![]()
Değerli Okuyucular
1917’den 1920’ye kadar geçen süreçte Surmalu Uyezdi, yani bugünkü Iğdır ili, tarihinin en çalkantılı dönemini yaşadı. Bolşevik Devrimi’nin yarattığı boşluk, Transkafkasya Cumhuriyeti’nin kısa ömrü, ardından Ermenistan Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı ve uyguladığı politikalar bölgeyi bir iç savaşa sürükledi. “Kaça-Kaç” göçüyle binlerce insan yurtlarını terk etmek zorunda kaldı. Ancak Karasu Çayı’nın doğusunda kalan köylerde, Ali Mirze Bey, Ahmed Şemo, Hacı Tahir ve özellikle Nado Ağa’nın önderliğinde verilen direniş, bölgenin hafızasına kazındı. Bu yazımda unutulan veya unutturulan büyük bir kahraman Nado (Nadir) Ağa’nın hayatına kısaca değineceğim. Önce dönemin özelliklerine kısaca da olsa değinmek isterim:
SURMALU UYEZDİ’DE (IĞDIR) 1917–1919 ARASINDA YAŞANAN TARİHÎ ÇALKANTILAR
Kafkasya’nın kalbinde yer alan Surmalu Uyezdi, yani bugünkü Iğdır ili, 1828 Türkmençay Antlaşması’ndan itibaren Çarlık Rusyası’nın hâkimiyetine girdi. Bu dönem boyunca bölge, Erivan Guberniyası’na bağlı bir idari ünite olarak varlığını sürdürdü. Yüzyıllar boyunca farklı halkların – Azeriler, Kürtler, Ermeniler ve Ezidiler – bir arada yaşadığı bu kadim coğrafya, 20. yüzyılın başındaki büyük sarsıntılardan derinden etkilendi.
BOLŞEVİK DEVRİMİ VE GÜÇ BOŞLUĞU
1917’de Rusya’da Bolşevik Devrimi gerçekleşti. Lenin’in çağrısı ile Çarlık orduları cephelerden çekildi. Kafkasya’da büyük bir güç boşluğu doğdu. Daha düne kadar Osmanlı sınırını hızla aşıp Erzurum’u, Erzincan’ı, hatta Sivas’ı zorlayan Rus ordusu bir anda dağılmıştı. Bu geri çekilme, yalnız Surmalu Uyezd’inde (Iğdır ili) değil, bütün Kafkasya’da kaotik bir durum yarattı. Devletsiz kalan kasabalar, şehirler ve köyler kendi aralarında küçük komiteler kurarak günlük idarelerini sağlamaya çalıştılar.
TRANSKAFKASYA FEDERASYONU VE ERMENİSTAN’IN BAĞIMSIZLIĞI
Bu kaos ortamında bölgesel bir çözüm olarak 22 Nisan 1918 tarihinde Transkafkasya Demokratik Federatif Cumhuriyeti kuruldu. Başkent Tiflis’ti. Amaç, üç ulusu (Gürcü, Ermeni, Azeri) tek çatı altında toplamaktı. Osmanlı ilerlemesine ve bölgedeki belirsizliğe karşı bir denge arayışıydı.
Ancak bu kısa ömürlü cumhuriyetin içinde büyük fikir ayrılıkları vardı: Gürcüler Almanya’ya; Azeriler Osmanlı’ya ve Ermeniler ise daha çok Rusya’ya yakın olmak istiyordu. Osmanlı ordusunun Kafkasya’ya ilerlemesi de çözülmeyi hızlandırdı.
26 Mayıs 1918’de Gürcistan bağımsızlığını ilan etti. 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti ve Ermenistan Cumhuriyeti kuruldu. Kısacası bugünkü Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan topraklarını kapsayan bu federasyon kısa ömürlü oldu. Surmalu Uyezdi (bugünkü Iğdır ili) Ermenistan Cumhuriyeti sınırları içinde kaldı.
