Mücahit Özden Hun

Bir Zamanlar Baharlı Mahallesi ve Terekemeler (Birinci Bölüm)

BİR MAHALLENİN HAFIZASI: MECİT TAŞAN’IN BAHARLI MAHALLESİ

Bazı yerler yalnızca sokaklardan, evlerden ve bahçelerden oluşmaz. İnsanlarıyla yaşar; sesleriyle, düğünleriyle, acılarıyla, lakaplarıyla, komşuluklarıyla ve ardında bıraktığı hatıralarla bir kimlik kazanır. Baharlı Mahallesi de Iğdır’ın böyle yerlerinden biridir.

Bugün eski evlerin birçoğu yok. O evlerin avlularında oynayan çocukların kimi başka şehirlere, kimi başka ülkelere dağıldı. Bir zamanlar aynı sokağı paylaşan ailelerin çocukları dünyanın dört bir yanında yaşamlarını sürdürüyor. Kimi isimler artık yalnızca hatıralarda, kimi yüzler eski fotoğraflarda kaldı. Mahallenin mezarlığı ise bir devrin sessiz tanığı gibi, o eski Baharlı’nın insanlarını bağrında taşımaya devam ediyor.

Fakat bir mahalle, insanları dağıldığında bütünüyle ortadan kalkmaz. Onu hatırlayan birileri olduğu sürece yaşamaya devam eder.

Mecit Taşan’ın yaptığı tam da budur.

1950 yılında Baharlı Mahallesi’nde dünyaya gelen Mecit Taşan, çocukluğunu ve gençliğini bu mahallenin insanları arasında geçirdi. Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’ni bitirdikten sonra çalışma hayatı onu Iğdır’dan uzaklaştırdı; Adapazarı Şeker Fabrikası’nda uzun yıllar görev yaptı. Ancak insan bazen doğduğu yerden uzaklaşır, doğduğu yer insandan uzaklaşmaz. Mecit Taşan’ın belleğinde Baharlı hep yaşamaya devam etti. Büyükbabası Nesir Taşan’ın Baharlı Mahallesi’nin ilk muhtarı olarak anılması da onun bu mahalleyle bağının yalnız kendi çocukluğuyla sınırlı olmadığını gösterir.

Yıllar sonra geriye baktığında karşısında yalnızca sokakları ve evleri görmez. İnsanları görür.

Camal Emi’yi, Hacı Meherrem’i, İmoş Hala’yı, Avşan Hala’yı, Gönçü Ehmet Emi’yi, Ayna Hala’yı, Hamit Hun’u, Eşref Başaran’ı, Mecit Hun’u, Nergiz Nene’yi, Aşık Femil’i ve daha nicelerini...

Kimini mesleğiyle, kimini huyuyla, kimini bir sözüyle, kimini başından geçen bir acıyla hatırlar. Birinin devesi vardır, biri fayton sürer, biri bostan eker, biri kırık çıkık sarar, biri saz çalar, biri düğünlerin vazgeçilmezidir. Kimi erken ölmüştür, kimi gurbete gitmiştir, kimi yıllarca mahallenin yükünü omuzlamıştır. Şiir boyunca yüzlerce insan yeniden kapılarından çıkar, sokaklardan geçer ve eski Baharlı’nın içinde yerini alır.

Bu yüzden Mecit Taşan’ın “Baharlı Mahallesi” şiiri sıradan bir şiir değildir.

Bu eser, bir anlamda Baharlı’nın sözlü nüfus kütüğüdür. Bir mahalle albümüdür. Bir hatıra defteridir.

Ve her şeyden önemlisi, artık aramızda olmayan insanlara karşı yerine getirilmiş büyük bir vefa borcudur.

Şiirin daha ilk dizelerinde gurbetin ve kaybın ağırlığı hissedilir. Taştan eski mahallesini hatırlarken yalnız özlem duymaz; geride kalan mezarlığı, dağılan aileleri ve bir daha geri gelmeyecek insanları da düşünür. Şiirin başlangıcındaki hasret duygusu, ardından gelen yüzlerce ismin neden bu kadar büyük bir titizlikle kayda geçirildiğini de açıklar.

Eserin bir başka değeri ise Terekeme/Karapapak ağzıyla yazılmış olmasıdır.

Çünkü dil yalnız kelimelerden ibaret değildir. Bir toplumun dünyaya bakışı, mizahı, sevgisi, öfkesi, hitap biçimi ve belleği dilin içinde yaşar. Mecit Taşan şiirini standart Türkçeye dönüştürseydi belki daha kolay okunurdu; fakat Baharlı’nın sesi kaybolurdu. O ise mahalle insanlarını, onların birbirleriyle konuştuğu dille anlatmayı tercih etmiştir. Böylece yalnız insanları değil, bir dönemin konuşma biçimini de geleceğe bırakmıştır.

Şiirin sayfaları ilerledikçe insan şunu fark ediyor: Burada kusursuzlaştırılmış kahramanlar yoktur. Baharlı’nın gerçek insanları vardır. İyilikleriyle, öfkeleriyle, şakalarıyla, kavgalarıyla, yoksulluklarıyla, zenginlikleriyle, sevdalarıyla ve kayıplarıyla...

Belki de şiiri bu kadar samimi yapan budur.

Mecit Taşan kimseyi tarihin büyük kahramanı yapmaya çalışmaz. Onlara bundan çok daha insani bir şey verir: Unutulmama hakkı.

