Son Yazılarımız

GÜNEY KAFKASYA TARİHİNDEN BİR KESİT: HANLIKLAR, GUBERNİYALAR VE 1905–1920 KIRILMASI

Loading

Değerli Okuyucular,

Güney Kafkasya’nın 18. yüzyıldan 20. yüzyıla uzanan tarihi, bir coğrafyanın üç ayrı siyasal düzeni arka arkaya yaşamasının hikayesidir. Önce hanedanlık düzeni, sonra imparatorluk bürokrasisi (guberniya), ardından devrim, milliyetçilik ve sınır savaşları.

Bu dönüşümün merkezinde Aras havzası ve özellikle Surmalu Uyezdi, yani Iğdır hattı yer alır.

1720’ler Çözülmesi, 1747 Sonrası Hanlıkların Yükselişi

1720’ler Safevî düzeninin çözülmeye başladığı, merkezî İran otoritesinin Kafkasya üzerindeki kontrolünü kaybettiği dönemdir. Asıl kırılma 1747’de Nadir Şah’ın öldürülmesiyle yaşandı.

1747 sonrasında Güney Kafkasya’da yerel askeri elitler fiilî iktidar alanları kurmaya başladı. Bu süreçte Karabağ, Gence, Şeki, Şirvan, Kuba, Bakü, Talış, Derbent, Erivan ve Nahçıvan hanlıkları ortaya çıktı. Aras’ın güneyinde ise Makü Hanlığı bulunuyordu.

Bu hanlıklar modern etnik devletler değildi. Devletin temeli hanedandı. Güç şu unsurlara dayanıyordu:

  • Han ailesinin askeri gücü
  • Aşiret ittifakları
  • Vergi toplama düzeni
  • İran’daki üst hanedana bağlılık

Hanlık coğrafyaları çok etniliydi. Ermeniler, Müslüman Türk toplulukları, Kürt aşiretleri, Yezidiler ve diğer gruplar köy köy iç içe yaşardı. Kimlik, milliyetçi değil, yerel ve mezhepsel aidiyetler üzerinden tanımlanıyordu.

Hanlıklar dış politikada önce Şii Kürt kökenli Zend hanedanına, ardından Oğuz kökenli Kaçar Türk hanedanına bağlıydı. Bu bağlılık yalnızca sembolik değildi; hanlıklar bu hanedanlara düzenli vergi öder, gerektiğinde asker gönderir ve sadakatlerini fiilî yükümlülüklerle gösterirdi. Bu ilişki modern ulusal bağlılık değil, hiyerarşik imparatorluk sadakatiydi.

Rusya’nın Gelişi ve Hanlıkların Sonu

On dokuzuncu yüzyılın başında Rusya’nın Güney Kafkasya’ya kalıcı biçimde yerleşmesi bir anda gerçekleşmedi; bu süreç Gürcistan hattında başlayan bir diplomatik ve askerî zincirin sonucuydu.

1783 yılında Rusya ile Kartli-Kaheti (Gürcistan) Krallığı arasında Georgievsk Antlaşması imzalandı. Bu antlaşmaya göre Gürcü krallığı Rusya’nın himayesini kabul ediyor, Rusya da Gürcistan’ın toprak bütünlüğünü ve hanedanını koruma taahhüdünde bulunuyordu. Bu, Rusya’nın Güney Kafkasya’ya hukuki bir dayanakla adım atmasının başlangıcıydı.

Ancak bu himaye düzeni kısa sürede sınandı. 1795 yılında Kaçar hanedanının kurucusu Ağa Muhammed Han, Gürcistan üzerine yürüdü ve Tiflis’i ağır biçimde tahrip etti. Rusya, Georgievsk Antlaşması gereği Gürcistan’ı korumakla yükümlüydü; ancak dönemin şartlarında etkili bir askerî müdahale gerçekleştiremedi. Bu olay Gürcü elitleri ve yöneticileri için Rus himayesinin doğrudan bir biçimde talep edilmesine yol açtı.