1919 SEÇİMLERİ VE BOYKOT
Ermenistan Cumhuriyeti 1919 yılının Haziran ve Temmuz aylarında seçimlere gitti. Bölgede yaşayan Müslüman halk – yani Şii Azeriler ve Sünni Kürtler – bu seçimleri boykot ettiler. Buna karşın Ezidi Kürtler sandığa gidip oy kullandı. Boykot, Ermenistan yönetiminin gözünde Müslüman halkı kendi meşruiyetine bir “tehdit” olarak algılanmasına neden oldu. Ermenistan hükûmeti, Surmalu Uyezdi’ndeki Müslüman köylerini hedef aldı. Amacı Müslüman nüfusun olmadığı bir Ermenistan kurmaktı.
KATLİAMLAR VE KAÇA-KAÇ
Önce Müslüman Kürtlerin yaşadığı Kucak köyüne baskın düzenlendi, 250’den fazla sivil katledildi. Ardından Azeri köyleri Oba, Küllük ve Hakmehmet ’te benzer acımasız katliamlar yapıldı. Böylece 1919 Ağustos’undan itibaren Surmalu ovası kanlı bir iç savaş sahnesine dönüştü: bir yanda Ermeni Taşnak güçleri ve onlara destek veren Ezidi Kürtler, diğer yanda ise Müslüman Azeri ve Kürtler.
Ermeni Taşnak güçleri, iyi organize olmuş, silah gücü yüksek, disiplinli birliklerden oluşuyordu. Ayrıca 1915 Osmanlı Ermeni Tehcirinden kurtulan ve “Kaxtaxan” olarak bilinen Osmanlı Ermenileri, yeni kurulan Ermenistan Cumhuriyeti’ne sığınmış, intikam duygusuyla hareket ediyorlardı. Ovada savunmasız kalan Azeriler için iki yol vardı: ya Melekli köyüne sığınıp buradaki savunma birliklerine katılmak ya da Şii kimlikleri nedeniyle İran Azerbaycanı’na göç etmekti. Yine ovada savunmasız kalan Kürt aşiretlerinden Brukan ve Redkan mensupları ise Osmanlı topraklarına göç ederek Muş, Eleşkirt ve Erciş’e yerleştiler.
Doğu Iğdır’da geriye yalnızca Karasu Çayı’nın doğusundaki köylerdeki Kürt nüfus kalmıştı. Bu süreç halk arasında “Kaça-Kaç” olarak adlandırıldı; yüzlerce köy boşaldı, binlerce insan göç yollarına düştü.
DRO’NUN MELEKLİ KÖYÜNÜ KUŞATMASI VE BRO HESKÎ TELLİ’NİN MELEKLİ’Yİ KURTARIŞI
Ermeni generali Drastamat Kanayan (Dro), askeri karargâhını Taşburun’da kurmuştu. Çok geçmeden Melekli köyünde toplanan 3000’i aşkın sivil Azeri’yi kuşatma altına aldı. Köyün ileri geleni Ali Ekber Tufan, gizlice köyden çıkarak Bayazıt Sancağına gidip Osmanlı’dan yardım istedi. Fakat Osmanlı ordusunun gönderecek gücü yoktu. Bunun üzerine Bayazıt’taki Hamidiye Alayları’ndan İbrahim (Bayazıt) Bey, kendi emrindeki Bro Heskî Telli’yi Melekli’nin kurtarılması için görevlendirdi. Bro Heskî Telli, Ermeni kuşatmasını yararak 3000’den fazla Azeri’yi kurtarıp önce Erhacı’ya, ardından da İran Azerbaycanı’na geçirdi. Bu olayda sonra Iğdır bölgesindeki İç Savaş daha da şiddetlendi.
KARASU ÇAYI’NIN DOĞUSUNDAKİ KAHRAMAN DİRENİŞ

