Karxın’dan Ankara’ya Uzanan Bir Iğdır Başarı Hikâyesi: Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu
Değerli Okuyucular,
İnsan bazen uzun yıllar aynı şehirde yaşar, aynı çevrelerde bulunur; buna rağmen yanı başındaki değerli bir hemşehrisini tanımak için bir tesadüfü beklemek zorunda kalır. Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’yla tanışmam da böyle oldu.
Onu ilk gördüğümde, karşımdaki kişinin başarılı bir diş hekimi, bilim insanı ve üniversite yöneticisi olduğunu biliyordum. Fakat sohbet ilerledikçe, anne ve baba tarafından Iğdırlı olduğunu; ailesinin Iğdır’ın Azerbaycan Türklerinden geldiğini ve şehrimizin iki köklü ailesinin tarihini şahsında birleştirdiğini öğrendim.
Baba tarafından Taşburun’da “Karxınlılar” olarak tanınan geniş Karasu ailesine mensuptu. Annesi Gülsen Hanım ise Iğdır’ın tanınmış simalarından Hüseyin Yaycı’nın kızı, anneannesi Sure Hanım da Türkdönmez ailesine mensuptu.

Ankara’da doğmuş, öğrenimini burada sürdürmüş, bilimsel çalışmalarının bir bölümünü Londra’da gerçekleştirmiş, akademinin bütün basamaklarından geçmiş ve bir diş hekimliği fakültesinin kuruluşuna öncülük etmişti. Ancak bütün bu başarılarının ardında, Aras’ın öte yakasından Taşburun’a, Yaycı köyünden Iğdır’ın kamusal hayatına, siyasetin ve kamu hizmetinin konuşulduğu aile sofralarından Ankara’ya ve bilim dünyasına uzanan çok kuşaklı bir aile hikâyesi vardı.
Kendisini dinledikçe yalnızca bir bilim insanını değil, Iğdır’ın yeterince tanımadığı yetişmiş bir evladını keşfettiğimi düşündüm. Bilgisi, ölçülü konuşması, gösterişten uzak tavrı, liyakate verdiği önem ve memleketine karşı taşıdığı sorumluluk duygusu beni etkiledi. Bir Iğdırlı olarak gurur duydum.
Bu yazıyı kaleme almamın amacı da budur: Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’yu ve ailesini Iğdırlılara tanıtmak; Karxın’dan Taşburun’a, oradan Ankara’ya ve bilim dünyasına uzanan bu hikâyeyi kayıt altına almak.
Bir Köy Adından Aile Kimliğine: Karxınlılar
Karasu ailesi Iğdır’da “Karxınlılar” adıyla bilinir. Bu ad bir soyadı değil, ailenin geldiği köyün adıdır. Ailenin büyükleri, bugünkü Ermenistan sınırları içinde kalan Karxın köyünden ayrılmış; 1927’den itibaren farklı tarihlerde Aras Nehri’ni geçerek Taşburun’a yerleşmiştir. Göç tek seferde ve topluca değil, ailelerin parça parça gelişiyle gerçekleşmiştir. Zamanla geldikleri köyün adı, Taşburun’daki bu geniş topluluğun ortak kimliğine dönüşmüştür.
Karxın üzerine yaptığım tarihî ve coğrafi araştırma, aile hafızasında “Karxun” veya “Karxın” biçiminde yaşayan yer adının, bugünkü Ermenistan’ın Armavir bölgesindeki Jrarat köyüyle güçlü biçimde örtüştüğünü göstermektedir. Köyün 1946’dan önceki adı Verin Karkhun, yani Yukarı Karhun’dur.
Karxın, Karkhun, Karhun, Qarxun ve Kargın biçimleri büyük ölçüde aynı yer adının farklı alfabelerde ve ağızlarda aldığı şekillerdir. Iğdır ve Azerbaycan Türkçesinde kullanılan “x” sesi, başka yazı sistemlerinde farklı harflerle karşılanmıştır. Bu nedenle görülen yazılış ayrılıkları her zaman farklı köyler anlamına gelmez.
Taşburun’da yaşayan sözlü hafıza da Aras’ın kuzeyindeki köylerden göçün 1927’de başladığını ve sonraki yıllarda devam ettiğini göstermektedir. “Karxınlı” sözü, Taşburun’da yalnızca coğrafi bir kökeni değil, güçlü bir topluluk aidiyetini de ifade eden canlı bir kimlik olarak yaşamıştır.
Karasu ailesinin göçüne ilişkin en canlı tanıklıklardan birini, Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun babasının kuzeni Hacı Ali Karasu bırakmıştır.