Bugün Baharlı Mahallesi’nin eski insanlarının önemli bir bölümü hayatta değil. Birçoğunun çocukları ve torunları da başka şehirlerde, başka ülkelerde yaşıyor. Zaman evleri yıktı, yolları değiştirdi, insanları birbirinden uzaklaştırdı. Fakat bu şiirin içinde eski mahalle hâlâ yerli yerindedir. Faytonlar yeniden sokaktan geçer, tandırlarda ekmek pişer, düğünlerde Terekeme oyunu oynanır, sazlar çalınır, bahçelerden meyve toplanır; “emi”, “xala”, “abla”, “lele” diye seslenilen insanlar yeniden yan yana gelir.

İşte bu nedenle Mecit Taşan’ın şiiri yalnız geçmişe duyulan bir özlem olarak okunmamalıdır. Bu şiir, Baharlı Mahallesi’nin toplumsal hafızasını geleceğe taşıyan bir belgedir.

Bir gün o insanları tanıyan son kişiler de aramızdan ayrılacak. O zaman bazı isimlerin nasıl söylendiğini, bazı insanların hangi lakapla anıldığını, kimin kimin komşusu olduğunu, düğünlerde kimin oynadığını, kimin saz çaldığını, kimin fayton sürdüğünü belki yalnızca bu satırlardan öğrenebileceğiz.

Bu nedenle Mecit Taşan’a yalnız güzel bir şiir yazdığı için değil, bir mahallenin insanlarını unutulmaktan kurtardığı için teşekkür borçluyuz.

Çünkü şehirlerin gerçek tarihi yalnız devlet arşivlerinde yazmaz.

Bazen bir mezar taşında, bazen sararmış bir fotoğrafta, bazen bir yaşlının hafızasında; bazen de Mecit Taşan’ın yaptığı gibi, 152 dörtlüklük bir şiirin içinde yaşar.

Ve Baharlı’nın insanları, bu şiir sayesinde bir kez daha kendi mahallelerinin sokaklarından geçmektedir.

ÖZGEÇMİŞ

Mecit Taşan, 1950 yılı Iğdır Baharlı Mahallesi doğumludur. Baba adı Abdulbaki anne adı Sekine’dir. Mecit Taşan, ilk, orta ve liseyi Iğdır’da tamamlar.

Mecit Taşan

Atatürk Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden 1975 yılında mezun olur. Şeker Şirketinde göreve başlar. Adapazarı Şeker Fabrikası’nda 30 yıl çalışır, emekli olur ancak şirket ayrılmasını istemez, böylece 10 yıl daha görevde kalır. Havva Hanım’la evli olan Mecit Taşan, iki oğlan bir kız babasıdır. Oğlu Levent Taşan, Tapu Dairesinde görevlidir. Kızı Meryem Taşan Nişancı, öğretmendir. En küçük Ahmet Taşan da Makine Mühendisi olarak TÜBİTAK’ta uzman olarak görev yapmaktadır. Büyükbabası Nesir Taşan, Baharlı Mahallesi’nin ilk muhtarı olarak kayda geçmiştir.

(Soldan Sağa) Abdulbaki Taşan, Mecit Taşan (Ön sıra) Levent Taşan ve Ahmet Taşan

BAHARLI MAHALLESİ ŞİİRİ (Mecit Taşan, 2020)

Şiir defterinin kapağı

Yadıma salmışam öz mehlemizi
Hesret acısına dözebilirem
Terkedif getmişıyh birbirimizi
Dad vermir gurbeti gezebilmirem

O, qedir bilenler torpağ oluftu
Qebirsennik ölenlerle doluftu
Menzilleri cennet olsun onnarın
Geden gedîf, yeni yetme qalıfdı

Baharrıda söz götürmez nişandı
O, şişko göydeli Memmed Efendi
Lezzeti bulunmaz toylarımızda
Terekeme oyununu oynardı

Camal emi, Aladağ’da yaylardı
Nazdı qala, İmdadı çox severdi
Eleddem eminen bizim toylarda
Letifşah’dan, Zarıncı’dan deyerdi

Üç qızı var onun, biri Reyhandı
Suceddinnen evli, bir de Meymandı
Letfe abla, Ebil abinin eşi
Üçüncü bacanağ, Sığya Keremdi

Hacı Meherrem de deve besderdi
Babası aşıxdı, Koç İskenderdi
Daği dağ bilirdi, aranı aran
İmoş qalam, yayla yayla gezerdi

Akkan, Şéllo Enber, Necfe, Necife
Ğulusnen öylendi, gözel Maxbule
Kimi Almanya’da, kim Antalya’da
Bırağıf gettiler, veteni ele

Macar emi ile enişte Yaşar
Gudey, Terlan abla birlikte yaşar
Övletleri yetim bıraxan Feleyh
Senin de öyüne yıldırım tüşer

Emine, Ferman, Nuriye kızı
Gülsümün ölümü ağlattı bizi
Henife kızımız mühendis oldu
Götürün onnara selamımızı

Hesso dayı, yaya geder gelerdi
İnce basdonunnan desdeyh alardı
Memo, Ehmo onun oğullarıdı
İki de gızını gocaya verdi


Cemil emi, Avşan xala hardadı
Pernise xalanın Calalı vardı
Ebil, Kamil, Şaroy, Mengeser emi
Zaman onnardanda çox şey apardı