1796’da Rusya kısa süreli bir Kafkas seferi düzenledi, fakat asıl kırılma 1801’de yaşandı. Çar I. Pavel döneminde Kartli-Kaheti Krallığı resmen ilhak edildi ve Gürcistan doğrudan Rus İmparatorluğu’na bağlandı. Böylece Rusya artık Güney Kafkasya’da yalnızca bir “koruyucu güç” değil, doğrudan egemen bir aktör haline geldi.

Bu ilhak, İran ile kaçınılmaz bir çatışma doğurdu. Kaçar hanedanı Gürcistan’ı kendi nüfuz alanı içinde görüyordu. Rusya’nın Gürcistan’ı ilhakı, Güney Kafkasya’daki hanlıkların kaderini de belirleyecek olan Rus–İran savaşlarının kapısını açtı.

1804–1813 ve 1826–1828 savaşları sonunda iki büyük antlaşma imzalandı:

1813 Gülistan Antlaşması ile Rusya, Karabağ, Gence, Şeki, Şirvan, Derbent, Kuba ve Bakü gibi hanlıklar üzerinde hakimiyet kazandı.

1828 Türkmençay Antlaşması ile Erivan ve Nahçıvan hanlıkları da Rusya’ya bırakıldı. Aras Nehri, İran ile Rusya arasında yeni ve kesin bir sınır haline geldi.

Bu noktada hanlık düzeni fiilen sona erdi. Hanlar ya görevden alındı ya da sembolik konuma indirildi. Yerel askeri aristokrasi yerini imparatorluk bürokrasisine bıraktı. Güney Kafkasya artık İran merkezli hiyerarşik sadakat sisteminin değil, Rus İmparatorluğu’nun idari ve askerî düzeninin bir parçasıydı.

Rusya’nın Gürcistan ile yaptığı 1783 Georgievsk Antlaşması, 1795 Kaçar saldırısı ve 1801 ilhakı; ardından gelen Gülistan ve Türkmençay antlaşmaları, Güney Kafkasya’da iki yüzyıllık bir Rus döneminin başlangıcını oluşturdu.

Hanlık düzeni sona erdi.

Guberniya (Valilikler) Dönemi ve Surmalu Uyezdi

Rusya, hanlıkları kaldırdıktan sonra bölgeyi geleneksel yerel iktidar dengeleriyle değil, merkezî bir imparatorluk bürokrasisiyle yönetmeye yöneldi. 1840’lardan itibaren Kafkasya’da idari reformlar başlatıldı ve nihayet merkezî yönetim Tiflis olmak üzere Kafkas Genel Valiliği kuruldu. Bu yapı, doğrudan Çar’a bağlı bir genel vali tarafından yönetiliyordu ve Güney Kafkasya artık hanedanların değil, imparatorluk memurlarının idare ettiği bir coğrafyaya dönüştü.

Bölge zaman içinde guberniya adı verilen büyük vilayet birimlerine ayrıldı. Güney Kafkasya’da başlıca guberniyalar şunlardı:

  • Tiflis Guberniyası
  • Erivan Guberniyası
  • Bakü Guberniyası
  • Elisavetpol (Gence) Guberniyası

Bu guberniyalar kendi içinde uyezd denilen kazalara bölünüyordu. Örneğin Erivan Guberniyası içinde Erivan, Nahçıvan ve Surmalu gibi uyezdler bulunuyordu. Surmalu (Sürmeli) Uyezdi’nin idari merkezi Iğdır kasabasıydı.

1877–1878 Osmanlı–Rus Savaşı bu idari haritayı yeniden genişletti. Savaş sonunda Kars, Ardahan ve Batum bölgeleri Rusya’nın kontrolüne geçti. Bu yeni topraklar klasik guberniya statüsünde değil, Kars Oblastı adı verilen özel bir idari birim olarak düzenlendi.

