KOPERNİK’İN RÜYASI VE IĞDIR

Toplu Yazılar

KOPERNİK’İN RÜYASI VE IĞDIR

Bir zamanlar Avrupa’da Lehistan (bugünkü Polonya) isimli bir krallık vardı. 1473 yılında Thorn isimli şehirde Kopernik isimli bir çocuk dünyaya gelir. O yıllar bütün Avrupa Katolik dinine bağlıdır. Papalığın mutlak otoritesi vardır. Karşı gelenleri engizisyonla yargılamakta direğe bağlayarak yakmaktadır. O yıllar Katolik inancı, dünyayı düz ve evrenin merkezi olarak görüyordu.

Kopernik

Kopernik 20’li yaşlarda rüyasında kabus görmeye başlar. Küreler etrafında dolaşmakta, Kopernik’e ha çarptı ha çarpacak şekilde yakınlaşıp uzaklaşmaktadırlar. Kopernik her defasında kan ter içinde uyanmakta, ne yapacağını bilemez haldedir. Bu durum haftalarca devam eder. Günah işlediğini düşünüp belki bir çözüm olur diye Katolik papazın“İtiraf Sakrementi” olarak bilinen günah çıkarma kulübesinin önüne gider, diz üstü çöker:

“Papaz efendi, aylardır aynı kabusu görüyorum. Uyuyamıyorum. Günah çıkarmak istiyorum.”

“Nasıl bir rüya görüyorsun?”

“İrili ufaklı binlerce küre etrafımda dolaşmakta ha bana çarptı ha çarpacak gibi hareket etmektedirler. Korkuyla uyanıyor, tekrar uyumaya cesaret edemiyorum.”

“Evet evladım! Günah işlediğin belli… Eğer günahlarından kurtulup huzura kavuşmak istiyorsan çamurdan irili ufaklı onlarca küre yap. Göreceksin yavaş yavaş huzura kavuşacaksın.”

Kopernik eve gelir. Bahçelerinde çocukluk yıllarında havuz olarak kullandığı ve derinliği yarım metreyi geçmeyen şimdi içinde su olmayan alanı gözüne kestirir. Beton gibi sağlam kürecikler yapar, boş havuzun içine atar. Bu işi günlerce yapmaya devam eder. Kâbuslarının azaldığını görünce sevinir, daha da istekli bir şekilde papazın verdiği görevi devam ettirir.

Bir gece durmaksızın sabaha kadar şiddetli bir yağmur yağar. Kopernik, yaptığı kürelerin bozulacağını düşünerek üzülür. Sabah olunca ilk işi havuza koşturmak olur. Gördüğü manzara karşısında şaşırır: Kürelerin hepsi suyun içinde hareket etmektedirler. İşin ilginç yanı büyük küre ortada hareket etmeden durduğu halde diğer kürecikler onun etrafında dönüp dolaşmaktadırlar. Kopernik’in zihni o anda büyük bir heyecanla sarsılır içine bir aydınlık doğar. Eve koşar. Masasına oturur. Havuzun içinde gördüğü kürelerin resmini çizer. Akşam olunca gökyüzüne bakar. Yıldızları ve gezegenleri havuzdaki kürelere benzetir. Ortada duran iri küre de güneşin ta kendisidir diye düşünür. Bu kez şu soru aklına gelir: Havuzun içindeki küreler suyun içinde hareket ediyorlar, acaba gökyüzündeki gezegenler de küre şeklinde olup bir şeyin içinde mi hareket etmektedirler?  O yıllar henüz Newton doğmadığından yer çekimi veya cisimlerin birbirine çekim gücü uyguladığı bilgisinden yoksundur.Çok geçmeden gezegenlerin ve tüm göksel cisimlerin yuvarlak olduğunu,  ETER olarak isimlendirdiği renksiz, kokusuz bir cismin içinde hareket ettiğine karar verir. Matematiğe olağanüstü ilgisi vardır. Birkaç aylık çalışmadan sonra şu sonuçlara varır:

  • Gökyüzünde bulunan kürelerin veya dairelerin tek bir merkezi yoktur.
  • Dünya’nın merkezi evrenin merkezi değildir
  • Bütün küreler Güneş onların ortasındaymış gibi dönerler bu yüzden Güneş evrenin merkezidir.