Bu resimde görüldüğü gibi Karasu Çayı’nın doğusunda kalan, Bulakbaşı köyünden başlayıp Yukarı Topraklı (Alıkızıl) uzanan köylerde yaşayan Kürt nüfus, Ermeni Taşnak milislerin en güçlü olduğu Taşburun’a en yakın konumdaydılar.
*
Bulakbaşı köyünden kaynağını alan Karasu Çayı’nın doğusunda sırayla Bulakbaşı, Aktaş, Yazlık, İslamköy (Kafirköy), Hıdırlı, Adetli, Kolukent, Karahacılı ve Yukarı Topraklı (Alıkızıl) köyleri yer alıyorlardı. Bu köyler ova tarafından yani Taşburun’dan gelecek Ermeni saldırılarına karşı Karasu Çayı ile korunuyordu ve sırtlarını Ağrı Dağı’nın taşlık yamacına (Kıre) dayamışlardı.
Yukarı Topraklı (Alıkızıl) köyündeki Azeriler göç etmiş, yalnız Redkan aşiretine bağlı Kürtler kalmıştı. Karasu Çayı’nın doğusunda Gelturan (Gelturî), Gêloî, Gıskan (Giskî) ve Redkan (Redkî) aşiretleri yaşıyordu. Kırçiçeği köyündeki Redkanlılar da Karasu’yu geçerek Adetli köyüne sığınmıştı.
GÖNÜLLÜ KÜRT MİLİS GÜCÜNÜN DOĞUŞU
Bu ortamda aşiret liderleri bir araya gelerek gönüllü milis güçleri oluşturdular.
- Gıskan aşiretinden Ali Mirze Bey
- Geloi aşiretinden Ahmed Şemo Ağa
- Redkan aşiretinden Hacı Tahir Ağa
- Gelturan aşiretinden Nadir (Nado) Ağa
Bütün bu milisler, daha önce Çarlık döneminde glava (belirli bir bölgedeki Kürt aşiretlerinin Çarlık Rusya’sı nezdindeki yöneticisi) olarak görev yapmış olan Ali Mirze Bey’in komutasında birleştiler. Bu güçlerin Ali Mirze Bey’in liderliği altında toplanmasının ayrıca sosyal bir nedeni vardı. Çarlık Rusya’sı döneminde Gelturan aşireti ile başka bir aşiret arasında husumet oluşur, bir cinayet yaşanır. Çarlık jandarması, Gelturan aşiretinin saygın ve ileri gelenlerini yakalayıp Tiflis’e götürür (tahminen 1902). Glava olan Ali Mirze Bey, Tiflis’e gider, bu şahsiyetlerin saygın isimler olduğunu, böylesine sıradan bir cinayetten sorumlu tutulamayacaklarını söyler. Olay aydınlığa kavuşuncaya kadar bu şahsiyetlerin serbest bırakılması karşılığında kendisinin Tiflis’te alıkonmasını ister. Öyle de olur. Gelturan Aşiretinin saygın isimleri serbest kalır, Ali Mirze Bey de gözaltında tutulur. Çok geçmeden suçlular bulunur, Ali Mirze Bey de serbest kalıp evine döner. Bu nedenle Gelturan aşireti, Ali Mirze Bey’in yapıcı ve adil liderliğine inanıyordu. Ayrıca Ali Mirze Bey’in kızı Fatma Hanım, Gêloî Aşireti lideri Ahmed Şemo’nun ikinci eşiydi. Bu nedenle de Gêloî Aşireti de doğal olarak Ali Mirze Bey’in liderliğini kabullendi. Ali Mirze Bey’in eşi Pero Hanım, Redkan aşiretindendi. Böyle olunca Hacı Tahir de Ali Mirze Bey’i lider olarak tanımakta zorlanmadı. Ali Mirze Bey komutasında birleşen milis güçleri fırsat buldukça Karasu Çayı’nı geçip Ermeni Taşnak güçlerinin askeri üssü olan Taşburun’a baskınlar düzenlediler.

