KÜRESELLEŞME / BİLGİ ÇAĞININ SONU VE IĞDIR

Toplu Yazılar

Değerli Okuyucular:

Bu kısa yazımda sevgili Iğdırlı hemşerilerimin dikkatini önemli bir noktaya çekmek istiyorum. Daha önceki yazılarımda Iğdır’ımızın geçmişte talihsiz bir şekilde önemli fırsatları kaçırdığını, önüne çıkan dönemeçler içinde boğulup kaldığını, TARİHİ öneme sahip dev bir atılım yapamadığını kaleme almıştım. Bu tarihi dönemeçleri kısaca hatırlatmak isterim:

  1. 1930’lu yıllarda Doğu Anadolu’nun en zengin tüccarları Margara Köprüsü (Alican Köprüsü) üzerinden Sovyetler Birliği ile ticaret yapmak için Iğdır’a akın ettiler. Reşit Keki, İsmail Şefkatli, Halef Boran, Zeki Keki, Cevdet Ergin (sanatçı Erol Evgin’in babası) şu an aklıma gelen birkaç isimdir. Elbette Iğdır’ın yerli zenginleri de vardı: Hüseyin Yaycı, Nağı Odoğlu, Parlar kardeşler (Hacı Nağdali ve Gulem Parlar), Meşe Haydar Yüksel, Resul Taner, Bağır Aras, Çöllü, Şöllü ve Tezel aileleri, Kürtlerden Güneş Ailesi (Abdurrezak Bey), Ahmed Şemo ve diğerleri 1930’lu yıllarda sermaye birikimini elinde bulunduran önemli aile ve şahsiyetlerdi. Dışarıdan gelen yabancı tüccarlarla, Iğdır’ın yerli tüccarları birleşip sinerji yaratamadıkları için Iğdır; sadece antrepo, depo, hayvanlar için geçici konaklama yeri olarak “pasif” bir misyon üstlenmekle yetindi. Kazanılan paralar Iğdır’ı terk etti. O yıllar Iğdır, eğer kazanılan paraları yatırıma dönüştürebilseydi, bugün Türkiye’nin en gözde şehirlerinden birisi olacaktı. Nağı Odoğlu gibi vizyon sahibi iş adamları 1930’lu yıllarda konserve fabrikası kurdular, ürünleri İzmir Fuarında Birincilik Ödülü kazandı, Avrupa’ya konserve ihracatı yapıldı. Doğu Anadolu’nun en büyük bağ ve bahçelerini kendi elleriyle diktiler ama bir türlü şeytanın bacağını kıramadılar. Yoksa Iğdır’ımız, ta 1930’dan itibaren Türkiye’nin turşu, reçel, salça ihtiyacını karşılayan devasa konserve fabrikalarının kurulu olduğu bir merkeze dönüşebilecekti.
  2. Iğdır’ımız, ikinci önemli fırsatını 1950’lerde yakaladı. İki önemli sanayi ürünü Pamuk ve Şeker Pancarı, Iğdır’a çağ atlatabilecek bir fırsat verdi. Düşününüz, Doğu Anadolu’da pamuk ve şeker pancarı sadece Iğdır’da yetiştiriliyordu. Iğdır’da yetişen şeker pancarını işlemek için Erzurum, Kars ve Ağrı şeker fabrikaları kuruldu ama Iğdır’da böyle bir fabrikanın açılması asla gündeme gelmedi veya sesler cılız kaldı. Aynı şekilde, Doğu Anadolu’da sadece Iğdır’da Pamuk yetiştiriliyordu. Bu pamuğu yerinde işleyecek tekstil fabrikalarının kurulması asla gündeme gelmedi. Iğdır pamuğu Kayseri, Adana ve İzmir gibi illere gönderildi, haraç-mezat elden çıkarıldı. Iğdır’a verilen görev, pamuğun çekirdeğini elyafından ayıran çırçır fabrikalarının kurulmasıyla yetinmesiydi; yani işin hamallığıydı.

Bu aşamada sizlere önemli bir soru sormak isterim: Niçin Iğdır tekstil ve şeker fabrikalarını kurmakta başarılı olamadı? Sorunun cevabı çok açıktır ve o derece de acıdır: ZÜMRELER ARASI ÇATIŞMA YÜZÜNDEN.

1950’lerde Iğdır siyasi dengesini kaybetmiş, kendi şehrinin vizyonunu bir kenara itmiş, zümreci siyasetçilere diz çöktüreceğine, maalesef parçalı bir yapıda, zümreci siyasetçilerin önünde diz çökmüştür. Eğer o yıllar Iğdır’da tekstil ve şeker fabrikaları kurulsaydı, Iğdır’ımız tekstil ve şekerin türevleri yani giyim sanayi, çikolata, şekerleme konusunda Türkiye’de önemli bir merkez olacaktı. Ayrıca şeker pancarının küspesi ve pamuğun çekirdeği ile de hayvancılık çiftlikleri kurularak modern hayvancılığa geçiş yapabilecekti. Bu Iğdır’ımızın kaçırdığı ikinci büyük fırsattı. Eğer Iğdır o yıllar bunları başarabilseydi, süt ürünleri konusunda da hiç şüphesiz marka olabilecekti.