Kopernik’in güneş merkezli teorisi Katolik kilisesinde tartışmalara neden olur. Çok geçmeden bir İtalyan olan Galileo Galilei yaptığı deneylerle Kopernik’i haklı çıkarır. Dünya, güneşin etrafında dönen sıradan bir gezegendir, Katolik dinin iddia ettiği gibi evrenin merkezi değildir.

BENİM IĞDIR RÜYAM

Nice zamandır ben de Iğdır’ı rüyamda sık sık görüyor, tıpkı Kopernik gibi kabus içinde uyanıyordum. Rüyamda Azeri-Kürt kavgalarını, PKK’nin gençliğin zihnini çalıp tamamını dağa götürdüğünü, mahalleleri titreten, haksız yere para toplayan illegal milis güçlerini, eroin ve uyuşturucuya kapılmış gençliği, uçsuz bucaksız fuhuş evlerini, işsiz-güçsüz gençliği, nargile kokan sokakları, maneviyatın, saygı ve hürmetin yok oluşunu, kaçakçılığın ve silah ticaretinin sıradan olaylara dönüştüğünü, mafya ekiplerini, avukat olup kendi aşireti ve köyü içine nifak sokan, kendi amca çocuklarının topraklarına göz diken, ektiği nifaktan ve köye dönüş projelerinden cebine para aktaran, hiçbir özelliği olmayan sıradan ve yozlaşmış eğitimlileri, pedofil ve sübyancıları, fesatçılar, dedikoducular ve yalancı şahitlerin ortalıkta dolaştığını, Asri Mezarlıkta (Narınçoğlu) mezar taşlarının kırıldığını veya mezarların tahrip edildiğini, kadın düşmanlığını ve kadına şiddetin günlük hayatın bir alışkanlığı haline gelmesini, ha bire Iğdır tarihini tahrif edici yazılar yazan sözde yazarları,Yargıtay’ca “Hırsız” olduğu belgelenmiş kumarbaz şahısların parti il başkanı olduğunu,  doğayı yok eden ve hayvanlara zulmeden acımasız insanları görüp korkuyla uyanıyordum. Kopernik gibi gidip de günah çıkaracağım bir papaz olmadığından kâbuslarla boğuşmak zorunda kalıyor, hatta yatağa girmeye bile çekinir hale gelmiştim.

İşte böyle bir günde, Ankara’daki Milli Kütüphanede oturmuş kitapları karıştırırken içime aniden bir aydınlık doğdu. Elime kâğıt kalemi alıp bir Iğdır resmi çizdim. İnsanları etnik ve mezhepsel ayrımcılıktan uzak kendi işleriyle uğraşıyor, yüzlerinde gülümseme ve bakışlarında dostluk eksik olmuyordu. Kalemim kendiliğinden hareket ediyor, bir yandan hızlı treni bir yandan çift yönlü kara yollarını çiziyor, Erhacı ve Üniversite taraflarında büyük konut siteleri yapıyor, uydu kentler doğuyor, Iğdır şehir merkezi Üniversiteye doğru kayarken boşalan araziler organik tarıma açılıyor, reçelinden peynirine Türkiye çapında ün salan marka isimler ortaya çıkıyor, Ermenistan kapısı açılıyor, Ermeni Diasporasının ve savaş taraftarlarının beli kırılıyor, Alican köprüsü barış köprüsüne dönüşüyor, Iğdır yanı başındaki Nahçivan ile bütünleşip birlikte eğitim ve sanayi hamleleri yapıyor, Ağrı Dağı dünyanın turizm merkezine dönüşüyor, içinde 3-4 bin işçinin çalıştığı devasa fabrikalar hayata geçiriliyor, en önemli sanat ödülleri Iğdır’da sahipleriyle buluşuyor, Korhan’da beş yıldızlı turizm tesisleri kuruluyor, dört bir yandan Ağrı’nın zirvesine doğru teleferikler gidip geliyor, Iğdır Üniversitesi dünya çapında bir araştırma merkezine dönüşüyor, havalimanı uluslararası havalimanı olarak hizmet veriyor, tam donanımlı hastaneler her tarafta kuruluyor, anadilde eğitim uygulamaya giriyor, Cumhuriyet değerlerine sevgiyle bağlı bir gençlik özgüvenle geleceğe bakıyor, Iğdır’ın Türkiye’nin ve Güney Kafkasya’nın lojistik ve üretim merkezi olarak övünçle ayağa kalkıyor.