Hacı Ali Karasu, 2002 yılında yayımladığım Iğdır Sevdası kitabında çocukluğunu ve Aras’ı geçişlerini şu sözlerle anlatıyordu:
“1921 yılında Erivan’a bağlı Karxın köyünde doğmuşum. Erivan önceleri % 90 Azeri, %10 Ermeni nüfusun yaşadığı bir şehirmiş. Zamanla, Türkiye ve diğer bölgelerden Ermeni göçü nedeniyle nüfus dengesi bozulmuştu. Karxın köyünün nüfusu da gün geçtikçe Ermenilerin lehine artıyordu. En son olarak 30-40 Ermeni ailesi köyümüze yerleşince ailem Türkiye’ye kaçmaya karar verdi.
İlkokul ikinci sınıfa başlamak üzereydim. 1930 yılında Aras nehrini kaçak geçip Dize köyüne geldik. Kaçma işini silahlı kişiler örgütlemişti. Sınır boyunda nöbete yatıp, kafilelerin bir taraftan diğerine güvenli şekilde geçmesini sağlıyorlardı. Bizim grubun sınırı geçmesinde Gökçeli köyünden Dervişoğlu Mehmet Ali’nin çok emeği geçmişti.
Bir yıl Dize köyünde kaldıktan sonra ikinci yıl Taşburun’a yerleştik. Taşburun bomboştu. 1933 yılında ilkokul açılınca okula hayatım tekrar başladı. Üçüncü sınıfa 12 Kasım İlkokulunda devam ettim. Iğdır Ortaokulunu bitirip Erzurum Lisesine kaydımı yaptırdım. Ancak liseyi bitirmeden ikinci sınıftan ayrılıp Iğdır’a döndüm.”
Hacı Ali Karasu’nun anlatısı, göçün tek bir tarihte ve tek bir kafileyle gerçekleşmediğini de gösterir. Karasu ailesinin bazı kolları 1927’den itibaren Aras’ı geçerken, Hacı Ali Karasu’nun ailesi 1930 yılında Dize’ye ulaşmış, bir yıl sonra Taşburun’a yerleşmiştir.
Bu bakımdan “Karxınlılar” adı, yalnızca geçmişte kalmış bir köyü değil; yerinden ayrılmanın, yeni bir hayata tutunmanın ve aile hafızasını kuşaktan kuşağa taşımanın adıdır.
Hamza Aygün’ün anlatımıyla Sadık Emmi
Karxınlılar, Taşburun ve Iğdır’ın en geniş aile topluluklarından biridir. Merhum Hamza Aygün, benim 2002 yılında yayımladığım Iğdır Sevdası kitabında bu aileyi anlatırken, topluluğun tamamının tek bir yazıya sığdırılamayacak kadar geniş olduğunu özellikle belirtmişti. Aile reisleri arasında Meşe İsa Karasu, Cafer Karasu, Sadık Karasu ve Mehmet Tağı Karasu’nun adlarını saymıştı.

Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun dedesi Sadık Karasu, bu geniş ailenin Taşburun’daki en tanınmış isimlerinden biriydi. Iğdır’da onu tanıyanlar kendisinden çoğunlukla “Sadık Emmi” diye söz ederdi.
Hamza Aygün’ün Sadık Karasu’ya ilişkin anlatımı, yalnızca bir insanı değil, eski Iğdır’ın komşuluk ve dayanışma kültürünü de tasvir eder:
“Sofrası açık, her lokmasını halkla paylaşan güler yüzlü bir insandı.”
Ardından Sadık Karasu’nun Taşburun’daki yerini özetleyen şu güçlü cümleyi kurar:
“Taşburun köyüne gelip de Sadık Karasu’nun sofrasında bulunmayan tek bir Iğdırlı yoktur.”
Bu açık sofra sıradan bir misafirperverlik göstergesi değildi. Köyün, şehrin ve farklı toplumsal kesimlerin bir araya geldiği bir güven alanıydı. Sadık Karasu’nun adı, Iğdır’dan ayrılmış eski kamu yöneticilerinin bile yıllar sonra hatırlayıp sorduğu isimlerden biriydi.
Merhum Hamza Aygün onu gösterişli ve atletik yapılı, iyi ata binen, Kafkas oyunlarını ustalıkla oynayan, sosyal ilişkileri son derece güçlü bir insan olarak anlatır. Uzun yıllar Pamuk Tarım Birliğinin başkanlığını yapmış; çiftçilikle uğraşmış, özellikle üzüm bağlarıyla tanınmıştı. Düğünlerde halay başı çeker, nüktedanlığı ve hayat dolu kişiliğiyle bulunduğu ortama neşe katardı.
