Mücahit Özden Hun

Amerikalı General Harbord ve Sürmeli Ovasının Sessizliği (1919)

Paylaş

1919 yılı, yalnız Osmanlı Devleti’nin yenilgisinin değil, Doğu Anadolu ve Kafkasya’da sınırların, hafızaların ve komşulukların parçalandığı bir yıldı. Savaş bitmiş görünüyordu; fakat savaşın geride bıraktığı öfke, açlık, göç, intikam ve güvensizlik henüz bitmemişti. Paris Barış Konferansı’nın salonlarında çizilmeye çalışılan haritalar, sahadaki insan gerçeğini anlamakta zorlanıyordu. Ermenistan meselesi, Osmanlı bakiyesi toprakların geleceği, Kafkasya’da doğan yeni cumhuriyetler, muhtemel bir Amerikan manda yönetimi ve Türk, Ermeni, Kürt, Azerbaycan Türkü ilişkilerinin gerçek durumu artık masa başından anlaşılamaz hale gelmişti.

İşte General James G. Harbord başkanlığındaki Amerikan askerî heyeti bu kırılma anında bölgeye gönderildi. Bu bir nezaket ziyareti değildi. Washington, dosyaların değil, toprağın konuşmasını istiyordu. General Harbord’un görevi, Amerika’nın bölgede muhtemel sorumluluk üstlenmesi hâlinde karşılaşacağı siyasi, askerî, coğrafi, idari, ekonomik ve toplumsal şartları yerinde incelemekti. Başka bir ifadeyle General Harbord, yalnız Ermenistan’ın durumunu görmek için değil; Amerika’nın bir manda yönetimi üstlenip üstlenemeyeceğini, böyle bir sorumluluğun ne kadar asker ne kadar para ne kadar idari kapasite ve ne kadar uzun zaman gerektireceğini anlamak için yola çıkmıştı.

General Harbord sıradan bir subay değildi. Birinci Dünya Savaşı’nda Amerikan sefer kuvvetlerinin üst komuta kademesinde görev yapmış; disiplinli, ayrıntılara dikkat eden, askerî gözlemi idari değerlendirmeyle birleştirebilen bir isimdi. Amerika, Yakın Doğu gibi iç içe geçmiş bir coğrafyayı anlamak için yalnız cesur bir asker değil, soğukkanlı bir muhakeme adamı arıyordu. General Harbord bu nedenle seçildi.

Heyetin kadrosu da görevin ağırlığını gösteriyordu. İçinde generaller, kurmay subaylar, mühendisler, doktorlar, haritacılar, iktisat uzmanları, ulaştırma uzmanları, hukukçular, tercümanlar ve kâtipler vardı. Çünkü mesele yalnız güvenlik meselesi değildi. Bu, bir imparatorluğun çöküşünden sonra ortaya çıkan bütün enkazın sayımıydı.

General Harbord’un hazırladığı raporun resmî adı "Yakın Doğu’da Durum: Ermenistan’a Gönderilen Amerikan Askerî Heyetinin Raporu" idi. Rapor, Tümgeneral James G. Harbord tarafından 16 Ekim 1919 tarihinde, U.S.S. Martha Washington gemisinde hazırlanarak sunuldu. Daha sonra Washington’da Government Printing Office tarafından 1920’de basıldı ve 13 Nisan 1920’de ABD Senatosu’na sunuldu. Böylece General Harbord’un seyahati yalnız bir askerî gözlem gezisi olarak kalmadı; Amerikan dış politikasının, Ermeni meselesinin, Millî Mücadele’nin ve Kafkasya tarihinin önemli belgelerinden biri hâline geldi.

General Harbord'ın hazırladığı rapor (Yakın Doğu’da Durum: Ermenistan’a Gönderilen Amerikan Askerî Heyetinin Raporu)
General James Harbord (sağdan ikinci), silah arkadaşlarıyla (1 Temmuz 1919)

General Harbord (oturan) ve Kurmay Heyeti

General Harbord Heyeti önce deniz yoluyla İstanbul’a ulaştı. Şehir görünüşte hâlâ bir imparatorluk başkentiydi; fakat limanlarında yabancı savaş gemileri vardı, devlet dairelerinde yenilginin sessizliği dolaşıyordu. Ardından Bağdat Demiryolu üzerinden Adana’ya geçildi. Tarsus, Ayas ve Mersin görüldü. Sonra Halep, Mardin, Diyarbakır, Harput, Malatya, Sivas, Erzincan ve Erzurum hattı izlendi. Bu güzergâh tesadüf değildi. General Harbord, çöküşün damarlarını takip ediyordu.