Kopernik’ingördüğü kâbuslar sayesinde insanlık kendisini daha iyi tanıdı. Yeni bir çağ başladı. Umarım benim gördüğüm kâbuslarım sayesinde de Iğdır kendi potansiyelini daha iyi tanır, yeni bir dönem başlatır.

KÜRT-AZERİ FIKRALARI

(Bu fıkralar ilk kez yayımlanmaktadırlar. Saygılarımla)

HAMAM SEFASI

Bir Azeri ile bir Kürt komşu hamama gitmeye karar verirler. Azeri lifini ve sabununu naylon bir torbaya koyar. Kürd’ün eli boştur. Gişeye geldiklerinde hamamın cezbedici kokusu ikisini de heyecanlandırır. Hızla soyunup, kocaman, ağır ahşap kapıyı açıp buhar odasına girerler. Kendilerine bir kurna bulup iki yanlı otururlar. Biraz nefeslendikten sonra Azeri lifini ve sabununu çıkarır, kendini bir güzel yıkar. Kürt, Azeri komşusuna gıptayla bakmaktadır. Bir ara Azeri komşu dert yanar:

“Hiç sorma! Ne yapıyorsam da başımdaki kepeklerden kurtulamıyorum.”

“Bu sorunun çözümü çok kolay,” diye cevaplar Kürt.

“Nasıl?”

“Başını ve yüzünü iyice sabunlayacaksın, 15 dakika gözlerini açmadan duracaksın. Sabun derinin içine girip kepeği yok ediyor.”

Azeri hemen başını ve yüzünü sabunlar, dirseğini ayaklarına dayayıp 15 dakika beklemeye başlar. Kürt çaktırmadan lifi ve sabunu alır, bir güzel yıkanır. Lifi ve gittikçe küçülmüş olan sabunu tekrar çaktırmadan yerine koyar.

“Komşu artık başına su dökebilirsin!”

Azeri büyük bir umutla tasa uzanır başını yıkar. Yanı başına döndüğünde koskocaman kalıp sabundan geriye küçük bir parça kaldığını görür. Azeri yarı kızgın söylenir: “Anladım komşu! Senin metodunla hem kepeğim azalıyor hem de sabunum!”

DOĞU-BATI İDDİASI

Bir Kürt ile bir Azeri mahalleden çarşıya doğru yürürken hiçbir neden yokken hangi tarafın doğu hangi tarafın batı olduğu konusunda 50 lirasına iddiaya girerler. Önce birbirlerini ikna etmeye çalışırlar. Kürt doğuyu gösterip batı der ama Azeri doğru bir şekilde batıyı gösterip batı der. Tartışmaları uzar ama sonuç alamazlar. Aralarında anlaşırlar kahvehaneye gidecek oradaki 20 kişinin görüşünü alacaklardır. Çoğunluk ne derse o taraf kazanacaktır. Kahvehaneye vardıklarında ikisi de birbirlerine güvenmediklerinden olsa gerek ellerine kalem kağıt alırlar. Birlikte 20 kişiye sorarlar. Kimisi iddialı bir şekilde bu taraf Doğudur bu taraf Batıdır diyen 10 kişi çıkar. Yarısı Batı yarısı Doğu dediği için kazanan belli olmaz. İleride bir şahsın kahvehaneye doğru geldiğini görürler. Yanına giderler. Artık o ne derse kazanan taraf belli olacaktır. Adam âmâdır. Gözleri görmemektedir. İki arkadaş başlarından geçen her şeyi özetlerler. Âmâ, kurnaz davranır bir şart koşar: Kazanan taraf O’na 30 TL verecektir. Artık yorgun düşen iddia sahipleri bu koşulu kabul ederler. Âmâ, elindeki değneği kaldırır, Doğuyu Batı olarak gösterir. Kürt kazanır. Elbette kazandığı paranın 30 lirasını gönül rahatlığıyla âmâ vatandaşa verir. Yani Kürt 20 lira kazanmıştır. Âmâ vatandaş oradan uzaklaşırken kendi kendine söylenir: “Ben hangi tarafı göstersem zaten 30 liramı alacaktım. Şu gözü görenlerin aptallığı sayesinde benim gibi körler hayatımızı iyi kötü kazanıyoruz,” diyerek yoluna devam eder.