O, Muğsere xala, çox xoş gülerdi
Źiley abla  “müdür eşiyem” derdi
Letfe abla, İreyze, Cavoy xala
Ğeyir, şer işin de, her yerde vardı

Ceyran, Ayten yenge, Güner bacımız
Üçünü de gelin etti mehlemîz
Mengeser eminin uşağlaridi
Qurbannan, Suphan da bizim gencimiz

Calal eminindi, Cengiz'nen, Nehir
Ayser, Şahin, Şevket çeyhmedi qehir
Turgut nan, Edelet yadımda qalıf
Xırdaca uşağlar yadıma gelmir


Gönçü Ehmet emi eyi qonşuydu
Gülavatın xala yol yoldaşıydı
Bizde, su satardık, üstadımızdı o
Mene yol gösteren ulu kişiydi

Çoğ cavan ölmüşdü rehmetlik Letif
Hacı Şaban, İsmail, Qaqilli, Talif
Qulu, Zeynep bacı, Zeĥre, Nahide
Geçmiş, dünen kimi yadımda qalıf

Şarabani, Dürrü xala her toyda
Beşibirrik daşıyardı, her boyda
Seyran, Selbi gelindi o hayatta
Çığnadı sesderi, payızda, yayda

Mürsel emi, o hayatta qalmışdı
Hani Kör Hacınan xısım olmuştu
Sehne xala, Fatma, Eziz, Abbası
Türkan qızın üzü, çilnen dolmuşdu

Sinexanım xala, Urusdam emi
Onnarında keşdi devranı, demi
Lezim qardaşıdı, Rıza da oğlu
Terkettiler mehle, ev-barkı, damı

Penah emi, dert, qeminen ucaldı
Evlat acısınnan çox tez qocaldı
Ayna xala “ay qayransız” deyerdi
Çox zemi qağladı, çox ekin yoldu

Usenber xalada köyden gekmişdi
Bizim mehellede epey qalmışdı
Bir qızıynan, oğlu Bayram yadımda
Eşi Eleyberi şağda vurmuşdu

Eziz xoca, menim ana dedemdi
Tümen nenem, qehrimiz çox çekerdi
Dayımın, o dutdan tüşüf ölmesi
Onnara bel püken acılar verdi

Kötülük bilmezdi, heç Misir emi,
Çimen xalam, göźellerin gözeli,
Edil emi, Eylaz birriyh oluflar
Heç yaxçı gelmedi Qurvanın sonu

Nesifoğlu İsmail bir daşgacı
Letif emi, geh faytoncu, geh beyçi
Eyi qonşu o, Tükezban xalanın
Derdine dert qattı, muşdanın ucu

Sandığ xala ile o, Emir emi
Qax, çeneyh ederdi, zemi ve zemi
Tez köştü dünyadan qardaşı Femil
Gülen xalamıda aldı dert-qemi

Eziz emi, xesdeliyhden çox çeyhdi,
Uğuru xırdayken yetim bırağdı
Epeyce dul qaldı, Qemsiye xala
Bığlı Niyazıynan evlilik yapdı

İsmail emi de bosdan ekerdi
Quşdar xalam eyi desder çekerdi
Ğulus oğulları, Cavoy qızdarı
Oğurçu gelende, haray teperdi

Durmuş emi, Sinoy ğala yadımda
Tesinnen, qokkannan oynardıx şumda
İndi zaman qeçif, el olmuşuğ bîz
Bir qohum kimiydik, o, eski günde

Bala Memmed emî deve keserdi
Arvadı konşuya çox tez küserdi
Bir Benöyşe xala, Ennaği emi
Eski torpağdılar, herkes severdi

Bizim Cefer emi de böşöyür çiğdi
Ğedeyce xalayı naçar bırağdı
Esgeri, Seferi, kızı Süsleri
Fuğara olanın göynü bir dağdı

Hamit Hun da sevilen bir kişiydi
Eyi resim yapmağ onun îşiydi
Kınyaz, Yakup menim okul devremdi
Bağçaları ne tapılmaz bir şeydi

Gülbahar xalaynan, Veli emiden
Qeĵ geler gederdi, o değirmennen
Oğlu Eli, qızdarı Narın, Tekin
Eliye çox salam götürun mennen

Kerefoğlu Usuf emi, pir adam
Sesi qorğu salan, o Şirin xalam
Xelis qardaş, Köyser bacı, Pompul kız
Gel ay lele, gel başına dolanam

Kite oğlu Bilal emi, sınığçi
Kırığ, çığık, yağ, yumurta ve alçi
Oğulları Altay, Ğannar, ve Beyler
Nazdı ğala, gelin Asya çox yağçi

Mehemmet emi de Kite oğludu,
Şamatayı sever, dolu doludu,
İsmail adında bîr oğlu vardı
Qudey xala, toy-düğünün gülüydü

Esgi qonşu, Müşravan oğulları
Adil, Orhan yadımda qalannarı,
Bacım olsun, onnarın bir gelini,
Mengeserde yedirdi xengelleri

Mikail emi de bize qohumdu,
Banı xala ile keçinmek, zordu
Oğulları Behman yoldaşımızdı
Onu görmeyeli çox zaman oldu

İman oğlu Hesen, eyi adamdı
Geh odun doğradı, geh kerpiç yaydı
Oğlu Allah Verdi, xanımı Ergez
Onun da serveti bir taxım öydü