Guberniya ile oblast arasında önemli bir fark vardı. Guberniya, imparatorluğun yerleşmiş sivil vilayet yapısını ifade eder ve görece oturmuş idari, hukuki ve mali sisteme sahiptir. Oblast ise genellikle yeni fethedilmiş, sınır güvenliği hassas olan ve askeri yönü ağır basan bölgeler için kullanılan daha özel bir idari statüdür. Kars Oblastı bu nedenle hem askeri hem sivil yetkileri içeren, sınır karakteri belirgin bir yönetim biçimi olarak kuruldu.

Böylece 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde Güney Kafkasya, hanlıklar dünyasından tamamen kopmuş; Tiflis merkezli bir imparatorluk bürokrasisi, guberniyalar ve sınır oblastlarıyla şekillenen yeni bir siyasi düzene girmişti.

Erivan Guberniyası bu yapının önemli bir parçasıydı. Bu guberniyanın kazalarından biri Surmalu Uyezdi idi ve yönetim merkezi Iğdır kasabasıydı.

Hanedan çağında yerel pazarlık belirleyiciyken, guberniya döneminde kayıt, nüfus sayımı ve merkezî kontrol belirleyici hale geldi. Modern siyasal kimliklerin kurumsal altyapısı da bu dönemde oluştu.

Bakü: Dünya Petrolünün Merkezi

1905’i anlamak için Bakü’yü anlamak gerekir.

Yirminci yüzyılın başında Bakü, dünya petrol üretiminin yaklaşık yarısını üretiyordu. Bu, Bakü’yü küresel kapitalizmin enerji merkezine dönüştürdü.

Petrol kuyuları, rafineriler, liman tesisleri ve yabancı sermaye, şehri devasa bir işçi merkezine çevirdi. Belki de o dönemde dünyada işçi sınıfının en yoğun olduğu şehirlerden biri Bakü idi.

Bu işçi kitlesi çok ulusluydu. Ermeni işçiler, Azeri işçiler, Rus işçiler ve başka topluluklar aynı sahalarda çalışıyordu.

1905 Devrimi ve Sosyal Demokrat Hareket

1905 Devrimi, Rus-Japon Savaşı yenilgisi, ekonomik kriz ve işçi hareketleri sonucu patladı. Rus Sosyal Demokrat İşçi Partisi, imparatorluk genelinde genel grevler ve siyasal örgütlenme çağrıları yaptı.

Bakü bu devrimci hareketin en önemli merkezlerinden biriydi.

Josef Stalin, 1905 döneminde Bakü’de bulunuyordu ve sosyal demokrat faaliyetler içinde yer aldı. Bakü’deki petrol işçileri arasında örgütlenme çalışmalarına katıldı ve devrimci hareketin yerel ağlarını güçlendirdi.

1904 sonundaki büyük petrol grevi ve 1905 sürecindeki genel grev çağrıları, Bakü’yü sınıfsal bir çatışma sahasına dönüştürdü.

Grev, Grev Kırıcılar ve Etnik Gerilimin Tırmanışı

Grev dönemlerinde işçiler ikiye bölündü:

  • Greve katılanlar
  • Çalışmaya devam edenler veya grev kırıcı olarak kullanılanlar

Bu ayrışma sınıfsal bir bölünmeydi. Ancak çok etnili bir kentte sınıfsal ayrışma hızla etnik hatta taşındı.

Patronlar ve yerel çıkar grupları, etnik ve dinsel farklılıkları manipüle edebildi. Söylentiler yayıldı. Mahalle dayanışmaları sertleşti. Sınıfsal öfke etnik öfkeye dönüştü.

Bu süreç Çar tarafından merkezden planlanmış bir “etnik savaş” değildi. Daha çok 1905 Devrimi’nin yarattığı siyasal boşluk ve ekonomik kaosun doğal sonucuydu. Ancak yerel yöneticilerin pasifliği ve kimi zaman taraflı davranışları şiddetin büyümesini engellemedi.

1905–1906 Ermeni–Azeri Çatışmaları

1905’te Bakü’de başlayan şiddet dalgası kısa sürede Karabağ, Nahçıvan, Gence ve Erivan hattına yayıldı.

Bu çatışmalar karşılıklıydı.