Ailenin güncellenmiş şeceresine göre Sadık Karasu’nun dokuz çocuğu vardı: Mehmet Karasu (daha çok bilinen adıyla Dadaş), Tevfik, Gıyas, Latife, Güvercin, Güler, Leman, Nahide ve Laçin. Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, Tevfik Karasu’nun oğludur.
Sadık Emmi’nin çocuklarına bıraktığı en önemli mirasın yalnızca toprak, bağ veya geniş bir aile adı olmadığını düşünüyorum. Onun asıl mirası; insanlara kapısını açmak, toplum içinde sorumluluk üstlenmek, memleket meselelerine kayıtsız kalmamak ve farklı insanlarla ilişki kurabilmekti.
Bu miras sonraki kuşaklarda farklı biçimlerde devam etti.
Tevfik ve Gülsen Karasu: Taşburun’dan Ankara’ya
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun babası Tevfik Karasu, 1937 yılında Taşburun’da doğdu. Kuzeni Kemal Karasu ile birlikte Ankara Atatürk Lisesinde öğrenim gördü. Liseyi bitirdikten sonra iki kuzenin yolları farklı alanlara yöneldi. Kemal Karasu, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesine giderek hekimliği seçti. Tevfik Karasu ise o dönemin şartlarında memuriyet hayatını daha cazip buldu ve Etibankta çalışmaya başladı.
Memuriyete başlaması, Tevfik Karasu’nun eğitim hayatının sona erdiği anlamına gelmiyordu. Görevinde ilerlemek ve kendisini geliştirmek amacıyla Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesine kaydoldu. Önce Fransız Filolojisi Bölümüne başladı; daha sonra Arkeoloji Bölümüne geçti ve bu bölümden mezun oldu. Çalışma hayatıyla üniversite öğrenimini birlikte yürütmesi, onun eğitime verdiği önemi ve önüne çıkan şartlarla yetinmeyen kişiliğini göstermektedir.
Etibankta başlayan memuriyet hayatı daha sonra Türkiye Elektrik Kurumunda devam etti. TEK’te uzun yıllar görev yaptı ve finans yöneticiliğine kadar yükseldi. Sonraki yıllarda Süleyman Demirel döneminde Başbakanlık müşavirliği görevinde bulundu. Taşburun’da başlayan hayatı, devletin önemli kurumlarında üstlendiği sorumluluklarla devam etti.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun annesi Gülsen Yaycı ise 1947 doğumluydu. İlk ve orta öğrenimini Iğdır’da tamamladıktan sonra Kars Öğretmen Okulundan mezun oldu. Tevfik Karasu ile Gülsen Yaycı 1967 yılında evlendiler ve Ankara’da bir hayat kurdular. Çiftin, Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu ile Burcu adlarında iki çocuğu dünyaya geldi.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun kız kardeşi Burcu Hanım, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümünden mezun bir arkeologdur ve bir kız çocuğu annesidir.
Siyasetin İçinde Yetişen Bir Aile
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, aktif parti siyaseti içinde yer almamış olsa da siyasetin seçim dönemlerinde hatırlanan uzak bir konu değil, aile hayatının doğal bir parçası olduğu bir çevrede büyüdü. Karasu ailesinde memleket meseleleri evlerde, açık sofralarda ve akraba toplantılarında konuşulur; farklı siyasi eğilimlere sahip aile fertleri Iğdır’ın geleceği üzerine fikir yürütürdü.
Dedesi Sadık Karasu, 1950’li yıllarda Demokrat Parti içinde yer aldı. Taşburun’daki geniş sosyal çevresi, Pamuk Tarım Birliği başkanlığı ve herkese açık sofrası, onu yalnız köy hayatının değil, dönemin yerel siyasetinin de etkili simalarından biri hâline getirmişti.
Babasının amcazadesi Ali Karasu ise Iğdır siyasetine damga vurmuş bir siyasi duayendi. Özellikle 1980’li yıllarda Anavatan Partisi (ANAP) Iğdır İlçe Başkanı olarak yerel siyasete yön verdi. Seçim dönemlerinde mağazası ve evi siyasetçilerin, adayların ve hemşehrilerin buluştuğu merkezlerden biri olurdu. Merhum Hamza Aygün, onu boşuna “Iğdır’ın siyaset profesörü” diye tanımlamamıştı.