Bir de Menaf oğlu, Salah, Cefer var,
Anası Sultana mehlemiz çox dar,
Letife onnara gelin olmuşdu,
İzmir'e yerreşif, ırağ qaldılar

Daşqaçi Şavana gülmedi bağdı
Hesapsız iş yapdı, òzünü yağdı
Tosko Eyperi de qeyretti gördüm,
Ğoruz bannamadan, qerip oyağdi

Bir de Sarı Memet vardı, hapisdi
Telli Fatma xala, bağdına küsdü,
Bir qızı var idi, gelin ettiler,
Oğulları Hido, bir de Memişdi

Emrasdan emi de dertder dağ kimi
Ele ağlar gördüm, Seyfe bıcımı
Necife onnarın tutar dalıydı
Fağırda denedi, feleyh gücünü

Başına döndüğum Ebilfez emi,
Gör nece tovladı, Şirin xalamı
Oğlu Cemo ile yolçuluğ ettik,
Nezir aparmışdığ şeyğe dananı

Başesennen evli, Seyit nağırçi
Ey tulum çalardı, Yusuf qoruğçu,
Salo kesimçiydi, Şemseddin çovan
Keçel Ebzerinde heç pitmez suçu

Perişan ğalaynan, qızı Cemile,
Birriyhte gederdik onnan okula
Qannı Memmet emi cesur adamdı
Oğlu Qeni çatardı sağa-sola

Xetirimnen çığmıyıf Gulu kişi
Ey camış besderdi, hem qal, hem tişi
Seyfeddin, Vural'ı, bir de abisi
Selbi abla onnarın qız qardaşı

Hacı Eĵderinde çoxdu dövleti
Bir sürü uşağnan, iki arvadı
Mehlenin, Pirçoyun çoğu onundu
Yazıxki kulpunnan tutan olmadı

İstifa xalaynan, bir de günüsü
Bitmir Hacı Eĵder'in heç sakası
Turan, Turgut, Malik, xırdaca Salih
Ayşe de onnarın bir tek bacısı

Pirçoydan gelmedi, Şahoynan, Oruç
Bir ikiz kimiler, tanımağ çox güç,
Ayhan'ı zabıta, Orhanı berber,
Görmezdim onnari toy-düğün hariç

Namaz emininde çoxdu övladi,
Pürze xala, ne çox tendir qalardı,
Nizameddin, Kerem, Süceddin, Kemal
Bazan odun keser, kerpiç tökerdi

Eli emi, xedemelik yapardı,
Xırda, yeke demez, xetrin sayardı
Eytibarsız çıxdı, arvadı Qızey,
Oğlu Cengiz ile, bir kızı vardı

Katta Şerif emi oğur-yazardı
Ne düşman incidir, ne dosd üzerdi
Fatma xala, altı oğul, bir de qız,
Qonşuluğu neye desen değerdi

Dursun, İsmail abi, İbrahim, Turgut
Camal güven verir, Salih de umut
Hatce bacıları mehle qızıydı,
Hamsı Balıkesiri edinif yurt

Ağaydı, zengindi Eşref Başaran
Onda çoğdu, deve, koyun, dağ, aran,
Bir yanda Şamama, Nevriye xala
Dümmeyi en iyi oydu, oynayan

Aydın, Tuncer abi, Gündüz ve Fikret,
Cengizi, Cihadı, enişde Neĵdet
Bayazıtta gelindi, bacıları,
Çox yere bölündü o, yeke servet

Hidayet emide sessiz gezerdi
Şafgasını göz önüne eğerdi,
Qülavatın xala san ki kehlandı,
Hersdenende her kesime söyerdi

Mecit bey mühendis, Kenan öğretmen,
Meryem qız, meytebe getti bir zaman,
Xanımı mehleye muğder seçmişler
Demek ki çoğ varmış, yenilik seven

Sağırdı qulağı, Eziz eminin,
Suratı gülmezdi, oğlu Eqilin,
Gizdim girdi diye, üzüm bağına
Boğazını sıkdı, Kelo Memo'nun

Sığya Eli'ninde sonu xarafdı
Zübeyde xalayı ecel tez qafdı
Bedasıl arvatnan, öylenennerin
Başına ne gelse, bilin ki haxdı

Konyalı Ehmet de çox çağır çeker,
Tüfeyh, tapançanın eyisin yapar
Arvadı Leleydi, oğluda İhsan,
Her toyda onnarın çınqarı çıxar

Katta Paşa emi, eski bir lele
Bağçasi hasarrı, ele bil qala,
Boran, Zorva, Mecid, İsmail emi
Koşup gederdiler faytonu yola

Zorva emi, bir zamanlar muğderdi,
Duyduğum qedernen, ey xızmet verdi,
Ziver ğala, yeke İsmsil emi,
Borannan da Qöyser bacım öylendi

Kudret abla, desen qöçek mi qöçek,
İsmetnen Yavuzu biz de yad edek
Nejla qızı vardı, biznen oğurdu,
Bir nağıl kimi di, eskiye dönmek

Hesen bey, sevilen, sayılan insan
Üç oğlu var idi, böyüğü Turan
Cihangir ortanca, Atoş okullu,
Severdi onnari tanıyan herkes

Mecit Hun, bir beydi, beyin oğluydu
Nece zor işlere o barış qoydu,
Atilla vekildi, Ehmet tüccardı,
Selahattin bey de genel müdürdü