  • Ermeni silahlı gruplar Müslüman köylere saldırdı.
  • Müslüman silahlı gruplar Ermeni yerleşimlerine saldırdı.

Bu dönemde Ermeni toplumunda Hınçak ve Taşnak örgütleri zaten mevcuttu. Müslüman toplum ise 1906’da Difai örgütünü kurarak siyasi ve savunma amaçlı bir karşı örgütlenmeye gitti.

1905 olayları sırasında bağımsız Ermenistan ya da Azerbaycan devleti yoktu. Bölge Rus İmparatorluğu sınırları içindeydi. Bu nedenle 1905 şiddeti, devletler arası planlı bir imha siyaseti değil, imparatorluk krizinin yarattığı karşılıklı etnik çatışma olarak değerlendirilmelidir.

(Not: 1905’te “Kaça-Kaç” yaşanmadı. Büyük kitlesel göç dalgası daha sonra ortaya çıkacaktır.)

1905 yılında Ermeni–Azeri çatışmaları patlak verdiğinde, olayların geniş bir coğrafyaya yayılmasında demografik yapı önemli bir rol oynadı. 1897 Rus İmparatorluğu nüfus sayımına göre Erivan Guberniyası’nda Ermeniler yaklaşık yüzde 52–53 ile çoğunluktaydı; Müslüman Türk nüfus ise yüzde 37–38 civarındaydı. Elisavetpol (Gence) Guberniyası’nda ise Müslüman Türkler yüzde 55–60 oranıyla öndeyken, Ermeniler yüzde 30–35 düzeyindeydi. Bakü Guberniyası’nda Müslüman Türkler yaklaşık yüzde 40, Ermeniler yüzde 18–20 oranındaydı; Bakü şehrinde ise Ermeni nüfus yüzde 30’un üzerinde, Müslüman Türk nüfus yüzde 20–25 dolayındaydı ve her iki topluluk aynı mahallelerde, aynı işyerlerinde ve aynı pazarlarda bulunuyordu. Bu iç içe yerleşim düzeni, şiddetin komşu köyler ve mahalleler arasında hızla yayılmasını kolaylaştırdı. Bununla birlikte 1905 olaylarını merkezden planlanmış bir devlet politikası olarak değerlendirmek tarihsel açıdan isabetli değildir; Rus İmparatorluğu’nun Ermenilere sistematik ve resmî bir destek verdiğine dair kesin kanıt bulunmamaktadır. Ancak devrim sürecinde merkezî otoritenin zayıflaması, güvenlik güçlerinin geç ve yetersiz müdahaleleri ve yerel idarecilerin tutum farklılıkları çatışmaların büyümesini engelleyememiştir. Dolayısıyla 1905 şiddeti, demografik iç içeliğin, petrol ekonomisinin yarattığı sınıfsal gerilimin ve devrim ortamında çözülen imparatorluk yapısının birleştiği bir bağlamda ortaya çıkan karşılıklı etnik çatışma dalgası olarak değerlendirilmelidir.

1917 Devrimi ve Cumhuriyetlerin Doğuşu

1917 Şubat Devrimi’nden sonra Surmalu Uyezdi ve Erivan Guberniyası gibi bölgelerde ortaya çıkan yerel şehir komiteleri ve idare heyetleri, fiilî bir geçiş dönemi yönetimi işlevi gördü. Ancak bu dağınık yapı uzun süre devam etmedi.

1897 Nüfus Sayımı, Iğdır şehir merkezi (Игдырь / Ыгдыр)

Toplam nüfus: 4.680 kişi.