Bu siyasi ilgi Tevfik Karasu’da da devam etti. Ankara’da yaşamasına rağmen Iğdır’la bağını koparmadı; 1990’lı yıllarda Doğru Yol Partisinden Iğdır milletvekili aday adayı oldu. Ancak onun anlayışında memlekete hizmet, yalnızca seçilmiş bir görev elde etmekten ibaret değildi.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun babasına ilişkin aktardığı şu düşünce, ailenin kamu hizmetine bakışını özetlemektedir:
“Memlekete faydalı olmak için milletvekili olmak gerekmiyor.”
Bu söz, siyaseti yalnızca makam ve unvan üzerinden değerlendirmeyen bir anlayışın ifadesidir. İnsan bulunduğu görevde dürüst, üretken ve faydalı olduğu ölçüde memleketine hizmet edebilir. Tevfik Karasu da Iğdır siyasetiyle ilgilenmiş, ancak memlekete karşı sorumluluğunu bir seçim sonucuna veya resmî unvana bağlamamıştır.

Dedesi Sadık Karasu’dan Ali Karasu’ya ve babası Tevfik Karasu’ya uzanan bu siyaset ve kamu hizmeti geleneği, Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun memleket meselelerini küçük yaşlardan itibaren dinlediği ve tartıştığı bir aile ortamında yetişmesini sağladı. Onun kişiliğinde gördüğüm ölçülülük, kamu sorumluluğu ve liyakat anlayışının arkasında böyle bir aile ikliminin bulunduğunu düşünmek yanlış olmayacaktır.
Anne Tarafından Iğdır’ın Tanınmış Siması: Hüseyin Yaycı
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun annesi Gülsen Hanım, Iğdır’ın tanınmış simalarından Hüseyin Yaycı’nın kızıdır. Iğdır’ın Yaycı köyünden olan Hüseyin Yaycı, 1893 yılında Erivan’da doğmuştu. Babasının adı Hacı Mehmet’ti. Ailenin daha Rus yönetimi döneminde Yaycı köyünde arazileri bulunduğundan, Erivan ile Iğdır arasında gidip geldikleri bilinmektedir.

Hüseyin Yaycı tahsil için Rusya’nın çeşitli şehirlerinde bulunmuş, Rus gimnazyumundan (lisesinden) mezun olmuştu. Rusçayı ana dili gibi konuşurdu. Döneminin şartları içinde iyi eğitim görmüş, bilgili ve kültürlü bir insan olarak öne çıkıyordu. Uzun boylu, yakışıklı, şık giyinen ve her hareketinde ölçüyü koruyan bir beyefendi olarak hatırlanırdı.
Kaça-Kaç yıllarında Tiflis’te ticaretle uğraşıyordu. İç savaş tehlikesinin büyümesi üzerine İstanbul’a gitti. Ablası Sakine Hanım ise bir grup akrabasıyla İran’a geçmişti. Daha sonra ablasının İran üzerinden Iğdır’a döndüğünü öğrenen Hüseyin Yaycı da Iğdır’a yerleşmeye karar verdi.
Gülsen Hanım’ın anne tarafından dedesi Veli Türkdönmez, İran’da bulunduğu sırada Hacı Ekber Tufan’ın teşviki ve yardımıyla ailesiyle birlikte Iğdır’a yerleşti. Aile, ilk günlerinde Esat Kuban Bey’in evinde misafir edildi.
Hüseyin Yaycı daha sonra Veli Türkdönmez’in büyük kızı Sure Hanım’la evlendi. Cihangir Turan Bey’in evine bitişik binayı satın alarak ailesiyle birlikte buraya yerleşti. Böylece Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun anne tarafında Yaycı ve Türkdönmez aileleri birleşmiş oldu.
Hüseyin ve Sure Yaycı çiftinin Birsen, Ergün, Ersan ve Gülsen adlarında dört çocukları dünyaya geldi. Birsen Hanım ev hanımıydı ve daha sonra Sayan soyadını aldı; Ergün Bey bankacılık, Ersan Bey mühendislik alanında çalıştı; Gülsen Hanım ise öğretmen oldu ve Tevfik Karasu’yla evlenerek Karasu ailesine katıldı.
Hüseyin Yaycı, Iğdır’ın Kars’a bağlı bulunduğu yıllarda Kars İl Genel Meclisinde birkaç dönem görev yaptı. İl encümeni azalığında bulundu; aynı zamanda belediye meclisi üyesiydi. Kısa bir süre belediye başkanlığına da vekâlet etti. Bu görevler, onun yalnızca ticaretle uğraşan bir insan olmadığını; Iğdır’ın meselelerine ilgi duyan ve kamusal sorumluluk üstlenen bir yerel yönetici olduğunu göstermektedir.