  1. Iğdır’ımız 3 Haziran 1992’de il oldu. Bunu sonucu olarak birçok yatırım devlet eliyle zorunlu olarak yapıldı. Bu yatırımlar, sadece Iğdır’a değil “il” olan tüm merkezlere yapılmıştır. Iğdır’ın iç dinamiklerinin sonucu olarak ortaya çıkmamıştır. Iğdır, “il” olunca çevre il ve ilçelerden hatırı sayılır göç aldı. Bunun sonucu olarak inşaat sektörü hamle yaptı ancak şunu bilmemiz gerekir ki inşaat sektörü, faal olduğu sürece istihdam sağlar, ama bir şehrin kalkınmasına katkı sunmaz. Iğdır’da inşaat sektörü artık doyum noktasına gelmiş, ev fiyatları Ankara ile yarışır olmuştur. Iğdır’ımıza üniversite kurulması da il olmasının zorunlu bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Iğdır, hala kendi iç dinamikleriyle gelişen bir il olmaktan uzaktır. Hiçbir konuda marka sahibi değildir. 1992 yılından beri Iğdır’ın gündeminde olan tek bir konu vardır: Milletvekilliklerini ve Belediyeyi, acaba Kürtler mi alacak yoksa Azeriler mi?  Maalesef siyasilerimiz vizyon yoksunudurlar. Oy ve zümrecilik kaygısıyla hareket etmektedirler. Bunu kendilerine yapılmış bir haksızlık sayabilirler ama gerçekler bu yöndedir. Siyasilerimizin yaptığı en iyi iş, bağlantılarını kullanarak kendilerine yakın gördüklerini işe yerleştirmektir. Bunu yaparken maalesef zümrecilik ve oy hesapları önemli bir rol oynamaktadır.

Değerli iş adamlarımız, son yıllarda Iğdır’a sermaye aktarmaya başlamışlardır. İshak Yaycılı Beyin kurduğu lojistik şirketi umarım kısa sürede Türkiye’nin en önemli lojistik merkezi olur. Aynı şekilde Bayraktutan köyünde modern ahırlar kuran, ta Arjantin’den cins inekler getirterek Iğdır’a özgü bir sektör yaratmaya çalışan Selçuk Turan Bey’in de Iğdır’ımıza hayvancılık sektörü anlamında yeni bir canlılık getireceğine inanıyorum. Yine süt ürünlerine yoğunlaşan HAS Mandıra’nın sahibi Ziya Yiğit Bey’in çabaları da göz ardı edilmemelidir. Tacettin Şimşek Bey’in inşaat sektörüne getirdiği yeniliklerin özgün karakterini Iğdır için bir şans sayıyorum. Alagöz Holding’in sahibi Cantürk Alagöz Bey’in çok yönlü çabalarını takdirle izliyoruz. Özellikle Iğdır FK’yı kurarak, Iğdır’da zümreler ve mezhepler üstü ortak bir ruh yaratmak konusunda gösterdiği kararlı duruşun devamını diliyorum.

Üniversitemizin kurulmasıyla Iğdır, eğitim sektöründe çağ atlama aşamasındadır. 12 bin öğrenci kapasitesine sahip üniversitemizin yanı sıra KEY Koleji ve Bahçeşehir Kolejinin Iğdır şubelerinin açılması, eğitimin çeşitlenmesi, Iğdır için hem yeni bir açılım hem de yeni bir meydan okuma olarak görülmelidir.

Iğdır’ımız tarihinin ona sunduğu ÜÇÜNCÜ fırsatının içinden geçmektedir. Sanayi, ticaret, enerji, inşaat, hayvancılık, lojistik, eğitim, spor ve diğer alanlarda birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkan bu patlamalar acaba birleşerek bir volkana dönüşebilecek midir yoksa her birisi kendi ateşi içinde sönüp kül mü olacaktır? İşte bu sorunun cevabını verebilmek için başlıkta kullandığım KÜRESELLEŞME VE BİLGİ ÇAĞI kavramlarını gözden geçirmemiz gerekmektedir.

Değerli Okuyucular:

1990’da Sovyetler Birliği’nin çökmesiyle ortaya çıkan KÜRESELLEŞME artık ömrünü doldurmuş ve önemini kaybetmiştir. İnternet’in her eve girdiği günümüzde hem küreselleşme hem de bilgi çağı sona ermiştir. Küreselleşme olgusundan pay kapanlar mutlu bir şekilde bu tanımın üzerine bir çizgi çekmişler, yeni bir arayışın peşinde koşmaktadırlar. Henüz Türkiye’nin kapısını çalmamış olan bu yeni olgu ve arayışın adı, YEREL VE BÖLGESEL bütünleşmedir. Iğdır’ımız vakit kaybetmeden, bu iki olguya el atmalı, fark yaratmalıdır. Nasıl ki iyi bir orkestra eserinin icrası için bir orkestra şefine ihtiyaç varsa -yoksa da kakafoni yani çok seslilik olur- Iğdır’ımız; en kısa sürede tüm güçlerini birleştirerek, güçlü bir toplumsal iradenin yönetiminde, YEREL VE BÖLGESEL bütünleşmeyi gerçekleştirmelidir.