BAHÇE DUVARI

Azeri komşunun tavukları Kürd’ün bahçesine ve Kürd’ün koyunları da Azeri’nin bahçesine girip zarar verdikleri için Kürt ile Azeri iki komşu bahçeleri arasına bir duvar çekmeye karar verirler. Azeri cömert davranır:

“Ben 1 metre yüksekliğinde taştan bir duvar öreceğim. Sen de üzerini toprak kerpiçle örüp tamamlarsın.”

Kürt öneriyi kabul eder. Azeri hemen işe koyulur ve hızla duvarı örmeye başlar. Kürt toprak kerpicin nasıl yapıldığını bilmediği için, şehir merkezindeki dostlarına sorar. Herkes bir nasihat verir:

“Önce ahşap kalıpları hazırlamalısın! Marangoza gidip sipariş versen iyi olur!”

“Killi toprak bulmalısın. Su ile karıştıracak ve içine saman katacaksın. Daha sonra çıplak ayağınla çamuru çiğneyip ezeceksin. Böylece çamur yapış yapış kıvamında olacak.”

“Unutma! Çamuru kalıplara döktükten sonra iyice sıkıştırmalısın. Yoksa kerpiç zayıf olur.”

“Kalıptaki çamuru iyice sıkıştırdıktan sonra eline bir tahta al, kerpicin üstünü düzgün şekilde sıyır.”

“Sonra ahşap kalıbı çıkarıp kerpici kendi haline bırakmalısın.”

“Önce gölgede kurut sonra güneşin önüne koy!”

“Kerpicin her yüzünün kuruması için sık sık çevirmelisin!”

“Eğer mümkünse duvarı örerken kerpiçler arasına zift koy! Kerpiçler beton gibi olur!”

Kürt bütün dostlarının verdiği öğütleri dikkatlice dinler, eve dönüp işe koyulur. Her şeyi kendisine söylendiği gibi kusursuz yapar hatta harç olarak kullanmak için zift bile bulur. Azeri komşu taş duvarı bitirdikten sonra sıra Kürd’e gelir. Hazırlıklarını binbir zahmet tamamlamış olan Kürt, duvarı örmeye başlar ve birkaç gün içinde de bitirir.

Nihayet iki komşu yan yana gelirler. Azeri, kendi yaptığı duvarı över:

“Maşallah taşları kale duvarı gibi ördüm.”

Kürt lafın altında kalmaz:

“Senin yaptığın da iş mi? Taşları yoğurarak yapmadın, içine saman katmadın, güneşte kurutmadın, aralarına zift koymadın. Koy taşı,  at üzerine çamuru, koy taşı, at üzerine çamuru! Biz Kürtler bu şekilde taştan duvar ve ev yapmayı ta çocukluğumuzdan beri öğrenmişiz. Bu da iş mi?”

Azeri, Kürd’ün kulağına fısıldar:

“Çektiğim eziyeti bilmirsen ay kirve! Diğer komşu ahır yapmak için bahçesine taş dökmüştü. Geceleyin onları çalıp getirmek için anamdan emdiğim süt burnumdan geldi. Köpekleri üç defa beni yakalayıp paramparça ettiler. Biz işi yanlış yaptık. Sen taş duvarı örecektin ben de kerpiç duvarı. Kerpiç yapmayı da men ta çocukluğumdan öğrenmişem. Duvarı yıkıp yeniden mi örelim? Ne deyirsen?”