Ezalxan emide bol tuz satardı
Babamnan şerikdi, taxıl ekerdi,
Yasını, Tosunu, bir de Mesimi,
Terlan xala, her mihneti çekerdi

Aboşnan, Muzafer iki qardaşdı,
Fayton qoşardılar, binmeyh ne xoşdu,
Ziynet xala, onnarın anasıydı,
Öyleri mehlenin sonuna tüşdü

Nergiz nene, hep ebelik yapardı,
Qulu emi, ne çox alça satardı,
Son deminde, gòzleri görmez oldu
Ölüm onu bu, acıdan kurtardı

Bili abla, müdür Zekir abimiz,
Cavoy, Telli Bayram bizim kirvemiz,
Oğullari Neĵdet, Cevdet var idi,
Hamısını yad eyledi qelbimiz

Duzcu Meherremde Pirçoydan geldi
Hacı Meherremden birez yer aldı,
Xanımı Zahide ve uşağları
Keçim onnarı da gurbete saldı

Beyler emi, mehlemiz de bir beydi,
Gülsüm abla ile her günü eydi
İreyhan ablaya şansı gülmedi
Memmeteli, Lütfü oğullarıydı

Sefereli, Beyker beyin qardaşı
Qumar qağıddari, oluf yoldaşı,
Bir qızı var idi Bahar adında
Arvadı Eprüznen xoş değil başı

Memmedeli ile kirve Zekiye,
Gettiler gurbete, Almanya diye,
Oğlu Dursun, qızları Leyla vardı
Bir bant yollamışdım ona hediye

Hacı Ali emi, esgi torpağdı,
Hacı Qöher onu teyhce bırağdı
Evlilik yapınca Esli xalaynan,
Beynava hacının cıźdığı çıxdı

Faytoncu Meherrem, indi Almancı,
Minoş abla öldü, pitmedi sancı,
Letifeyle, Cengiz öksüz qaldılar,
Onnara yetmişdi, feleğin gücü

Görmedim rahmetlik İsağ emiyi
Navat xala evde qurar ğanayı
İsa, Musa emi oğulları idi
Halalınnan seçeller hep loğmayı

İsa emi, qaynatamdı, zabıta
Maral xala nur, nur içinde yata,
Onnarında üç oğlu üç qızı vardı
Oturardıx bizder hayat hayata

Qaynım Memet ile biz arğadaşdığ
Gece gündüz demeyip çoğ dolaşdığ,
Azer, Baycan, birde Meralları var,
Elvan yengemiz de çoğ surfa açdığ

Suzan baldiz ….. ile evlendi,
Meryem baldız Hasan beyi beğendi,
Selmayla Cevdet, İbrahim Vildan,
O, evde son galan ….. ablamdı

Allahverdi qonşu, eşi Gülüzar
Ceryan ustadıydı, motornan gezer,
Yetim qaldı, xırda yaşda Kemalı
Pervin, Perihanı, Nerminnen, Qeder

Hacı Esed emi, Salatın xala,
Yağşı qunşu, yerin cennettik ola,
Üç qızı, üç oğlu vardı onnarın,
Bağınnan îğdeler tüşerdi yola

Nuri beyde emekli bir müdürdü,
Leyli xanım nece xızdım gederdi,
Sabir, Şakîr, Zakir bir mehendizdi,
Nadireyle, Meryem ey tahsil gördü

Ziraatçi mehendizdi Turan bey,
Eşi Rafhan xanım, herkes dere ey,
Dediler doğumda canınnan oldu,
Beÿinnen öğlendi bacısı Tülay

Sekine abla da genç yaşda duldu,
Erolnan, Gülsen de bavasız qaldı
Faytoncu Meherrem isdedi onu,
Yeniden evlilik şenlikli oldu

Eli beyi, çoğ fazla tanımıram,
Hebbe ablam, Fatma kirvem deyirem,
O, gözelim qonşuluğlar indi yox,
Onnarı özüme kömeyh sanıram

Evdil dayı, oğlu Şemil eminin,
Merze xala direğiydi evinin
Ziya ile, Neĵdet, Bağdatnan, Xanım,
Ana çeyhdi qehrini, dört balanın

Bir Şemil oğluda Paşa emiydi
Faytun çalışdırmağ onun işiydi
Hesen, Hüseyin'i, Sedoş, Hürüsü,
Peri xala onun her şeyi idi

Qonça xala onnarınan yaşardı
Türkan, Epruz addi qızdari vardı
Ar-namus timsali bu bacıları,
Yazığ anam gızı kimi severdi,

Nesif oğlu, Nesîr dedem bir lele,
Eyvallah demezdi, men deyen qula,
Övlenmeyhden yana şansı olmadı,
Kimi suya getti, kimisi sele

Babam, Gülü mamam öz qardaşdılar,
Şükrü Emi'ynen Pirçoya qaldılar
Dilber ablam onnarnan üvey bacı,
Bir qonan olduysa, beşde qöştüler

Abdulbari babam, Cavoyda anam
Mustafa, Mehmedi, Semetnen, menem,
Sedet bacımızdı, erken itirdik,
Fatoşnan, Eĥmedi nece unudam

Dört erkek qardaşığ, dördümüz evli
Havva, Nurcan, Emel, Nahîde gelni,
Oğlum, Levent, Ehmet, kızımda Meryem
Sedet, Tamer, Sekne, Hesen-Hüseyin'i