YEREL VE BÖLGESEL BÜTÜNLEŞME NEDİR?

Cantürk Alagöz Bey’in el attığı ve yeniden biçimlendirdiği Iğdır FK’nü (Futbol Kulübü) düşünelim. Eğer Iğdır halkı, Kürt-Azeri, Sünni-Caferi demeden, Iğdır FK’nün maçlarını merak ediyorsa, her kazandığında bundan mutluluk duyuyorsa ancak o zaman Iğdır FK 2.Lige çıkabilir. Başkan ne kadar iyi niyetli olursa olsun, oyuncuların kalitesi ne olursa olsun, eğer yerel bütünleşme yoksa, Çarpala köyünden merhum Fatih Aksoy gibi yürekler heyecanla atmıyorsa,  Iğdır FK bir yerde “pes” edecektir. Bu sadece basit ve anlaşılır bir örnektir.

Iğdır FK sevdalısı merhum Fatih Aksoy’u rahmetle anıyoruz

Aynı ruh halini lojistik, hayvancılık, inşaat, eğitim ve diğer sektörlere de uygulayabilirsiniz. Eğer Selçuk Turan Bey’in hayvancılık sektöründe başarılı olmasını, Iğdır’a bir değer kazandırmasını istiyorsak, O’nun çabalarını takdir etmeli, toplumsal desteğimizi sunmalıyız.

Bu eksiklik en çok da EĞİTİM alanında kendisini hissettirmektedir. Iğdırlı hemşerilerim hala 12 bin öğrencisi olan üniversiteyle bütünleşmiş değildir. Üniversiteyi sadece diploma veren bir kurum olarak görmek anlayışı maalesef varlığını devam ettirmektedir. Üniversitenin yaşadığı sıkıntıları, “Devletin sorunudur” şeklinde gören bir anlayışla büyük bir fırsatı kaçırdığımızı bilmenizi istiyorum. Üniversiteyle bütünleşen bir Iğdır, üçüncü fırsatını yakalayabilecektir.

Üniversitemiz belli konularda marka olmalıdır. Örneğin software, bilişim teknolojileri, lojistik uygulamaları, ziraat, turizm akla gelen birkaç isimdir. Üniversitemiz yerel değerlerle bütünleştikçe yol haritasını kendisi belirleyecek, belli konularda uzmanlık kazanacak şekilde yapılanacaktır.

“Yerel” kelimesiyle Iğdır, civar il ve ilçelerini; “Bölgesel” kelimesiyle de sınır komşularımız Ermenistan, Nahçıvan (Azerbaycan) ve İran’ı kastediyorum.

Iğdır, jeopolitik öneme sahip bir ildir. Bu nedenle İngilizceye ek olarak üniversitede Kurmançça, Azerbaycan Dili, Ermenice, Farsça ve Rusça’nın yoğun şekilde öğretildiği filoloji bölümleri olmalıdır. Bölge üniversiteleriyle işbirliği geliştirilmelidir.

Iğdır’ımız, 1930’lu ve 50’li yıllarda yaptığı hatalara düşmeden, zümreler ve mezhepler üstü bir yaklaşımla, yerel ve bölgesel bütünleşmeyi sağlayacak büyük adımı atmalıdır. Vizyonunu ve planını beş yılda bir yapılan seçimleri esas alarak değil, elinde var olan değerleri büyütmeye öncelik vererek yapmalıdır. Unutmayalım ki Iğdır’da kurulan her şirket her yatırım bizimdir; her fakülte her eğitim kurumu bizimdir; her futbol takımı her spor etkinliği bizimdir. Biz sahiplendikçe onlar büyüyecek, böylece Iğdır’ımız yepyeni bir döneme imza atacaktır.

Zümreler ve mezhepler arasında, açıktan veya gizliden devam ettirilen “Yabancılaşma” duygusunu bir kenara itip, binbir zahmetle yatırım yapan özel ve kamu tüzel kişilikleriyle bütünleşerek, onların sorunlarını kendi sorunumuz gibi görmenin ve hamle yapmanın artık zamanı gelmiştir; yoksa da Iğdır’ımız ÜÇÜNCÜ TRENİNİ de kaçıracaktır.

SaygılarımlaAşağıdaki iki sekme aşağıdaki içeriği değiştirir.

Toplam Sayfa Ziyareti: 18 - Bugünkü Ziyaret: 1