Erzurum’daki Türk yetimhanesinden erkek çocuklar, General Harbord’un heyetinin gelişini beklerken. Erzurum, 25 Eylül 1919.

Erzurum’dan sonra seyahat daha kritik bir safhaya girdi. Çünkü artık yalnız Osmanlı vilayetlerinden değil, savaşın doğrudan parçaladığı sınır bölgelerinden geçilecekti. General Harbord Heyeti 25 Eylül 1919’da Horasan hattına geldi. Burada heyetin bir bölümü Bayezid yönünde inceleme yapmak üzere ayrıldı. Ana heyet ise Kars ve Ermenistan Cumhuriyeti yönüne ilerledi.

27 Eylül 1919’da General Harbord Heyeti Kars’a ulaştı. Kars, Rus idaresinden kalma taş yapıları, kışlaları, düzenli yolları ve askerî ağırlığıyla dikkat çekiyordu. Fakat şehir ne kadar sağlam görünürse görünsün, siyasal geleceği belirsizdi. General Harbord burada yalnız bir şehir görmedi; Rus idaresinin izlerini, Ermenistan Cumhuriyeti’nin yeni hâkimiyet arayışını ve bölgenin askerî kırılganlığını birlikte gördü. Kars’ta törenler, karşılamalar, resmî temaslar ve Amerikan yardım kuruluşlarının faaliyetleri vardı. Fakat bu resmî görüntünün arkasında yoksulluk, göç, açlık ve korku duruyordu.

Aynı gün akşam saatlerinde General Harbord Heyeti Kars’tan ayrıldı ve Kağızman’a yöneldi. Yol kolay değildi. Yağmur, bozuk yollar, mekanik arızalar ve güvenlik endişesi seyahati ağırlaştırdı. Heyet gece yarısına doğru Kağızman’a ulaştı. Bu nokta önemlidir. Çünkü Kağızman’dan sonra General Harbord artık doğrudan Aras hattına, yani Sürmeli coğrafyasına açılan bölgeye girecekti.

28 Eylül 1919 sabahı General Harbord Heyeti Kağızman’dan ayrılarak Kulp üzerinden Erivan yönüne hareket etti. Buradaki Kulp, bugünkü Tuzluca’dır. Dolayısıyla General Harbord’un Tuzluca hattına girişi 28 Eylül 1919 sabahıdır. Bu tarih yalnız bir güzergâh ayrıntısı değildir. Çünkü Tuzluca’dan sonra yol, Aras havzasına ve Sürmeli Ovası’na, yani Iğdır bölgesine açılır.

General Harbord’un Iğdır’a gelişi, şehir merkezinde resmî bir törenle karşılanma anlamında değil, Sürmeli/Iğdır coğrafyasına fiilen giriş anlamında anlaşılmalıdır. Tarihî güzergâh net biçimde şunu gösterir: General Harbord Heyeti 27 Eylül 1919’da Kars’a, aynı gece Kağızman’a, 28 Eylül 1919 sabahı Kulp/Tuzluca hattına ulaşmış; 28 Eylül’ü 29 Eylül’e bağlayan süreçte Sürmeli ve Iğdır bölgesinden geçerek 29 Eylül 1919’da Eçmiyadzin’e, aynı gün Erivan’a varmıştır.

Bu safha, General Harbord yolculuğunun en önemli ve en az anlaşılan kısmıdır.

Çünkü General Harbord’un karşısındaki Sürmeli Ovası sıradan bir tarım bölgesi değildi. Burası Aras Nehri’nin iki yakasını, Kars’ı, Kağızman’ı, Nahçıvan’ı, Bayezid’i ve İran Azerbaycanı’nı birbirine bağlayan tarihî bir geçiş alanıydı. Haritada ova gibi görünüyordu; fakat gerçekte bir kırılma hattıydı. Tarih boyunca ordular buradan geçmiş, köyler el değiştirmiş, yollar kesilmiş, halklar birbirinden korkar hâle gelmişti.