KATIX (YOĞURT)

Azeri kadın yoğurt yapmasını bilmiyordu. Kürt komşusuna gitti. Kürt kadını Azericeyi çok az anlayıp konuşabiliyordu. Azeri kadın bahçe kapısını çaldı. Kürt kadını kapıyı utangaç bir yüz ifadesiyle açtı. Azeri kadın, “Ay komşu! Katıx yapmasını bilirsen mi?” Kürt kadını “katıx” kelimesinin yoğurt olduğunu biliyordu çünkü kocası piyasaya yoğurt satıyordu. Bu yüzden kadının yoğurt istediğini zannetti. Koşarak eve gitti. Büyük bir tabak dolusu yoğurtla geri döndü. Azeri kadın, Kürt kadının kendisine uzattığı tabağı aldı ama hemen ekledi: “Bunu neter (nasıl) yaparsız?” Kürt kadın, “Herhalde ekmek te istiyor,” diye düşünerek eve koşar. Elindeki ekmeği Azer komşusuna uzatır. Komşu ekmeği alır. Kürt kadınla konuşamayacağına anlayıp eve döner. Akşam eşi gelir. Masada yoğurdu görünce heyecanlanır:

“Ay avrat! Sen katıx yapmasını da mı öğrendin?”

“Yapması çok kolaydı! Azerice bilmeyen Kürt avratla Kürtçe bilmeyen Azeri avrat yan yana gelende öz özüne katıx olur!”

TAVUK PAZARI

Bir gün bir Azeri birbirinin tıpatıp benzeri iki tavuğu ayaklarından bağlar, evden çıkar, çarşı merkezinde, bir yandan “Satılık tavuk! ” diye bağırarak bir yandan da tavukları elinde sallar vaziyette yürümeye başlar. Şehrin en kalabalık caddesini boydan boya geçer ama hala bir alıcı bulamamıştır.  Caddenin sonundaki geniş alana gelir. Burada Azeri ve Kürt esnaf iç içedir. Azeri iki tavuğu yere koyar, hemen yanı başındaki kahvehanede oturup çay ısmarlar. Bir yandan çayını yudumlarken bir yandan da “Satılık Tavuk” diye bağırır. Bir Kürt, Azeri’ye yaklaşır, tavukları eline alıp gözden geçirir: “Kirve fiyatı kaçadır?“ diye sorar. Azeri, “40 lira” diye cevaplar. Kürt, 40 lirayı uzatır ve tavukları alıp gitmek ister. Azeri, “Dur kirve! Dur! Tavukların ikisini birden alırsan tanesi 40 liradır.” Cebinden çıkardığı çakıyla tavukların ayağını bağlayan ipi keser, tavuklardan birini uzatır. Kürd’ün morali bozulmuştur. Azeri güya şaşırmış halde cevaplar: “Kirve bu tavukların ikisi de aynı. Ha onu almışsın ha bunu, fark etmez ki!  Ama birini alayım dersen o zaman tavuğun birisi 60 lira olur.” Kürd’ün kafası karışır, 60 lirayı uzatır aldığı bir tavuğu elinde sallayarak oradan uzaklaşır. Azeri satıcı kendi kendine söylenir:

“Ay kirve! Eyice başa düş! Men seni yolacam sen de tavukları pişirende tavukları yolacaksın..Bu iş bele yürüyür da!”

AZGIN KÖPEK

Azeri komşu Kürt komşusuna gelir bir ricada bulunur:

“Ay komşu! Sizin köpek bizim misafirlere saldırıyor. Size zahmet olacak köpeği bağlayın da..”