1950’den sonra ticaret hayatına ağırlık verdi. Harman döver makineleri ile çeşitli ziraat aletlerinin Iğdır bölge bayiliğini aldı. Tarımın Iğdır ekonomisinin temelini oluşturduğu bir dönemde modern tarım araçlarının bölgeye ulaşmasına katkı sağladı ve vefatına kadar bu işle uğraştı.
Hüseyin Yaycı, 5 Haziran 1955 tarihinde 62 yaşında hayatını kaybetti. Vefatı Iğdır’da büyük üzüntü yarattı. Aziz Güney’in sahibi olduğu Aras Sineması, ona duyulan saygının bir göstergesi olarak üç gün boyunca gösterimlerine ara verdi. Bir insanın ardından şehrin sinemasının üç gün kapanması, onun yalnızca tanınan değil, sevilen ve sayılan bir kişi olduğunu anlatmaya yeter.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, böylece baba tarafından Karxınlı Karasu ailesinin açık sofra, hemşehrilik ve toplumsal sorumluluk geleneğini; anne tarafından ise Hüseyin Yaycı ile Türkdönmez ailesinin eğitim, ticaret, yerel yönetim ve kamu hizmeti birikimini şahsında birleştirmektedir.
Ankara’da Doğan Bir Iğdır Evladı
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, 12 Nisan 1968’de Ankara’da dünyaya geldi. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimini TED Ankara Kolejinde tamamladı. Ardından Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesini kazandı ve 1991 yılında mezun oldu.
Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi alanındaki doktora eğitimine Ankara Üniversitesinde başladı. İki yıllık çalışmanın ardından Yükseköğretim Kurulu bursunu kazanarak İngiltere’ye gitti. 1994–1998 yılları arasında Londra Üniversitesine bağlı Royal London Hospital’da doktora çalışmalarını yürüttü. Türkiye’ye döndükten sonra mecburi hizmetini tamamladı; 1999 yılında askerlik görevini Gülhane Askerî Tıp Akademisinde yaptı.
Daha sonra Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinde uzun yıllar öğretim üyesi olarak çalıştı. Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi ile Diş Hekimliğinde Anestezi alanlarında teorik ve klinik dersler verdi; doçentlik ve profesörlük basamaklarını geçti. Yalnızca öğrenci yetiştirmedi; doktora ve ileri uzmanlık çalışmalarına danışmanlık ederek yeni akademisyenlerin yetişmesine katkıda bulundu.
Onun akademik hayatı, yalnızca unvanların birbirini izlediği bir meslek yolculuğu değildir. Bilimsel araştırma, hasta tedavisi, öğrenci yetiştirme ve kurum yönetme sorumluluklarının birlikte yürütüldüğü uzun bir çalışma hayatıdır.
Bilim İnsanı ve Diş Hekimliği Fakültesi Kurucusu
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, bugün Ankara Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinin dekanı, Klinik Bilimler Bölüm Başkanı ve Ağız, Diş ve Çene Cerrahisi öğretim üyesidir. Aynı zamanda üniversitenin diş hastanesinde klinik çalışmalarını sürdürmektedir.

Onu akademik hayatında farklılaştıran en önemli özelliklerden biri, yalnızca mevcut bir kurumda görev almakla yetinmemesi, yeni bir fakültenin kuruluşunda doğrudan sorumluluk üstlenmesidir.
Ankara Medipol Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesinin kurucu dekanıdır. Altı yıldır bu görevi başarıyla devam ettirmektedir. Fakülte 2018 yılında kurulmuş, 2020–2021 akademik yılında öğrenci kabul etmeye başlamış ve Aralık 2022’de hasta tedavisiyle bağlantılı klinik eğitim faaliyetlerine geçmiştir. İlk mezunlarını 2024–2025 akademik yılında vermiştir.
Bir fakülte kurmak yalnızca binaları, derslikleri veya klinikleri oluşturmak değildir. Akademik kadroyu kurmak, eğitim anlayışını belirlemek, öğrencilerin güvenini kazanmak, hastaların ihtiyaçlarını gözetmek, kalite ve akreditasyon süreçlerini yürütmek ve uzun yıllar yaşayacak bir kurum kültürü meydana getirmek gerekir.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun yöneticilik anlayışında bilimsel temelli eğitim, yoğun klinik uygulama, dijital teknolojilerden yararlanma, etik değerlere bağlılık ve hasta merkezli sağlık hizmeti öne çıkmaktadır. Öğrencilerin yalnızca teknik bakımdan iyi birer diş hekimi değil, insani ve toplumsal sorumluluk taşıyan sağlık çalışanları olarak yetişmelerini önemsemektedir.