Karasu Çayı’nın doğusundaki Kürt nüfusun örgütlenme şeması
NADO AĞA’NIN YÜKSELİŞİ
Bu şahsiyetler arasında en dikkat çekici isimlerinden birisi de Nado Ağa idi. 1849’da Bulakbaşı köyünde dünyaya geldi. Babası Sano genç yaşta vefat edince tek çocuk olarak yetim kaldı. Çobanlık yaparak yaşamını sürdürdü. O yıllarda Gelturan aşiretinin lideri Timur Ağa idi. Bir gün köyde iki kardeş bir koyun yüzünden ölümüne kavga edince Nado, kendi koyununu vererek kavgayı durdur. Bu adil davranışı halkın takdirini kazanır.

Nado (Nadir) Ağa’nın aile şeceresi

Gelturan (Gelturî) Aşireti lideri ve büyük kahraman Nado Ağa
İlkbaharda aşiret, gelenek üzere Elegez (Alagöz) dağlarına göç ettiğinde, köylüler Timur Ağa’dan memnun olmadıklarını dile getirdiler. “Nado adil birisidir” diyerek onu lider seçerler. O günden sonra Nado Ağa, aşiret içinde saygı gören bir önder haline geldi.
1919-1920 yıllarında devam eden İç Savaş yıllarında Gelturan aşireti ileri geleni Emerê Newo (Nebi oğlu Ömer), “Nadir Ağa daha cesur ve iyi bir komutan, milis güçlerinin başına o geçmeli” diyerek onun komutanlığını onaylar. Böylece Nado Ağa, kendi gönüllü milis gücünü kurar ve Karasu Çayı hattındaki direnişte önemli rol oynar. Emerê Newo’nun oğlu Hacı İsa Turan da Nado Ağa’ya destek verir, milis gücünün oluşmasında emeği geçer. Nado Ağa’nın oğlu Hacı Sabri Taşdemir de Gelturî Milis Gücünün oluşumunda önemli rol oynar.

Hacı İsa Turan

Hacı Sabri Taşdemir

Nado Ağa’nın üç oğlu: (soldan sağa) Musa, Sabri ve İsa
KARASU ÇAYI’NIN YİĞİTLERİ
O yıllar Doğu Iğdır’daki Kürtler Ali Mirze Bey’in komutasında örgütlenmişti. Orta Iğdır’ın Kürtleri ise Hamit Bey ve oğulları Kerem Bey ile Fettah Bey etrafında toplanmış, merkezlerini Orgof köyünde kurmuşlardı. Her iki bölgedeki Kürt milis güçleri, Ermeni Taşnak güçlerinin merkezi olan Taşburun’a karşı zaman zaman baskınlar düzenliyorlardı.
Hoşbahar köyünden Hacı Musa Çam, yüzyılı aşkın bir süredir halkın hafızasında yer alan bir anekdotu bizimle paylaştı:
“Bir gün, Kerem Bey’in komutasındaki milisler sessizce Taşburun üzerine yürüdü. Güneşin doğuşuyla birlikte silah sesleri duyuldu, dağ yamaçlarında dumanlar yükseldi. Ermeniler sert bir direniş gösterdi. Çatışmalar şiddetlendi, mermiler yağmur gibi yağdı. Kerem Bey’in adamları ağır kayıp vermeden geri çekilmeyi başardı.

Hoşhaber Beldesinden Hacı Musa Çam
Yorgun ve yıpranmış halde dönüş yoluna koyulduklarında karşılarına Nado Ağa çıktı. Elinde tüfeği, çevresinde silahlı milis gücüyle Bulakbaşı’ndan geliyordu. O da aynı hedefe, Taşburun’a saldırıya gidiyordu.
Kerem Bey, Nado’nun yolunu kesti:
“Nadir Ağa, boşuna gitme. Ermeniler çok iyi örgütlü. Biz denedik, ağır kayıplar verdik. Sana zarar verecekler.”
Nado Ağa’nın gözleri kararlı bir şekilde parladı. Çatık kaşlarının altından baktı. Nado Ağa, sanki bir dağ gibi dimdik duruyordu.
“Kerem Bey,” dedi, “Bana Ermeni kurşunu işlemez. Ben Taşburun’a saldırıya gidiyorum.”
Kısa bir sessizlik oldu. Kerem Bey, Nado’nun bu inancına hayretle baktı. Milislerin arasında fısıltılar dolaştı. Kimileri onun delilik ettiğini düşünürken kimileri cesaretine hayran kaldı.
Nado Ağa atını ileri sürdü, adamlarına işaret etti. Milis gücü, kararlı bir şekilde Taşburun’a doğru ilerledi. Karasu’nun rüzgârı arkasından eserken, sanki doğa da ona eşlik ediyordu.
Çatışma başladı. Silah sesleri obada ve dağlarda yankılandı, barut kokusu her yere sindi. Nado Ağa ve milis gücü Ermeni mevzileri üzerine yıldırım gibi indi. Saatlerce süren çarpışmanın ardından milisler Taşburun’un savunmasını zorlayıp düşmana ağır kayıplar verdiler.
Ve nihayet, akşam karanlığında, Nado Ağa adamlarını sağ salim toparlayarak geri çekildi. Nado Ağa’nın cesareti, halk arasında efsane gibi yayılmaya başladı. Artık o yalnızca bir aşiret lideri değil, Karasu’nun yiğidi, umutsuz zamanlarda halkına güven veren bir kahramandı.”
HACI BEKİR ER, HATIRALARINDA (Torunu Mehmet Er’in aktarımıyla) O GÜNLERİ ŞÖYLE ANLATIR:

