![]()
Değerli Okuyucular:
Abdullah Öcalan’ın yapacağı açıklama merakla bekleniyor. Öcalan’ın önünde iki seçenek var: Birincisi, “Silah bırakma,” şeklinde dar bir yaklaşım; ikincisi, Orta-Doğu’daki bütün Kürtleri kapsayacak şekilde geniş kapsamlı bir açılım.
BİRİNCİ YOL: DAR KAPSAMLI “KADEMELİ VE KOŞULLU SİLAH BIRAKMA” YAKLAŞIMI
Bu durumda Öcalan’ın yapacağı açıklamanın etki gücü, üç temel faktöre bağlı olacaktır:
- Kürt Hareketi İçindeki Etkisi
Öcalan, PKK ve geniş Kürt siyasi hareketi içinde hâlâ güçlü bir sembolik figür önemine sahiptir. Ancak:
- 2015 sonrası gelişmeler, sahadaki silahlı ve siyasi aktörlerin daha bağımsız hareket etmesine neden oldu.
- Özellikle Suriye’deki YPG/SDG yapısı, Öcalan’ın bireysel kararlarının sahadaki dinamikleri ne kadar etkileyebileceğini tartışmalı hale getirdi.
- Kandil’deki PKK yönetiminin, geçmişte Öcalan’ın çağrılarına bazı durumlarda sınırlı yanıt verdiğini unutmayalım.
Eğer Öcalan, doğrudan silah bırakma çağrısı yaparsa, bunun sahada ne kadar karşılık bulacağı net değil. 2013-2015 çözüm sürecinde yaptığı çağrı, örgüt tarafından hemen uygulanmamıştı.
- Devletin Tutumu ve Önerdiği Yol Haritası
- Eğer devlet, sadece “silah bırakın” diyerek süreci yönetmeye çalışırsa, bu çağrı PKK içinde tam anlamıyla karşılık bulmayabilir.
- Eğer devlet, Kürt meselesinin siyasi çözümüne dair bir yol haritası sunarsa, bu durum Öcalan’ın açıklamasını daha etkili hale getirebilir. Ancak “siyasi çözüm”le ne anlatılmak istenmektedir, bu da net bir şekilde ifade edilmelidir. Devletin bu konuda net bir açıklaması henüz yok.
- Devletin, Öcalan’ın hapishane koşullarında bir değişiklik yapması veya siyasal haklar konusunda bir açılım sunması, onun çağrısının Kürt kamuoyundaki etkisini artırabilir ancak yeterli olmayacaktır. Kürt kamuoyu, “Çocuklarımız dağlarda bunun için mi öldü?” diyerek bir hayal kırıklığı içine girebilir.
- Kürt Kamuoyunun Tepkisi
- Öcalan’ın Kürt toplumu üzerindeki etkisi hâlâ güçlü olsa da artık tek belirleyici aktör değil.
- Kürt hareketinin siyasi kanadı (DEM Parti ve diğer yapılar), Öcalan’ın açıklamasını desteklese bile, bunun toplumda geniş bir karşılık bulması için somut bir hukuki, ekonomik ve siyasal kazanım beklentisi olacaktır.
- Bölgesel gelişmeler (Suriye, Irak, İran’daki Kürt dinamikleri) de Kürtler için alternatif yollar oluşturduğu için, Öcalan’ın tek başına belirleyici olduğu bir dönem geride kalmış olabilir.
Açıklama Ne Kadar Etkili Olur?
- Eğer devlet, kapsamlı bir çözüm planı sunarsa, Öcalan’ın çağrısı daha güçlü bir etki yaratır.
- Eğer çağrı sadece kademeli ve şartlı silah bırakmaya odaklanırsa ve açılım siyasi kazanımlarla desteklenmezse, bu durum sahada tam anlamıyla karşılık bulmayabilir. Son günlerde atanan kayyımlarla devlet, yapılacak açıklama öncesi yeni bir pazarlık kalemi yaratmaya çalışabilir ancak Kürt halkının gerçek beklentisi bu aşamada ne kayyımların son bulması ne de Kurmançça ve Zazacanın ana dilde eğitim olarak uygulamaya girmesidir. Kürt halkı, bunları evrensel insan hakları ve hukukunun doğal bir uzantısı ve bir parçası olarak görmektedir. Bu iki hususun pazarlık konusu yapılmasının halkta karşılığı olmayacaktır.