Fakültenin kalite, strateji ve akreditasyon çalışmalarında da doğrudan görev üstlenmesi, onun yöneticiliği yalnızca temsil makamı olarak görmediğini göstermektedir. Dekanlığın yanı sıra Kalite ve Strateji Geliştirme Komisyonu ile Akreditasyon Komisyonunun başkanlığını yürütmüş; üniversitenin toplumsal katkı faaliyetlerinin koordinasyonunda sorumluluk almıştır.

Ulusal ve uluslararası dergilerde yayımlanan çok sayıda makalesi, bilimsel toplantılarda sunulmuş bildirileri, kitap bölümleri ve danışmanlığını yaptığı akademik çalışmalar bulunmaktadır.
Kısacası karşımızda yalnızca başarılı ameliyatlar yapan bir çene cerrahı değil; öğrenci ve araştırmacı yetiştiren, uluslararası bilimsel üretime katkıda bulunan ve bir fakültenin kuruluşuyla kurumsallaşmasında sorumluluk üstlenen deneyimli bir akademisyen bulunmaktadır.
Aile Hayatı ve Eğitime Verilen Önem
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, askerlik görevini yaptığı 1999 yılında kimya mühendisi Beysun Denli Karasu ile evlendi. Beysun Hanım üç kardeşten biridir. Annesi Giresunlu, babası İstanbul kökenlidir; babası Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli bir tuğgeneraldir.
Çiftin 2002 doğumlu Ayça ve 2005 doğumlu Çağla adlarında iki kızları dünyaya geldi.
Ayça ve Çağla, üç yaşlarından itibaren Ankara’daki Lycée Français Charles de Gaulle’de öğrenim gördüler. Küçük yaşta Fransızca eğitim sistemiyle tanışmaları, onların yalnızca güçlü bir yabancı dil edinmelerini değil, farklı kültürlerle iç içe yetişmelerini de sağladı.
Her ikisi de Fransız lise bitirme ve yükseköğrenime geçiş yeterliği sağlayan baccalauréat sınavını başarıyla tamamladı. Daha sonra üniversite öğrenimleri için Fransa’nın Toulouse şehrine gittiler. Ayça eczacılık, Çağla ise biyoloji alanında öğrenim görmektedir.
Sadık Emmi’nin Taşburun’daki açık sofrasından Hüseyin Yaycı’nın Rus gimnazyumunda (lisesinde) aldığı eğitime; Tevfik Karasu’nun memuriyet hayatını sürdürürken üniversite okumasından Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun Londra’daki doktora çalışmalarına, oradan Ayça ile Çağla’nın Toulouse’daki eğitimlerine uzanan çizgide değişmeyen temel değer, insanın kendisini yetiştirmesi ve içinde yaşadığı topluma faydalı olmasıdır.
Bu ailede eğitim, yalnızca kişisel yükselmenin değil, kuşaklar arasında aktarılan bir sorumluluk anlayışının parçasıdır.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun Hafızasındaki Iğdır
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, Ankara’da doğmuş olsa da çocukluk yıllarında Iğdır’la bağını canlı tuttu. Bu bağ yalnızca Iğdır’a yapılan ziyaretlerle kurulmadı; Ankara’daki geniş Karasu aile çevresi, memleket hafızasının gündelik hayatın içinde canlı kalmasını sağladı.
Çocukluk yıllarında Ankara’da yaşayan Karasu ailesi oldukça kalabalıktı. Aile büyükleri ve akrabalar neredeyse her hafta sonu ailenin bir başka evinde buluşur; bu toplantılarda Iğdır, Taşburun, Karxın, akrabalar, siyaset, seçimler ve memleketin meseleleri konuşulurdu. Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, bu sohbetlerin Iğdır’ı çocuk yaşta zihnine ve yüreğine yerleştirdiğini anlatıyor.
Bayram günlerinde ise kalabalık Karasu ailesi Söğütözü’nde piknik yaparak bir araya gelirdi. Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, bu buluşmaları çocukluğunun en sıcak ve güzel hatıralarından biri olarak anmaktadır.
İlkokul yıllarının sonuna kadar anne ve babasıyla birlikte sık sık Iğdır’a geldi. Ancak zamanla bölgedeki koşulların değişmesi, akrabaların ekonomik nedenlerle başka şehirlere göç etmesi ve geniş ailenin Ankara başta olmak üzere farklı yerlere dağılması, bu ziyaretlerin azalmasına yol açtı.
Üniversite yıllarında zaman zaman sınav görevlisi olarak Iğdır’a gittiğini, fakat çocukluk hafızasında kalan Iğdır’la sonraki yıllarda gördüğü şehir arasında belirgin farklar bulunduğunu anlatmaktadır.