Gelturan aşiretinden Hacı Bekir Er (1899-1970)
“Nado Ağa’nın komutasında milis gücü olarak Bulakbaşı’ndan yola çıkıp, Ermeni Taşnak birliklerinin mevzilendiği Taşburun cephesine iki koldan saldırıya geçtik. Ancak düşman bize bir pusu hazırlamıştı. Taşburun’un sokaklarında sanki ateşler yakılmış, askerler dinleniyormuş izlenimi vermişlerdi. Biz de ateşlerin tüttüğü noktalarda Ermenilerin dinlendiğini, onları hazırlıksız yakalayacağımızı sanarak hücuma kalktık. Oysa her şey bir tuzaktan ibaretti. Saklandıkları yerlerden üzerimize ateş açtılar. O gün beş yiğit arkadaşımız şehit düştü. Yaralılarımızla birlikte geri çekilmek zorunda kaldık.”

Şahzade Aras (Nado Ağa’nın birliğinde yer alan önemli bir şahsiyet) (01.07.1895-07.05.1986)

Hıdır Çam (Nado Ağa’nın birliğinde yer alan önemli bir şahsiyet) (01.07.1900-11.02.1970)

Esat Akyıldırım (Celil oğlu) (Nado Ağa’nın birliğinde yer alan önemli bir şahsiyet) (1901-1961)
KARASU ÇAYI’NDA DİRENİŞ HATTI
1919’un kavurucu Ağustos sıcağıyla başlayan ve 1920 Kasım’ın ayazına dek süren o günler… Iğdır ovası, kan ve barut kokusuyla dolmuştu. Ermeni Taşnak güçleri, Iğdır’ın köylerini birer birer yakıp yıkarken, Karasu’ Çayı kıyısında yeni bir destan yazılıyordu.
Karasu Çayı, doğal bir sınır gibi uzanıyordu. Onun ötesi tehlikeydi; Taşburun’da Dro’nun karargâhı, ağır silahlarla donanmış kuvvetleri vardı. Ama Karasu Çayı’nın bu yakasında, Bulakbaşı’nda Nado Ağa ve onun milis gücü direnişe hazırdı.
Ermeniler defalarca denediler. Karasu’nun coşkun sularını aşmak istediler, başaramadılar. Her geçiş denemesinde, kayaların arasından pusu kurmuş Kürt milislerinin kurşunları üzerlerine yağdı. Karasu, sanki onların önünde bir değil bin orduymuş gibi engel oldu.
Dro, başka çare aradı. “Karasuyu geçemiyoruz,” dedi komutanlarına, “Bulakbaşı’nı düşürmeliyiz. Direnişin kalbi orasıdır.”
Ve saldırılar başladı. Bir gün şafakla birlikte, başka bir gün gece karanlığında… Ama her defasında aynı sonla bitti: Nado Ağa’nın milisleri göğüs göğüse çarpışıyor, düşmanı geri püskürtüyordu.
Nado Ağa’nın adı, o günlerde bir korku ve umut kaynağına dönüşmüştü. Ermeni askerleri arasında, “Bulakbaşı’nın kurdu” diye fısıldanıyordu. Halk ise onu “Karasu’nun gölgesi” diye anıyordu. Çünkü o, sanki suyun içinden çıkıyor, düşmana yıldırım gibi iniyor, sonra tekrar kayboluyordu.
Kasım ayına gelindiğinde artık herkes biliyordu: Karasu hattı düşmeyecek. Çünkü orada sadece kayalar, taşlar, sular değil; bir halkın iradesi ve Nado Ağa’nın cesareti vardı.
Ve böylece 1919 ve 1920’nin kanlı aylarında, Bulakbaşı köyü ve Karasu Çayı kıyıları, yalnızca bir direnişin değil, bir halkın var olma mücadelesinin sembolü oldu.
KUTSAL DOSTLUK
1919 yılında, Ermeni Taşnak güçlerine karşı omuz omuza savaşan Hacı Tahir Muçu ile Nado (Nadir Taşdemir) Ağa arasında sarsılmaz bir dostluk doğar. Bu dostluk, sadece cephedeki yoldaşlıktan ibaret değildir; hayatlarını birbirine bağlayacak kadar derin, adeta kutsal bir bağdır.
İki dost, birbirlerine büyük bir söz verirler: Eğer birinin oğlu, diğerinin kızı olursa, gün gelip bu çocuklar evlenecek, iki aile de ebediyen birbirine bağlanacaktır.
29 Haziran 1918’de Nado Ağa’nın eşi Bediha Hanım, Fatma adını verdikleri bir kız çocuğu dünyaya getirir. Aradan üç yıl geçer. 1 Temmuz 1921’de bu kez Hacı Tahir Muçu’nun eşi Bahar Hanım, Hasan adını verdikleri bir erkek çocuk doğurur.
Yıllar sonra, dostluk sözünün gereği yerine getirilir. Hasan Muçu ile Fatma Taşdemir evlenirler. Böylece bir savaş dostluğundan doğan ahit, bir evlilikle ölümsüzleşir.