- PKK ve Kürt kamuoyunun farklı dinamikleri dikkate alındığında, Öcalan’ın etkisi güçlü ancak mutlak belirleyici değil.
Kısacası, Öcalan’ın açıklaması “devlet, siyasi aktörler ve sahadaki yapıların” nasıl tepki vereceğine bağlı olarak anlam kazanacaktır.
İKİNCİ YOL: GENİŞ KAPSAMLI AÇILIM
Abdullah Öcalan’ın yukarıda açıkladığım “Dar Kapsamlı” çerçeve içerisinde kalmayacağını düşünüyorum. Önünde tarihi bir tecrübe var: Osmanlı Devleti ve İdris-i Bitlisi.
İdris-i Bitlisi Kimdir?
İdris-i Bitlisi (1455-1520), Osmanlı ve Akkoyunlu devletlerinde önemli görevlerde bulunmuş Kürt asıllı bir devlet adamı, tarihçi ve âlimdir. Aslen Bitlisli olan İdris, iyi bir eğitim alarak dönemin önemli ilim merkezlerinde yetişti. Önce Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan ve oğlu Yakub Bey’in hizmetinde bulundu, ancak Safevîlerin yükselişiyle Osmanlılara sığındı.

Abdullah Öcalan ve İdris-i Bitlisi
Yavuz Sultan Selim döneminde Osmanlılarla Kürt beyleri arasında ittifak sağlanmasında büyük rol oynadı. 1514 yılında gerçekleşen Çaldıran Savaşı sonrasında Doğu Anadolu’daki Kürt beyleriyle Osmanlı Devleti arasında bir anlaşma yapılmasına aracılık etti. Bu süreçte birçok Kürt beyliği Osmanlı’ya bağlı özerk yapılar olarak yönetilmeye devam etti.
İdris-i Bitlisi’nin Osmanlı ile Kürt beyleri arasında kurduğu ittifak, dönemin siyasi ve askeri koşullarına göre şekillenmişti. 16. yüzyılda Osmanlı-Safevî rekabeti, Kürt beylerine bir tür özerklik tanınmasını mümkün kılmıştı. Bitlisi, Osmanlı’nın doğu politikasını destekleyerek Kürt beylerini Osmanlı idaresine entegre etti, böylece hem Osmanlı Devleti Kürt bölgelerinde hâkimiyet kurdu hem de Kürt beyleri kendi bölgelerinde yönetimlerini büyük ölçüde koruyarak güç kazandı.
Her ne kadar bugünkü koşullar farklı bir tarihsel ve siyasal bağlama sahip olsa da, Öcalan, Orta-Doğu Kürtlerini bir bütün olarak Türkiye Cumhuriyeti’nin vizyonuna entegre etmeye isteklenebilir.
Birçok nedenden dolayı her iki dönem arasında elbette farklar vardır:
- Koşullar Farklı: Osmanlı, Kürtlere özerklik tanıyacak bir esneklik içindeydi. Günümüzde ise merkeziyetçi devlet anlayışı hâkim.
- Rol Farklı: Bitlisi, devlet adamı ve tarihçiydi; Öcalan ise ideolojik bir hareketin lideri.
- Siyasal Zemin: Osmanlı-Safevi rekabeti gibi büyük bir güç mücadelesi yok.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen Öcalan, uzlaşmacı veya yeni bir stratejik hamleyle Kürtleri merkezi bir güç etrafında (Türkiye Cumhuriyeti) toplaması, ancak mevcut politikaların değişmesiyle mümkün olabilir. Bu da büyük ölçüde Türkiye’nin iç ve dış siyasetindeki gelişmelere bağlıdır.
