sesler çıkarıyorlardı. Doğru telaffuzu öğretmek için çaba göstermekten artık bana bıkkınlık gelmişti. Resmi kayıtlara göre 9 Aralık (gerçek doğumum 4 Kasım) doğumlu olduğum için Yay burcundayım. Kürtçe Yay burcuna “Kevan” denildiği için ben de bu ismi benimsemiştim. Telaffuzu kolaydı.

“Kevan, John’u kaçırmışlar.”

Yatağımdan fırladım.

“Ne diyorsun Liam? Kim kaçırmış?”

“John yolda yürürken bir grubun saldırısına uğramış, apar topar bir arabaya konarak şehir dışına çıkarılmış. Az önce beni aradılar. Fidye istiyorlar. Derhal merkeze gel! Otele polis gönderiyorum. Onların eşliğinde sokağa çıkmanı istiyorum.”

Merkezde toplandık. ABD’deki Genel Merkezi durumdan haberdar ettik. Genel Müdür’ün sesi ağlamaklı gibiydi.

“John hayatta mı? Buna emin olmalısınız.”

Sabaha kadar telefonun çalmasını bekledik. Öğlene doğru John’u kaçıranlar tekrar aradı. Liam, sordu:

“John hayatta mı?”

“Evet!”

“Sesini duymak istiyorum.”

“Birkaç saat sonra arayacağım.”

Beklemeye koyulduk. Büyük bir hayal kırıklığı sanki ruhumuzu bedenimizden alıp çıkarmıştı. Sessizdik. İçerisi sivil ve resmi polisle tıklım tıklımdı.

Telefon tekrar çaldı. Liam, cevap verdi. Karşıda John’un sesi vardı. Liam, telefonu kapattıktan sonra bize ve polislere döndü:

“John hayatta. 5 milyon dolar fidye istiyorlar. Paranın yatırılacağı hesabı bize email ile göndereceklermiş.”

Akşama doğru şirketin email adresine paranın yatırılacağı Bahama Adalarındaki bir bankanın hesap numarası iletildi.

Merkezden ayrılamaya istekli değildik. Dışarıdan yemekler getirildi. Bir yandan merakla telefonun çalmasını bekliyor, bir yandan da aralıksız bir şekilde kahve tüketiyorduk. Bazılarımız başımızı masaya dayayarak uyuya kaldık.

“Liam, gelişmelerden John’un ailesinin haberi var mı?”

“Bilmiyorum! Bu da Genel Müdürün sorunu olsun.”

Öğlene doğru telefon tekrar çaldı. Karşıdaki ses tehdit etti: “Eğer iki gün içinde parayı yatırmazsanız arkadaşınızı infaz edeceğiz.”

Bu bilgiler olduğu gibi Genel Merkez’e ulaştırıldı. Caracas’taki ABD Büyükelçiliğinden gelen muhtemelen CIA Ajanı bir yetkili Venezuelalı yetkililerle sık sık toplantı yapıp, durum değerlendirmesi yapıyordu.

Bir ara Venezuelalı bir polisle sohbetim oldu. Adam nerdeyse gülerek anlattı:

“Anlamadığım bir şey, bu türden olaylar Venezuela’da çok sık oluyor. Şirketiniz sizi uyarmadı mı?”

“Hayır!”

“Büyük hata! Birkaç ay önce yine bir Amerikalıyı kaçırdılar. Ailesinden fidye alıp serbest bıraktılar.”

John, Latino olduğu için Venezuelalılara çok benziyordu. Merakla sordum:

“John, tipik beyaz bir Amerikalı değil. ABD vatandaşı olduğunu nasıl anladılar?”

“Muhtemelen otelde çalışanlar bu bilgiyi mafya grubuna aktarıyorlar. Bunu araştırıyoruz ama ciddi bir ipucu bulacağımızı sanmıyorum. Siz de tehlike altındasınız. Bunu bilmenizi istiyorum.”

Konuşulanları elbette Liam’a aktarmadım.

***

Üç gün sonra John serbest bırakıldı. Pazarlıklar gizli tutulduğu için mafya grubuna ne kadar para verildiğini hiçbir zaman öğrenemeyecektim. Polisler John’u götürüp sorguladılar. Akşama doğru otele getirip bıraktılar. Kapıya da birkaç polis diktiler. John, ABD’ye geri dönmek istiyordu.

“Kevan, akıllıysan sen de benimle gelirsin. Burası çok tehlikeli.”

Birkaç soru sordum ama John, konuşmaya istekli değildi. Olayın şokunu üzerinden henüz atamamıştı. Depresyondaydı.

Birkaç gün sonra Liam’a ABD’ye dönmek istediğimizi söyledik. Liam, çaresiz bir şekilde isteğimizi kabul etti.

Ertesi gün Caracas’tan San Francisco’ya uçarken John yaşadıklarını anlattı:

“Pazar günü olduğu için sokaklar sakindi. Bir caddeye dönmek üzereyken yüzüme bir yumruk yedim. Beni apar topar bir arabaya koyup şehir dışına çıkardılar. Saatlerce yol aldıktan sonra ormanlık bir alana götürdüler. Arabadan indirdiler. Etrafta silahlı adamlar ellerinde telsizle birbirleriyle haberleşiyorlardı. Beni ağaçların arasına yere uzatıp, ellerimi, ayaklarımı ve gözlerimi bağladılar. Öldürmemeleri için yalvardım. Ailemin tek çocuğu olduğumu, annemin kalp hastası olduğunu, ölürsem annemin acıma dayanamayarak öleceğini falan söyledim. Umursadıkları yoktu. Arada bir ekmek ve su veriyorlardı. Alacakları yüklü fidye için hayatta kalmam gerekiyordu. Gözlerim bağlı olduğu için aradan kaç gün geçtiğini hatırlamıyorum. Bir gün arabaya bindirip bilmediğim bir yere bıraktılar. Polise telefon açıp nerede olduğum bilgisini vermişler.”

***

Ertesi gün San Ramon şehrinde şirketin genel merkezindeydik. Ortalıkta derin bir sessizlik vardı. O gün eşyalarımı toplayıp Plano’ya döndüm. Üç ay kadar süren Chevron maceram da bu şekilde sona erdi.

 96 Toplam Görüntülenme