Hasan Muçu ve Fatma Taşdemir Muçu
NADO AĞA’NIN SÜRGÜN YILLARI VE SON NEFESİ
Cumhuriyet’in ilk yıllarında dengeler yeniden kuruluyordu. 1925’te patlak veren Şeyh Sait İsyanı sonrasında Ankara, bölgedeki ağa, bey ve şeyhlerin nüfuzunu kırmaya karar verdi. Bu amaçla 1926’da “Ağa ve Beyleri Sürgün Kanunu” çıkarıldı, halkı ve aşiretiyle iç içe yaşayan liderleri hedef aldı.
İşte o günlerde, bir zamanlar Karasu’nun kıyısında Ermeni Taşnak güçlerine karşı direnişin simgesi haline gelen Nado Ağa ve damadı Cafer Ağa yakalanarak Çorum’a sürgün edildiler. Halk, onun gidişini çaresizlikle izledi. Bir kahraman, bir önder, devletin gözünde artık “istenmeyen”di.

Nado (Nadir) Ağa’nın damadı Cafer Ağa
İki uzun yıl sürdü gurbet. 1928’de çıkan Af Kanunu sayesinde Nado Ağa yeniden Iğdır’a dönebildi. Ancak eski günlerin coşkusundan eser yoktu. O artık hem yaşının ağırlığını taşıyor hem de yeni devlet düzeninin gölgesini üzerinde hissediyordu.
1930 ilkbaharında, bu kez bir başka fırtına esti. Salih Paşa’nın emriyle, bir zamanlar Ermeni Taşnak güçlerine geçit vermeyen Karasu Çayı’nın doğusundaki köyler —Bulakbaşı, Aktaş, Yazlık ve daha niceleri— yasak bölge ilan edildi. Burada yaşayan halk, köylerinden sürülüp çıkarıldı. Gelturan aşireti çareyi Hoşhaber’e yerleşmekte buldu.
Ve işte orada, Hoşhaber’in sessizliğinde, Nado Ağa 1930 yılında hayata veda etti. Onun ölümü, sadece kahraman bir aşiret liderinin değil, Iğdır’ın direniş hafızasında bir dönemin kapanışını da simgeliyordu.
Halkın dilinde şu acı sözler kaldı: “Bir zamanlar Karasu’yu geçilmez eden Nado Ağa, şimdi kendi köyüne bile dönemeden Hoşhaber’de Hakk’ın rahmetine kavuştu.”
IĞDIR’IN KURTULUŞU VE NADO AĞA’NIN UNUTTURULAN ADI
12 Kasım 1920 sabahı, Iğdır’ın kaderi değişti. Ermeni Taşnak güçleri ve onlarla birlikte hareket eden Ezidi Kürtler, Iğdır’ı terk etmek zorunda kaldılar. Artık bu topraklar, önce Ankara’daki Büyük Millet Meclisi’nin otoritesi, ardından da Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içinde kalacaktı.
Aradan yıllar geçti. Her yıl, bugünkü adı Aralık, o zamanki adıyla Başköy nahiyesinde “Iğdır’ın Kurtuluşu Törenleri” düzenlendi. O törenlerde halk, gözyaşlarıyla, dualarla, şükranla bir isimden bahsederdi: Nado Ağa. Çünkü o, Bulakbaşı’ndan Yukarı Topraklı’ya uzanan direnişin en önemli simgelerinden biri olmuştu. Halk, onun cesaretini destan gibi anlatıyordu.
Fakat zaman değişti. 1950’li yıllardan sonra Iğdır’da yeni bir dalga yükseldi: Şovenizm. Bu anlayış, halkın belleğinde yaşayan kahramanları silmeye, onların adlarını unutturmaya çalıştı. “Nado Ağa” gibi direnişin gerçek önderlerinin adı törenlerden çıkarıldı, resmi tarihin satır aralarında bile yer almaz oldu.
Oysa halkın hafızası kolay kolay silinmez. Iğdır’ın köylerinde, yaşlıların dilinde, masal gibi anlatılan bir gerçek vardır: Eğer Karasu Çayı’nın kıyılarında Nado Ağa olmasaydı, Iğdır’ın kurtuluşu belki de hiç mümkün olmayacaktı.