Burada iki temel stratejik yol öne çıkıyor:
- İdris-i Bitlisi Gibi Kürtleri Türkiye’nin Etki Alanında Toplama Çabası
Eğer Öcalan, Kürtleri Türkiye Cumhuriyeti etrafında birleştirmeye çağırırsa, bu çok daha kapsamlı ve uzun vadeli bir süreç gerektirir. Bunun için:
- Kürt toplumunun tüm kesimlerini içine alan bir uzlaşı geliştirilmesi gerekir.
- Kuzey Irak ve Suriye Kürtlerinin, Türkiye’nin liderliğinde, geniş bir federatif yapı içinde yer almak için irade beyanı önem taşımaktadır.
- Devletin sadece güvenlik temelli değil, siyasal ve kültürel hakları da içeren bir çözüm iradesi göstermesi gerekir.
Bu tür bir girişim, ancak Kürtlerin siyasal, ekonomik ve kültürel haklarını garanti altına alan reformlarla desteklenirse başarılı olabilir. Osmanlı’nın Kürtlerle kurduğu özerklik temelli ilişki modeli günümüzde uygulanabilir mi, bu tartışmalı bir konu. Ancak eğer Öcalan böyle bir yönelime girerse, bu onun yalnızca silahlı mücadeleye değil, Kürtlerin Türkiye’nin siyasal sistemi içinde güçlenmesine yönelik bir strateji izleyeceği anlamına gelir.
- Sadece Silah Bırakma ve Siyasilerin Serbest Kalmasına Odaklanmak
Öcalan eğer yalnızca PKK’nın silah bırakması, siyasi tutukluların serbest kalması ve “eşit vatandaşlık” gibi muğlak ifadelere odaklanan bir çağrı yaparsa, bu durum dar kapsamlı bir strateji olur. Ancak devletin vereceği karşılığın ne olacağı belirsizdir.
- PKK’nın silah bırakması, ancak Kürt sorununun demokratik yollarla çözülmesi konusunda bir güvence olursa kalıcı olabilir.
- Siyasi tutukluların serbest kalması, Kürt siyasetinin önünü açsa da yapısal değişiklikler olmadan Kürtler için uzun vadeli bir çözüm sağlamayabilir.
Bu strateji, kısa vadede bazı siyasi kazanımlar getirebilir ancak Kürtler açısından sınırlı bir çözüm yaratır.
SONUÇ
Hangisi Daha Etkili Olur?
- Devletin uzun vadeli stratejik bir çözüme yönelmesi durumunda Öcalan’ın Dünya Kürtlerini Türkiye ile bütünleşmeye çağırması daha güçlü bir etki yaratabilir. Bu, Osmanlı dönemindeki gibi sadece Türkiye’yi değil civar ülkelerdeki Kürtleri “güçlü özerklik veya federasyon” modeline benzer bir sistemi kurmayı da gündeme getirebilir. (İdris-i Bitlisi’nin uygulamaya koyduğu siyasetle Kürtler 200 yıl boyunca (1550-1850) yarı bağımsız beyliklerle varlıklarını bölgede güçlü bir şekilde devam ettirmeyi başardılar.)
- Eğer devletin amacı yalnızca PKK’nın silahsızlandırılması ise, Öcalan’ın silah bırakmaya odaklanması yeterli olabilir ancak bu durum Kürt meselesinin köklü çözümünü getirmeyebilir.
Kısacası, Öcalan’ın hamlesinin etkisi, sadece onun yapacağı çağrıya değil, devletin buna nasıl karşılık vereceğine ve Kürt toplumunun bu çağrıya nasıl tepki göstereceğine bağlıdır.
Yapılacak çağrının içeriği ve kapsamına bağlı olarak Öcalan ya hızla marjinalleşip önemsizleşebilir ya da tarihi bir dönemeçte önemli bir rol üstelenerek İdris-i Bitlisi gibi tarihi bir şahsiyet olarak kendisini topluma ve tarihe kabul ettirebilir.
Elbette her şeyden önemlisi ülkemizde uzun yıllardır arzulanan KALICI BARIŞIN sağlanmasıdır.
Saygılarımla. Mücahit Özden Hun 14 Şubat 2025 18:20
Mücahit Özden Hun | Hunacademy