Emeği çox bizde Hacı eminin,
Cennetmekan insan Tuygun bibimin,
İsmail abimle çoğ çalışardığ,
Yeri cennet olsun, İsmet abinin

İsmail abiynen evlendi Dilber
Bedirnen, Paşa, Kenannan, Güner
Ayşe, Kezban, Sevda bir bacıdılar
Gün, sene dediğin ömürden qeder

Eli, Veli, Meherrem xalaoğlü,
Bir yan İğdırdandı, bir yan Pirçoylu,
Rebiye, Safiye, Birgül bacılar,
Bayram, Behrem, Sabahattinnen evli

Hediye ğalaynan o, Memmet Çavuş,
Oğlannar ederdi hayatnan yarış,
Yunusu, Bayrami, Turgut, Turanı
Gülgeznen, Yükseli ve gelin Sedoş

Memmet Çavuş, qardaşı Ehmet emi,
Onnarda tez terkettiler mehleni
Sebehe ablaynan, kızı Sakine,
Ancağ yadımdadı Enver, Osmanı

Qalayçı İranni Hüseyin emi,
Simzer xala, böyük qız Gülsereni,
Şöyket, Hesen, Heyder, Perihan, Gülsen,
Tutmağ olmur, gelif keçen zamanı

Bu dünyadan bir Beşir emi keşdi,
Esli xala el-ayağdan tez tüşdü,
Neceddin, İzeddin oğulları di,
Fezle, Edle xala, yadele tüşdü

Qelemzer ablaynan, Neceddin emi,
Güner bacı, çok sever İzeddini,
Mustafa, Memmet, Güler, Bayram, Selma
Dahası var heç bilmirem adını,

Tarihi bir adamdi Musa emi
Tendiri, lavaşı, geniş eyvanı,
İki oğul, dörtte gız sahabıdı,
Üzmezdi o, heç Qöğerçin xalamı,

Fatma hoca, Osmannan öÿlenmişdi,
Züleyhayla Cemil, çox denk tüşmüşdü,
Yagufnan Adelet, Mustafa Pervin
…..   Sonaya çoğ saz çalmışdi

Muzaffer Ünal bey ilkokul hocam,
Onnan iyi dosdu, reĥmetli babam,
Selması, Hülyası, Cevdet, Bülenti,
Ne eyi insandı o, Hebbe ablam

Zabıtaydı rehmettik Enver emi
Az qalmış eskinin gözel insanı
Yerin cennet olsun Xeyrense xala,
Kağ, çeneyh ederdi zemi ha zemi,

Orhanı bir yanda, bir yanda Aynur,
Cafer, Selçuğ, Zafer, İrfannan Günnür,
Atar ğalayıda unutmağ olmaz,
Bir de Cemal, Kemal, gözel gız Şennur,

Hacı Ağey, mehlenin dert anası,
Dolar evi, dağlısı, arannısı
Abdurrahman muska yazar herkese,
Salman emi, öz evinin delisi

Cefer, Yusuf Tikko, bir de Kör Tahar,
Şefķi, Seve, Osman, bir de Muzaffer,
O, evin daimi qonaxlarıdı,
Tuzluca, Güllüce ve Mollaqemer,

Ağbaş Hacı, Minoş abla, Qecerden
Herkes memnun, Adil ile, Zaferden,
Yeke qız Cahide, bir de Hamiyet,
Göźükmezdi evi uca duvardan

Bir Seriye xala, bir şoför Hacı,
Bayramnan, Yılmazı evin baş tacı,
Besdisi, Songülü, Zeynep qızdarı,
Bir de enişteşi var, lokantacı

Mecit xocam, evini çox tez sattı,
Tütüye ablaynan İzmire getti,
Gürseli, Suatı, qızı Suzanı,
Yel esdi, herkesi bir yana attı

Memmet xoca ile Müzeyyen abla,
Bağçalı evleri, bağardı yola,
Oğuyan qızdarı, üçde oĝlu var,
Îrfanı, Doğanı bir de Abdulla

Muğder emi, Qul xala, qızdarı Türkan,
Müveddiyar, Cengiz, bir de Kahraman,
Evleri, Çıngılda, tek başlarına,
Olmazdı çox fazla arayan-soran

Eyüp, Adil emi iki qardaşdi
Celalnan, Nazım bize yoldaşdi,
Beĥçet çox genç öldü, yeri nur olsun,
Hesennen Yaqufun bağ bağça işi

Şaĥnaz xala ile, Meşedi emi,
Müşkünaz ablanın qağ-çeneyh işi,
Eri Musa emi, Meleylidendi,
Ona da değmişdi, feleğin daşı

Qevil emi ile Sevgili xala,
Davut, Mecit, Kadir emi bir qala,
Maral, Sura xala, bacıları di,
Çığardı evleri, her iki yola

Davut emi, muğder olmak isderdi,
Gülü xala her mîhnete dozerdi,
Hesen, Hüseyini, Ayfer, Maili,
Şüküfe, Asyayı herkes severdi

Mecid emi, Hebbe abla Iğdirda,
Kadir emi, hem Ağrıda, İzmirde,
Fatma abla, oğlannarı, qızdarrı,
İndi toplanıflar, hepsi bir yerde