Nado Ağa’nın Osmanlıca yazılmış Nüfus Kaydı


Nado (Nadir) Ağa ve onunla beraber 1926’da sürgüne gönderilen damadı Cafer Ağa’nın Hoşhaber Beldesi’ndeki mezarları
UNUTTURULAN KAHRAMANLARIMIZA ANIT MEZAR ÇAĞRISI
Iğdır’ın çetin yıllarında, 1919 İç Savaşında halkın varlığını, onurunu ve toprağını korumak için canlarını ortaya koyan nice kahraman vardı. Fakat ne acıdır ki, tarih sahnesinde rol almayan ailelere şeref madalyaları verildi., onların isimleri her yıl törenlerde anılarak yaşatıldı.
Kerem Bey, Şamil Bey ve Hacı Ali Ekber Tufan için devlet eliyle anıt mezarlar yapıldı, haklı olarak onurlandırıldılar. Ancak bugün hâlâ mezarları sessizlikle çevrili duran, gönüllerde nişane olarak yaşatılan başka yiğitlerimiz var: Ali Mirze Bey, Ahmed Şemo, Nado Ağa ve Hacı Tahir Ağa.
Bunlar öyle isimlerdir ki, Dro’nun Taşburun’daki karargâhına karşı korkusuzca saldırılar düzenlediler; Ermeni Taşnak güçlerinin en sert hücumlarını kahramanca püskürttüler. Karasu’nun sularını geçilmez kıldılar, Iğdır’ın direniş tarihini yazdılar.
Bugün onların aileleri, “Devlet bir gün bizim değerlerimizi de onurlandıracak” umuduyla, var olan mezarların üzerine yalnızca manevi nişaneler koymakla yetinmektedirler. Ama bu kahramanların adı, yalnızca ailelerinin değil, bütün Iğdır’ın, hatta bütün milletimizin şerefi olmalıdır.
Bu yüzden devletimizi göreve davet ediyorum: Ali Mirze Bey’e, Ahmed Şemo’ya, Nado Ağa’ya ve Hacı Tahir Ağa’ya da anıt mezar yapılmalı; onların hatırası devletin onayıyla ölümsüzleştirilmelidir. Çünkü tarih, unutanları değil; hatırlayan ve kahramanlarına sahip çıkanları yazar.
FERZENDE TAŞDEMİR’E TEŞEKKÜR

Ferzende Taşdemir
Nado (Nadir) Ağa ve Gelturan (Gelturî) aşiretinin ileri gelenleri üzerine yaptığım çalışmada, değerli hemşehrim Ferzende Taşdemir’in büyük manevi desteğini gördüm. 5 Aralık 1980’de Hoşhaber Beldesi’nde Mahmut ve Şükran Taşdemir’in çocuğu olarak dünyaya gelen Ferzende Taşdemir, Makbule Hanım’la evli olup Hüseyin, Hasan ve Ömer adında üç evlat babasıdır. Hayatını Hoşhaber Belediyesi’nde şoförlük yaparak kazanan Ferzende Taşdemir, yalnızca ailesine değil, mensubu bulunduğu aşiretin manevi mirasına da yürekten bağlıdır. Gösterdiği bu duyarlılık sayesinde, bu makalenin hazırlanmasında gerekli olan değerli bilgileri titizlikle toplamış, arşiv niteliğindeki fotoğrafları da tarafıma ulaştırmıştır. Bu özverili gayreti ve ulvi davranışı için kendisini yürekten kutluyor, yardımları için en içten teşekkürlerimi sunuyorum.
Mücahit Özden Hun
19 Ağustos 2025
Mücahit Özden Hun | Hunacademy