Şehir nüfusunun dağılımı:

  Nüfus                  Yüzde

  • Ermeniler:                                                 3.934                 (%84)
  • Ruslar:                                                        559                     (%11,9)
  • “Tatar” (Azeri Türkler):                           82                       (%1,7)
  • Kürtler:                                                       72                       (%1,5)
  • Diğer:                                                          33                       (kalan)

 

1917 Rus Devrimiyle Ruslar, Iğdır şehir merkezini terk eder. Eğer 1897-1917 yılları arasında Iğdır şehir merkezindeki etnik nüfus artış oranının değişmediğini varsayarsak Iğdır şehir merkezindeki Ermeni nüfusun, Rusların 1917’de şehirden ayrılmasıyla  %95’e ulaştığını görürüz. (Not: Iğdırlı bazı tarihçiler bu tarihte Iğdır şehir merkezinde şehrin yönetimi için bir komite oluşturulduğunu bunun 5 Ermeni 5 Azeri Türkünden oluştuğunu yazar. Nüfusunun %95’ni Ermenilerin oluşturduğu Iğdır şehir merkezinde böyle bir komitenin kurulması tarihsel gerçeklere uygun değildir.)

23 Şubat 1918’de Tiflis’te Transkafkasya Seymi toplandı. Bu meclis, Gürcü, Ermeni ve Müslüman temsilcileri bir araya getirerek Güney Kafkasya’da ortak bir siyasal çatı oluşturmayı amaçlıyordu. Seym’in kurulmasıyla birlikte yerel komitelerin bir kısmı bu üst yapıya bağlandı; bölgesel siyasal otorite artık Tiflis merkezli bir meclis üzerinden tanımlanmaya başladı.

Ancak bu birlik uzun ömürlü olmadı.

22 Nisan 1918’de Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti ilan edilse de iç siyasi farklılıklar, savaş koşulları ve dış baskılar federasyonu ayakta tutamadı.

26 Mayıs 1918’de Gürcistan bağımsızlığını ilan etti.
28 Mayıs 1918’de ise Ermenistan ve Azerbaycan cumhuriyetleri kuruldu.

Böylece Transkafkasya Seymi fiilen dağıldı. Ortak bölgesel çatı sona erdi ve Güney Kafkasya üç ayrı ulusal devlet sürecine girdi.

1919 Seçimleri, Boykot ve Meşruiyet Krizi

Haziran 1919’da Ermenistan’da seçimler yapıldı. Surmalu Uyezdi’ndeki Müslüman Kürt ve Azeri nüfusun önemli bölümü seçimleri boykot etti.

Bu durum Ermenistan Cumhuriyeti için ciddi bir meşruiyet sorunu yarattı. Zaten sınır bölgelerinde güvenlik krizi vardı. Boykot, siyasal bütünlüğü daha da zayıflattı.

1919–1920: Surmalu Hattında Çatışma ve Kaça-Kaç

1919 yazından itibaren Surmalu ve Aras hattında şiddet yeniden tırmandı.

Bu dönemde Ermeni Taşnak güçler tarafından:

  • Köy baskınları
  • Zorla yerinden edilmeler
  • Sivillerin öldürülmesi olayları yaşandı.

Bölgedeki Müslüman ahali kitlesel olarak bölgeyi terk etti.

  • Azeriler İran Azerbaycanı’na
  • Kürtler Osmanlı/Türkiye tarafına sığındı.

Bu kitlesel kaçış ve yerinden edilme süreci yerel hafızada “Kaça-Kaç” olarak anıldı.

1905 ile 1919–1920 arasındaki fark nettir. 1905, imparatorluk içi bir etnik şiddet dalgasıdır. 1919–1920 ise devletleşme, sınır ve egemenlik krizinin ürettiği daha geniş çaplı bir toplumsal kırılmadır.

Sonuç

1720’lerde çözülme başladı.
1747’den sonra hanlıklar yükseldi.
19. yüzyılda Rusya geldi ve guberniya düzeni kuruldu.
1905’te Bakü’nün petrol kapitalizmi, sınıf mücadelesi ve siyasal boşluk etnik çatışmaya dönüştü.
1918’de cumhuriyetler doğdu.
1919–1920’de Surmalu hattı büyük göç ve şiddet dalgası yaşadı.

Güney Kafkasya’nın 1750-1920 yılları arasını kapsayan tarihi, hanedanlık düzeninden modern sınır devletlerine geçişin sert ve kanlı tarihidir.