Xıdır emi, nece zorruğlar çeyhdi,
Bazan fayton sürdü, bazan yer eyhdi,
Xezel xala, onun hayat yoldaşi,
Dert ve qem üźünnen o da tez çöyhdü

Qızdar Fatma, Necfe, bìr de Rebiye,
Hemit merağ sardı, bir zaman toya,
Berber tükanında Yusufnan, Nevruz,
Devlet kapısıda Mecit Geloya

Cannı bir tarihdi, Mehemmet emi,
Tacira xalaynan sürmeyhde demi,
Yeşil Ördek oynar, kafa çekince,
Bala şeren dolu, evin heryanı

Eniştemiz olur Bebremnen, Bayram
Yemen, Kemal, Xanım, polis İbrahim,
Neriman, Irza, bir de Qurbettin,
Baba dosdarıydı, rahmetli babam

Rehmet Kerim emi, Ziver xalaya,
Qelif getmezdiler, çoğça mehleye
Zeynep kızı, Mustafa, Yusuf abi,
Uzağ durardılar gelen belaya

Bir Hazara xala, bir Eli emi,
Onnarında keşdi, devranı, demi,
Alyar, Aydın, Nüsü, Letfe, Naciye,
Daşkasız görmedim, men Nüreddini,

Letif emi, derddi arvat elinnen,
Meleyh xala, dönmez asla yolunnan,
Turgutnan, İsmail, bir de qızdarı,
Beyğeberem onnarın son halınnan

Faytunçu Eloda, ɓıŕ gün, görmedi,
Böyük oğlu, muradına ermedi
Helme xala eşi, Sevim de qızı,
Feleyh yağçi güne fırsat vermedi

Qarq Fere xala, oğlu Nüreddin
Sebehe, Medine, Bela Xeyreddin,
Qılas xala, xoca Mustafa Ünal,
Telebeye disiplini öğreddin

Saray xala ile, fırınçı Haydar,
Oğlü Kazım, bir de Şişko Yılmaz var,
Rehmettik Ömer'in lakabı Biliş,
Eşi, uşağları, mehlede yaşar

Qannı Eziz, xısım, Keçel Salmannan
Qareş, Yılmaz, Esbendiyar, Ramazan,
Dinçerin babası, Qecerri Qasım,
Çoğ çeyhdi, Kürt Xezel, bir de anadan,

Topal Qedir, mehlemize muğderdi,
Bir ayağ üsdünde, nece sekerdi,
Dükkan açdı, oğlü Rehim, İrvaham,
Oy veren, vermeyen, onu severdi

Keçel Qasım emi, çox qum çekerdi,
Salah, Samet emi, ve Allah Verdi,
Qemerri İrvaham, sayılan kişi,
Beyĥçi Ayeddini herkes severdi

Ali Babuş, o mehlede xocadı,
Abbas Salah oğlu, boyu ucadı,
Eli Bozo, Qıyas okul yoldaşı,
Faytoncu İslam da yolda qocadı

Sarı Memet, o mehlede oturar,
Papağını çoğça yana yatırar,
Pineçi Xelisin oğludu Şahin,
Hem toyu hem sazı ne gözel çalar,

Penah eminin de beli püküldü,
Toy evinin aşına, o vekildi,
Oğlu Meherrem de, fağır adamdı,
Kör talih onnara, bu qeder güldü

Misdo emi, Cemle xalada köşdü,
Qızı Salatınnan, ne çox ters tüşdü,
Oğlu Cemil menim bacanağımdı,
Tek başına nece zorruğlar aşdı,

Aşığ Femil emi saz-söz adamı,
Çoğ qonağ etmişdir, evin de meni,
Eyi bir terziydi Fikriye abla,
Eksilmez, yanına gelif gedeni,

Terlani meşhurdu, Femil eminin,
En eyi sesiydi, o, zamanının
Lütfü, Yavuz, Şemo, birde Neĵmeddin
Xocası olmuşdum, iki qızının

Hebip emi Nigalaydan qalmadı
Bağçasi, şeftali, erik, almadı
Dört oğlunnan çoğ çavaladı durdu,
Göynünce yaşamak nasip olmadı

Aşığ Kamil, saz çalar, hem oğurdu,
Yanlış plağ, başına çorap ördü,
Gurbet trenine minen qardaşlar,
Kamil, Eli, Kahraman ve Dursundu

Hacı Üseynalı, İrannan gelme,
Tükanı var, ta Nuh Nebiden qalma,
Oğlu Yaşar, pancarda çalışırdı,
Topal Mirze, ne çox satardı halva,

Dedem Eziz, Misir ve Qedir emi,
Üç qardaşdılar, o, ikisi hani?
Xatın xalam, Qedir eminen evli,
Qönülden severler, onnar adamı

Xatın xalam sekiz uşağ anası,
Qonağ sever, çoğ gözeldi bağçası,
Meĥerrem polisdi, Özlem telebe,
Qöşmennen evli di, Gündüz balası,

İbrahim öğretmen, Fatmanan, Çıçeyh,
Cafernen evlidi, bacımız Meleyh,
Bağdıyar, olmadı, ilkin de o da,
Ağ günun çox olsun, bu defa dileyh,

Mine xala, değirmençi Seyfeddin,
Oğullari, Nuru ile, Seleddin,
Zahideyle evlendi, Yahya xoca,
Bir de bizim can dosdumuz Şemseddin,