“Olur! Hemen bağlayacam”

Kürt köpeği bağlar ama özgürlüğüne düşkün köpek iple ağaca bağlanmayı zulüm olarak görür. Sabaha kadar yalvarır, inler. Ev sahibi köpeğin yanına gelir. Köpek, ipten kurtulacak diye sevincinden efendisini yalamaya başlar. Efendisi:

“Tamam kabul! Ben seni ipten kurtaracağım. Peki, komşunun misafirlerini senden kim kurtaracak?”

YAYLA DÖNÜŞÜ

Sonbaharda yayla dönüşü Kürt, karısına Azeri komşusuna verilmek üzere biraz peyniri torbaya koymasını ister ama hemen ardından da ekler:

“Peynirin çürük, kokuşmuş kısımlarından torbaya koy!”

Kürt, Azeri komşusuna gider. Kapıyı çalar. Elindeki torbayı komşusuna uzatır: “Yayla dönüşü size biraz peynir getirdim.” Komşu heyecanlanır, “Sağ olasın!” der. Azeri komşu karısının kulağına fısıldar, “Ambardan bozuk karpuzlardan birini getir,” der. Kürt koltuğunun altında karpuzla eve döner.

Azeri, Kürd’ün getirdiği torbayı açınca pis kokudan midesinin altı üstüne gelir, peyniri çöpe atar. Kürt de karpuzu kesince içinin çürük ve boş olduğunu görür. Canı çok istemesine rağmen üzüntüyle karpuzu çöpe atar.

Ertesi gün Kürt ile Azeri komşu aynı anda çarşıya gitmek için evden çıkarlar:

Azeri: “Ay komşu! Deyirem ki peynir yapmanın da binbir zahmeti var. Dünkü peyniri afiyetle yedik. Sağ olasın!”

Kürt: “Karpuz yetiştirmenin de binbir zahmeti var. Dün ailece içi boş karpuzu afiyetle yedik. Sağ olasın!”  

KARNE

Çocuklar karne almıştır. Sevinçle evlerine koşuştururlar. Kürd’ün oğlu karnesini babasın gururla uzatır: Baba az okuma bilmektedir: Matematik Zayıf; Fen Bilimleri Zayıf; Türkçe Zayıf;  Sosyal Biligler Zayıf… Kısacası tüm dersler zayıftır. Baba sevinçle oturduğu yerden kalkar, çocuğunu alnından öper, 10 lira verir.

Çok geçmeden iki arkadaş sokakta buluşurlar. Kürt çocuk sorar: “Baban sana kaç lira verdi?” Azeri çocuk gururla: “5 lira!” Azeri çocuk hemen ekler: “Baban seni dövdü mü?” Kürt çocuk elindeki parayı övünçle gösterir: “Babam bana 10 lira verdi!”

Bunu duyan Azeri çocuk eve koşturur ve olup biteni babasına anlatır. Kızgındır. Babası sakin şekilde cevaplar: “Oğlum, Kürd’ün çocuğu okula gittiği için hayvanlara bakan kimse yok. Notları zayıf olunca oğlunu okuldan atacaklar, çocuk da çobanlık yapacak diye babası sevinçlidir. Babası o yüzden 10 lira vermiş.”

SEÇİM GÜNÜ

Seçim günüdür. Kürt komşu CHP’ye, Azeri komşu da AP’ye oy verirler. Akşam geç saatlerde seçim sonuçları belli olur. Seçimleri AP kazanır. Kürt seçmen üzgündür. Ertesi gün birlikte çarşıya doğru giderlerken sevincinden kabına sığmayan Azeri seçmen Kürt komşusunu teselli eder: “Allah CHP’den razı olsun! Çok iyi bir partidir. Canını hiç sıkma. Eğer CHP kaybetmeseydi biz seçimi kazanamazdık. Sana teşekkür etmek için bugün sana bir Bozbaş ısmarlayacam.” Kürt üzgün ses tonunda itiraf eder: “Eğer CHP kazansaydı senin zilliyetli arazinin yarısını almak için elimden geleni yapacaktım. Ama olmadı!”

Toplam Sayfa Ziyareti: 225 - Bugünkü Ziyaret: 2

Mücahit Özden Hun Kitapları