O yıllarda Iğdır, 28 Mayıs 1918’de kurulan Ermenistan Cumhuriyeti sınırları içinde bulunuyordu. General Harbord, Osmanlı topraklarını geride bırakıp Ermenistan Cumhuriyeti sahasına girdiği zaman, yalnız Erivan’a doğru ilerlemiyordu; aynı zamanda Iğdır’ın, Sürmeli’nin, Aras boylarının yakın zamanda yaşadığı büyük felaketin izleri arasından geçiyordu.

1919 Ağustos ayında Iğdır bölgesinde yaşanan ve yerel hafızada Kaça-Kaç olarak bilinen büyük felaket, bu manzaranın merkezindedir. Saha araştırmalarım ve ulaştığım belgeler, Ağustos 1919’da Taşnak yönetimindeki Ermenistan Cumhuriyeti’nin silahlı ve örgütlü unsurlarının, özellikle ovaya yerleşik Müslüman ahaliye, yani Azerbaycan Türklerine ve Sünni Kürtlere karşı ağır bir şiddet ve katliam süreci başlattığını göstermektedir. Bu süreç yalnız askerî bir çatışma değildi; köylerin boşalmasına, ailelerin parçalanmasına, toplumsal dokunun dağılmasına yol açan büyük bir zorunlu göç dalgasıydı.

Bu felaketin yönleri de inanç ve coğrafya üzerinden şekillendi. Azerbaycan Türkleri, Şii kimlikleri ve tarihî bağları dolayısıyla kendilerine yakın gördükleri Batı Azerbaycan’a, yani İran tarafına yöneldiler. Sünni Kürtler ise kendilerine daha yakın gördükleri Osmanlı topraklarına sığındılar. Geride, ovadan çok dağlara çekilmiş, mevzilenmiş ve direnişi sürdüren Kürt ve Azerbaycan Türkü milis güçleri kaldı.

Bu nedenle General Harbord, Eylül 1919’un son günlerinde Sürmeli hattından geçtiğinde karşısında bir Müslüman nüfus yoktu. Iğdır şehir merkezinde ya da ovada, General Harbord’u karşılayacak, tören yapacak, heyeti ağırlayacak yerleşik bir Müslüman eşraf düzeni kalmamıştı. Müslüman ahali ya İran’a ya Osmanlı tarafına ya da dağlık bölgelere çekilmişti. Ovada görünen şey hayatın olağan akışı değil, yakın felaketlerin ardından çökmüş bir sessizlikti.

Bu nokta tarihî bakımdan son derece önemlidir. Sonraki yıllarda bazı yerel hamaset metinlerinde General Harbord’un Iğdır’a geldiğinde kimi Müslüman ileri gelenler tarafından karşılandığı, onların General Harbord’a bölgenin durumunu anlattığı iddia edilir. Bu anlatı tarihî şartlarla uyuşmaz. General Harbord, Tuzluca’dan ayrıldıktan sonra zaman kaybetmeden Iğdır üzerinden Erivan’a doğru yol alır. Tam tersine, güzergâh ve olayların seyri, General Harbord’ı ve heyeti Ermenistan Cumhuriyeti makamları ve askerî unsurların karşıladığını göstermektedir.

Daha açık söylemek gerekir: General Harbord’ın Iğdır bölgesinde yerli Müslüman eşrafla görüşme yapma şansı olmamıştır.

General Harbord’un raporunda bölgedeki güvenlik boşluğu açık biçimde hissedilir. Osmanlı tarafında seyahat eden heyet ciddi bir engelle karşılaşmazken, Rus idaresinden çıkmış bölgelerde can ve mal güvenliğinin birçok yerde kalmadığı görülür. Heyetin bazı yerlerde ateş altında kalması, otomobillere kurşun isabet etmesi ve bazı üyelerin silahlı Müslüman gruplarca alıkonulması da bu çöküşün işaretidir. Bu Müslüman gruplar, kendilerinin Ermeniler tarafından köylerinden sürüldüklerini söylüyorlardı. Bu ifade, Sürmeli ve Aras havzasındaki kırılmanın yalnız bir tarafın anlatısıyla kavranamayacağını gösterir.