Qaçax kirve ile xanımı Pürze,
Sonradan geldiler mehellemize,
Oğlannarı, Ehmet, İsmail, İbo,
Cefernen öylüdü, qızı Azize

Ömer, Xezel ğala, o, Hemit kirve,
Pineçi Resulnan, Kürt Emir harda,
Beyçi Feriz, Lezgi emi, Fayiko,
Heseneyle, oğlu Yaşar bir yerde,

İso dayı, çoğlu qoyun besderdi,
Selbo xala bize oğul deyerdi,
Mustafa, Tajdini, Memer, Mecidi,
Herkes yağçi deyer, sayar severdi

İmamverdi emi, bakkallıx yapar,
Foto Memmet kişi, ey şekil çeker,
Ali Kor, Topal Meme, Ezizo,
Emisi Tefiko, kevşeni gezer,

Hesen beyde, Donatımın müdürü
Ayna xala, gızlar, oğlu Timuru,
Nesip öğretmennen, Mehracı vardı
Terkedifler, birriyhte Daşburunu,

Zehre xala, demirçi Müslüm emi,
Aydın abî, Adnan, bir de Ayteni,
Emrah emi, Bahar xala, ey qonşu,
Nuri emi, Sonalısı, Qurbanı

Bir tükani vardı, Merdan Bağcının
Daşdan yapılıdı, himi evinin
Oğlu Murad, çox çeyhdi babasınnan,
İzi var elinde, dağli demirin

Mir Mehemmet emi, Qemsiye ğala,
Erkennen yaylısı, çığardi yola,
Fatma qız, onnarın tek evladıydı,
Cahitnen girmişdi, oda qol qola

Hacı Elesger de eski adamdı,
Ülker xala, ele bil öz anamdı
Memmet, Eyper, Ehed, Hesen, Hüseyin,
Zeynep gıza, göz ağladı, ek yandı

SON

(DİKKAT: © Mücahit Özden Hun – HUN Academy / hunacademy.com. Tüm hakları saklıdır. Bu yazının tamamının veya bir bölümünün izinsiz kopyalanması, ekran görüntüsü alınarak yayımlanması, başka site veya sosyal medya hesaplarında yeniden paylaşılması yasaktır. Kısa alıntılarda yazar adı ve hunacademy.com kaynak gösterilmelidir. İzinsiz kullanımlarda 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında hukukî yollara başvurulacaktır.)

PETER LERCH: Kurmançça ve Zazacanın Latin Harfleriyle Kaydı

PETER LERCH: Kurmançça ve Zazacanın Latin Harfleriyle Kaydı

Değerli Okuyucular, 1787 yılında Roma’da bir kitap yayımlandı: Maurizio Garzoni’nin Kürt Dilinin Grameri ve Sözlüğü. Garzoni, Kurmançça kelimeleri Latin harfleriyle gösteriyor, dilin kurallarını açıklıyor ve onu öğrenmek isteyenlere bir kaynak sunuyordu. Bu eser, Kurmanççanın Latin harfleriyle sistemli biçimde kaydedilmesinin erken ve önemli örneklerinden biriydi. Burada Kürtçenin yazılı tarihinin

Mücahit Özden Hun
Terekemler ve Iğdır'ın Renkli Bir Siması: ALİ EŞREF BAŞARAN

Terekemler ve Iğdır'ın Renkli Bir Siması: ALİ EŞREF BAŞARAN

Değerli Okuyucular, Bir şehrin tarihi yalnızca resmî kayıtlarda, eski gazetelerde, seçim tutanaklarında ve sararmış fotoğraflarda yaşamaz. Şehirlerin asıl hafızası, sokaklarında iz bırakan insanların hikâyelerinde saklıdır. Bazı insanlar yaşadıkları dönemin yalnızca tanığı olur. Bazıları ise dönemin akışına karışır, çevresindeki insanları etkiler ve yaşadığı şehrin karakterinin oluşmasına katkıda bulunur. Ali Eşref Başaran,

Mücahit Özden Hun
Karxın’dan Ankara’ya Uzanan Bir Iğdır Başarı Hikâyesi: Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu

Karxın’dan Ankara’ya Uzanan Bir Iğdır Başarı Hikâyesi: Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu

Değerli Okuyucular, İnsan bazen uzun yıllar aynı şehirde yaşar, aynı çevrelerde bulunur; buna rağmen yanı başındaki değerli bir hemşehrisini tanımak için bir tesadüfü beklemek zorunda kalır. Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’yla tanışmam da böyle oldu. Onu ilk gördüğümde, karşımdaki kişinin başarılı bir diş hekimi, bilim insanı ve üniversite yöneticisi

Mücahit Özden Hun
İradenin Zaferi Gökyüzünde: YUSUF AKGÜN

İradenin Zaferi Gökyüzünde: YUSUF AKGÜN

Değerli Okuyucular, Bir zamanlar sınıftaki sınav kâğıdını ağzında tuttuğu kalemle dolduran Iğdırlı Yusuf Akgün, bugün aynı kalemle Türkiye’nin millî muharip uçağı KAAN’ı çiziyor. Çocuk yuvalarından dünya spor sahnelerine, resim atölyelerinden TUSAŞ hangarlarına uzanan bu yol, yalnızca bir başarı hikâyesi değil; insanın kendi kaderine karşı verdiği büyük mücadelenin adıdır.

Mücahit Özden Hun