Buna rağmen Iğdır onun için uzaktan bakılan bir şehir değildir. Aile büyüklerinin, çocukluk hatıralarının ve güçlü bir hemşehrilik duygusunun yaşadığı memlekettir.
Söyleşimizde Iğdır’ın sahip olduğu kültürel zenginlikten özellikle söz etti. Şehrin farklı toplulukları bir arada barındıran toplumsal yapısını bir sorun değil, korunması gereken bir değer olarak görüyor. Dışarıdan yapılan müdahalelerin bu mozaiği zaman zaman zedelediğini düşünse de Iğdır insanının özünde güzel, sıcak ve birlikte yaşamaya yatkın olduğuna inanıyor.
Siyaset üzerine konuşurken, bir şehrin kaderini değiştirecek en önemli faktörün liderlik olduğunu özellikle vurguladı. Ona göre Iğdır; sınır komşulukları, kültürel mozaiği ve tarım potansiyeliyle çok önemli imkânlara sahiptir. Fakat bu imkânları görünür, üretken ve kalıcı bir güce dönüştürerek Iğdır’ı Türkiye’nin ve dünyanın gündemine taşıyacak olan doğru liderliktir. Bu nedenle liderlik, şehrin geleceği bakımından belirleyici bir önem taşımaktadır.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu, Iğdır’ın sınır konumu, tarım arazileri, insan kaynağı ve bölgesel ticaret imkânları bakımından bugünkünden çok daha güçlü bir ekonomik ve toplumsal düzeye ulaşabileceğine inanıyor. Ne var ki şehrin sahip olduğu potansiyelin doğru planlama, nitelikli yöneticilik ve uzun vadeli bir gelecek tasavvuruyla yeterince buluşturulamadığı kanaatindedir.
Bu düşüncelerini dile getirirken herhangi bir siyasi görüşün sözcülüğünü yapmıyor. Karasu ailesinde sağ ve sol görüşlü, farklı partilere yakın çok sayıda insan bulunduğunu; bu insanların tümünün kendisi için aynı derecede değerli olduğunu ifade ediyor. Onun ölçüsü, kişinin hangi partide bulunduğundan çok, vatana, millete ve Iğdır’a yararlı işler yapıp yapmadığıdır.
“Hedef daha iyi bir Iğdır ise” o hedef doğrultusunda çalışan herkesin desteklenmesi gerektiğini düşünüyor. Siyaseti yalnızca parti üyeliği, milletvekilliği veya belediye başkanlığıyla sınırlamıyor. Her insanın tercihleri, tavrı ve toplumsal sorumluluklarıyla hayatın içinde zaten siyasi bir konuma sahip olduğunu hatırlatıyor.
Bu yaklaşımın önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü Iğdır’ın uzun yıllardır en fazla ihtiyaç duyduğu şey, insanları birbirinden ayıran yeni sınırlar değil; ortak hedefler etrafında buluşturabilecek bir anlayıştır.
Benim Tanıdığım Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’yla yaptığım görüşmede beni en fazla etkileyen şey, sahip olduğu unvanları ve başarıları öne çıkarmamasıydı.
Bir fakültenin kurucu dekanı olmuş, yıllarca öğrenci yetiştirmiş, uluslararası çalışmalar yayımlamış, Londra’da eğitim görmüş ve önemli kurumlarda görev yapmış bir insanın bütün bunlardan söz ederken son derece sakin ve ölçülü kalması dikkat çekiciydi.
Kendisinde yapay bir tevazu değil, işini yapmış olmanın doğal güveni vardı.
Hemşehrilik duygusunu da bir üstünlük veya ayrıcalık aracı olarak kullanmıyordu. Iğdırlı oluşunu seviyor, aile hafızasını önemsiyor; fakat insanları yalnızca memleketlerine, etnik kökenlerine veya siyasi tercihlerine göre değerlendirmiyordu. Onun için esas olan liyakat, dürüstlük, çalışma disiplini ve topluma yararlı olabilmekti.
Bu özellikler yalnızca iyi bir akademisyende değil, kamusal sorumluluk taşıyan her insanda bulunması gereken niteliklerdir.

Sadık Emmi’den gelen insan sevgisi, Ali Karasu’nun siyasi tecrübesi, Hüseyin Yaycı’dan gelen kamu hizmeti anlayışı ve Tevfik Karasu’dan gelen devlet tecrübesi ile eğitim tutkusu, Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun hayatında bilim, yöneticilik ve toplumsal sorumluluk biçiminde yeniden ortaya çıkmış görünmektedir.