General Harbord ve heyeti, Tuzluca’dan Iğdır’a doğru yol alırken Tuzluca’daki Şemkan (Şemkî) aşireti milis güçlerinin saldırısına uğrar. Çok geçmeden yol alan arabaların Taşnak Ermenilerine ait olmadığını anlayan aşiretin ileri gelenleri General Harbord'ın heyetini saygıyla karşılar (28 Eylül 1919)

İşte Sürmeli Ovası’nın sessizliği burada başlar.

Bu sessizlik, boş bir coğrafyanın sessizliği değildir. Bu, daha birkaç ay önce köyleri yanmış, aileleri dağılmış, halkı kaçmış, dağları milislerle dolmuş bir ovanın sessizliğidir. Dün sürülerin geçtiği patikalardan muhacir kafileleri geçmişti. Dün harman kurulan meydanlarda bugün yalnız rüzgâr dolaşıyordu. Dün açık duran kapılar bugün içeriden değil, yokluktan kapanmıştı.

General Harbord, Aras vadisine bir fatih gibi değil, çökmüş bir dünyanın tanığı olarak girdi. General Harbord’un gördüğü şey, yalnız Ermenistan meselesi değildi. General Harbord’un karşısında, savaş sonrası Kafkasya’nın bütün kırılmış ruhu vardı.

29 Eylül 1919’da General Harbord Heyeti Eçmiyadzin’e ulaştı. Ermeni Kilisesi’nin tarihî merkezi olan Eçmiyadzin’de Katolikos V. Kevork tarafından kabul edildi. Aynı gün Erivan’a geçildi. Erivan girişinde artık başka bir sahne vardı: Ermeni yöneticiler, yetimler, öğrenciler, resmî görevliler ve kalabalıklar General Harbord’u karşıladı. Bu karşılama Iğdır’da değil, Erivan’da gerçekleşti.

Ermenistan’ın Eçmiyadzin kentinde General James Harbord’u görmek için bekleyen Ermeni yetimler (Ekim 1919)

Erivan’da General Harbord’un önüne güvenlik, yardım, tanınma ve manda talepleri konuldu. Yeni kurulmuş Ermenistan Cumhuriyeti açlık, muhacir yığınları, salgın hastalıklar, ekonomik çöküş ve sınır gerilimleriyle boğuşuyordu. Fakat General Harbord yalnız talepleri değil, devlet kapasitesini de ölçüyordu. Ermeni yöneticiler Amerika’dan yardım ve koruma bekliyordu; General Harbord ise bu korumanın ne kadar asker ne kadar para ne kadar idari sorumluluk ve ne kadar uzun zaman gerektireceğini hesaplıyordu.

General Harbord Raporu’nun tarihî değeri de burada ortaya çıkar. Bu rapor tek sesli bir propaganda metni değildir. Ermeni halkının uğradığı büyük felaketi ağır ve çarpıcı ifadelerle anlatır. Fakat aynı zamanda Müslüman halkların da öldürüldüğünü, yerlerinden edildiğini, köylerinin yakıldığını, Kürtlerin Ermenilerden korunmak için heyete başvurduğunu ve Azerbaycan Türkleri ile Ermeniler arasında karşılıklı katliamlar yaşandığını da kayda geçirir.

General Harbord’un vardığı sonuç nettir: Bu coğrafyada kolay çözüm yoktur.

Dışarıdan çizilecek sınırlar, içerideki iç içe geçmiş hayatları çözmeye yetmeyecektir. Köyler karışıktır. Pazarlar ortaktır. Irmaklar müşterektir. Dağ yolları birlikte kullanılmıştır. Acılar ise tek taraflı değildir. General Harbord, Ermeni meselesinin yalnız Ermenistan sınırları içinde çözülemeyeceğini açıkça görmüştür. General Harbord’a göre cevaplanması gereken bir soru vardır: Türkiye ve Rusya ne yapacaktı?

Bugün General Harbord’un Kars’tan Kağızman’a, Kağızman’dan Tuzluca’ya, Tuzluca’dan Iğdır/Sürmeli hattına ve oradan Erivan’a uzanan yolculuğunu yeniden okumak, yalnız bir Amerikan generalinin güzergâhını hatırlamak anlamına gelmez. Aynı zamanda yerel hafızayı hamasetten, sonradan üretilmiş uydurma kahramanlık hikâyelerinden arındırmaktır.

General Harbord Raporu’nun satırları Ermenistan’ı, Anadolu’yu, Kafkasya’yı ve Amerikan mandası tartışmasını anlatır. Fakat Sürmeli Ovası’nın sessizliği, o raporun satır aralarında duran başka bir hakikati fısıldar: Bu topraklarda mesele yalnız toprak değildi. Toprağın üstünde kalabilmiş, ruhu ve benliği parçalanmış bir insanlık trajedisiydi.

 General James G. Harbord Kimdir?

James G. Harbord, 21 Mart 1866’da Amerika Birleşik Devletleri’nin Illinois eyaletinde doğdu. Mütevazı bir hayatın içinden yükseldi. Önce öğretmenlik yaptı, ardından er olarak Amerikan ordusuna katıldı. Kendi emeğiyle subaylığa yükselmesi, onun karakterini belirleyen ilk büyük çizgiydi.

Süvari sınıfında yetişti. Spanish–American War, Filipinler harekâtı ve Meksika sınırındaki görevlerde tecrübe kazandı. Disiplini, teşkilatçılığı ve serinkanlılığı sayesinde hızla yükseldi.

World War I sırasında Harbord’un yıldızı parladı. John J. Pershing tarafından Avrupa’daki Amerikan kuvvetlerinin kurmay başkanlığına getirildi. Fransa’da milyonlarca askerin sevki, iaşesi ve cepheye ulaştırılması gibi dev bir teşkilat işinde belirleyici rol oynadı. Daha sonra cephede tugay ve tümen komutanlığı yaptı. Özellikle Belleau Ormanı ve Soissons muharebeleri sırasında adı öne çıktı.

Savaş sonrasında yalnız asker değil, diplomat niteliği de taşıyan bir isim olarak görüldü. 1919’da Yakın Doğu’ya gönderilmesi bunun sonucuydu. Harbord, Ermenistan’dan Anadolu’ya, Kafkasya’dan Filistin’e kadar geniş bir bölgeyi inceleyerek ünlü raporunu hazırladı. Bu rapor, savaş sonrası Doğu siyasetinde uzun süre başvurulan belgelerden biri oldu.

1922’de ordudan ayrıldıktan sonra sivil hayata geçti. Amerika’nın yeni teknoloji çağında, radyo ve haberleşme alanında faaliyet gösteren RCA şirketinin başına geçti. Böylece cephelerde yetişen bir general, modern iletişim çağının yöneticilerinden birine dönüştü.

20 Ağustos 1947’de New York yakınlarında öldü. Arlington National Cemetery’ye defnedildi. Harbord’un hayatı, bir askerin yalnız savaş meydanlarında değil, diplomasi masasında ve modern dünyanın kuruluşunda da etkili olabileceğinin örneğidir. O, tüfekle başlayan kariyerini rapor, strateji ve kurum inşasıyla tamamlayan bir kuşağın temsilcisiydi.

Teknoloji ve İnsan: Korku, Kibir ve Etik Sınır

Teknoloji ve İnsan: Korku, Kibir ve Etik Sınır

İnsanlık tarihi yalnızca savaşların, devletlerin, dinlerin ve medeniyetlerin tarihi değildir. Aynı zamanda insanın kendi yaptığı araçlar karşısında duyduğu hayranlığın, korkunun ve sonunda kurduğu yeni dengenin tarihidir. Taş baltadan matbaaya, buharlı makineden trene, telgraftan internete, yapay zekâdan robotlara kadar her büyük icat, insanın dünyayla kurduğu ilişkiyi değiştirmiştir. Fakat her büyük değişimin

Mücahit Özden Hun