Bir şehri temsil etmek yalnızca kürsülerde konuşmak veya seçim dönemlerinde halkın karşısına çıkmak değildir. Temsil; insan yetiştirmek, kurum kurmak, kaynakları doğru yönetmek, farklı kesimleri dinlemek, dünyadaki gelişmeleri izlemek ve kişisel çıkarın önüne toplumun yararını koyabilmektir.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun hayat yolculuğuna baktığımda, bu özelliklerin önemli bir bölümünü bir arada görüyorum.
Uluslararası düzeyde eğitim görmüş olması onu memleketinden uzaklaştırmamış; tersine, Iğdır’ın imkânlarını daha geniş bir açıdan değerlendirmesini sağlamıştır. Akademik unvanları onu insanlardan koparmamış; öğrenciler, hastalar ve çalışma arkadaşlarıyla ilişkilerinde sorumluluğunu artırmıştır. Farklı siyasi görüşlere sahip akrabaların bulunduğu geniş bir aile içinde yetişmesi ise ona, insanları görüşlerinden önce kişilikleri ve yaptıkları işlerle değerlendirme alışkanlığı kazandırmıştır.
Bir şehrin kaderinde liderliğe böylesine önem vermesi de tesadüf değildir. Siyasetin farklı dönemlerini yaşamış büyüklerin arasında büyümüş; Iğdır’ın imkânlarının ancak liyakatli, birleştirici ve uzun vadeli düşünebilen doğru bir liderlikle harekete geçirilebileceği kanaatine varmıştır.
Bugün Türkiye’nin ve Iğdır’ın ihtiyaç duyduğu yönetici ve temsilci profili de tam olarak budur: Bilgili fakat kibirsiz; tecrübeli fakat halktan kopmamış; dünyayı tanıyan fakat memleketini unutmayan; parti farklılıklarını bilen fakat ortak yararı bunların üzerinde tutabilen insanlar.
Iğdır Kendi Yetiştirdiği İnsanları Tanımalıdır
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’nun hikâyesi, tek başına başarılı bir akademisyenin özgeçmişi değildir.
Bu hikâye, Aras’ın öte yakasındaki Karxın’dan başlayıp Taşburun’a ulaşan bir göçün; Sadık Emmi’nin açık sofrasından Hüseyin Yaycı’nın yerel yönetim ve ticaret hayatına, Tevfik ve Gülsen Karasu’nun Ankara’daki yaşamından bilim dünyasına ve yeni kuşakların Avrupa’daki eğitimine uzanan çok kuşaklı bir emeğin hikâyesidir.
Aynı zamanda Sadık Karasu’nun 1950’li yıllarda Demokrat Parti’deki faaliyetinden Hacı Ali Karasu’nun 1980’li yıllarda ANAP Iğdır İlçe Başkanlığına ve babası Tevfik Karasu’nun Doğru Yol Partisi aday adaylığına uzanan; siyaseti kişisel yükselişten çok memlekete hizmet sorumluluğu olarak gören bir aile geleneğinin hikâyesidir.
Aynı zamanda şu gerçeği de hatırlatmaktadır: Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerinde önemli görevler üstlenen çok sayıda Iğdırlı vardır; fakat biz bu insanları yeterince tanımıyor, birikimlerinden gerektiği ölçüde yararlanmıyoruz.
Bir şehrin insan kaynağı sınırları içinde yaşayanlarla sınırlı değildir. Iğdır’ın geleceğini düşünen siyasi partiler, üniversite, meslek ve sivil toplum kuruluşları; farklı şehir ve ülkelerde yetişmiş hemşehrilerimizi bulmalı, dinlemeli ve bu birikimi şehrin ortak gücüne katmalıdır.
Çünkü şehirlerin geleceğini yalnızca yüksek sesle konuşanlar değil; bilgisi, ahlakı, yönetim tecrübesi ve birleştirici diliyle güven veren insanlar kurar.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’yla tanıştığımda hissettiğim gururun nedeni de budur. Karşımda yalnızca başarılı bir bilim insanı değil; Iğdır’a bağlı, liyakati önemseyen, farklı görüşlere saygılı ve ciddi bir yöneticilik tecrübesine sahip değerli bir hemşehrimiz vardı.
Iğdır, böylesi insanlarını yalnızca uzaktan alkışlamakla yetinmemeli; onları tanımalı, dinlemeli ve ortak geleceğinde bilgi ve tecrübelerine yer açmalıdır.
Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu; köklerine bağlı, liyakatli, mütevazı ve deneyimli bir yönetici olarak Iğdır’ın önemli değerlerinden biridir.