Son Yazılarımız

ZİLAN KATLİAMI: BİR TARİHÎ DÖNÜM NOKTASININ ANATOMİSİ

Loading

Değerli Okuyucular,

13 Temmuz 1930’da Van’ın Erciş ilçesine bağlı Zilan Deresi’nde, Cumhuriyet tarihinin en karanlık en tartışmalı olaylarından biri yaşandı. Söz konusu olay, yüzlerce hatta bazı kaynaklara göre binlerce sivilin hayatını kaybettiği, topyekûn bir askeri operasyonla gerçekleşen kitlesel bir kıyım olarak tarihe geçti. Bugün hâlâ Zilan Katliamı’nın mahiyeti, kapsamı ve sorumlulukları üzerinde süregelen tartışmalar, yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda siyasal ve ahlaki bir yüzleşme ihtiyacını da ortaya koymaktadır.

  1. TARİHÎ ARKA PLAN: KÜRT MESELESİ VE CUMHURİYET’İN GÜVENLİK PARADİGMASI

Cumhuriyet’in ilk yılları, merkezî devlet otoritesini pekiştirme süreciyle şekillenmiştir. 1925’teki Şeyh Said İsyanı, Kürt bölgelerinde Cumhuriyet rejimine karşı ilk büyük başkaldırı olmuş, isyan bastırıldıktan sonra Takrir-i Sükûn Kanunu ve İstiklal Mahkemeleri eliyle sert bir güvenlik rejimi kurulmuştur. Devlet, bu isyanı yalnızca bir “dini gericilik” hareketi olarak değil, aynı zamanda “Kürt milliyetçiliğinin öncüsü” olarak değerlendirmiştir.

Devlet, 1926 yılında çıkardığı “Ağa ve Beylerin Sürgünü Kanunu” ile de aşiretlerin lider kadrolarını sürgün ederek toplumun yönetici damarını kırmaya yönelik adımlar attı. Bu yasa ile yüzlerce ağa, bey ve şeyh, batı illerine sürgün edilerek aşiret yapısı lidersiz bırakıldı.

Bu bağlamda, 1927–1930 arasında Ağrı Dağı’nda vücut bulan direniş ve isyan hareketi, çok daha büyük bir tehlike olarak görülmüştür. Bu isyan, Şeyh Said’den farklı olarak dini değil, seküler ve milliyetçi bir çizgide gelişmiş; Xoybûn Örgütü’nün desteğiyle İhsan Nuri Paşa önderliğinde “Kürt Cumhuriyeti” ilan edilmiştir.

  1. İHSAN NURİ PAŞA’NIN ÇAĞRISI VE ULUSLARARASI UMUT

1930 yılına gelindiğinde, Ağrı Dağı’ndaki Kürt direnişi, Türk ordusunun yoğun askerî operasyonlarıyla baskı altına alınmış, direnişin geleceği belirsizlikle kuşatılmıştı. Ancak bu dönemde Kürt direnişinin başındaki isim olan İhsan Nuri Paşa, uluslararası siyasette doğabilecek fırsatlara odaklanmıştı. Özellikle 1927 yılında Lübnan’da, Fransız mandası altındaki topraklarda kurulan Xoybûn Cemiyeti, bu umudun merkezinde yer alıyordu. Cemiyetin kuruluşunda hem Kürt milliyetçileri hem de Ermeni diasporasının temsilcileri yer almış, İngiliz istihbarat çevreleri de süreci dikkatle planlamıştı.

İhsan Nuri Paşa

Xoybûn’un Lübnan’daki kuruluş toplantılarında, Ermeni temsilciler, Kürtlerle stratejik bir ittifaka girme kararı almış, isyan hareketine mali destek sağlama ve kurulacak olası bir Kürt Cumhuriyeti’nin uluslararası tanınması için diplomatik zemin hazırlama sözü vermişti. Ağrı isyanının öncülüğünü Kürtlerin yürütmesinde, bu sözler etkili olmuştu; zira bölgede artık sivil Ermeni nüfus büyük oranda kalmamış, bu da isyanın fiili yükünü Kürt aşiretlerinin omuzlarına bırakmıştı.

İşte bu bağlamda, İhsan Nuri Paşa, 1930 yılında kitlesel bir gövde gösterisine hazırlanmak üzere harekete geçti. Ermeni lobisinin uluslararası etkisine güvenerek, büyük aşiretlerin harekete geçirilmesiyle oluşturulacak bölgesel bir seferberliğin, dünya kamuoyuna Kürt halkının iradesini ve kitlesel desteğini göstereceğine inanıyordu. Bu amaçla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki birçok büyük aşiret liderine, gizli pusulalar gönderdi. Bu pusulalarda, kadın, çocuk ve yaşlıların da içinde yer alacağı sivil kafilelerin Ağrı Dağı bölgesine doğru yola çıkmaları isteniyordu. Bazı aşiretlerde bu çağrı büyük heyecan yaratmış, kitlesel göç hazırlıkları başlamıştı. Ancak bu hareketliliğin sonuçları çok ağır olmuş, Ağrı’ya ulaşmaya çalışan sivil kafileler, özellikle Zilan Deresi gibi geçiş güzergâhlarında, hava bombardımanları ve kara birliklerinin saldırılarıyla hedef alınmış ve büyük bir trajediye yol açılmıştı.

  1. ZÎLAN DERESİ (GELİYA ZÎLAN): COĞRAFYANIN KALBİNDE SESSİZ BİR VADİ

Doğu Anadolu’nun yüksek dağlarıyla çevrili, görkemli ama bir o kadar da hüzünlü coğrafyasında yer alan Zilan Deresi (Geliya Zîlan) hem bir akarsuyun hem de bu akarsuyun çevresinde uzanan geniş ve verimli vadinin adıdır. Bugün Türkiye’nin Van iline bağlı Erciş ve Muradiye ilçeleri arasında yer alan bu vadi, sadece fiziki doğasıyla değil, aynı zamanda taşıdığı tarihsel hafıza ile de önem taşır.

Zilan Deresi

Zilan Deresi, Muradiye Nehri’ne dökülen, mevsimsel akışı olan bir akarsudur. Bu dere, zamanla çevresindeki arazileri derince oyarak doğal bir vadi oluşturmuştur. Yüksek rakımlı bu vadideki köyler örneğin Itir, Kela Xelkan, Gundê Qerax, Zivzik, Kalêkê, Gundê Dêrî ve diğerleri uzun yıllar boyunca Brukan (Brukî) aşireti gibi Kürt aşiretlerinin yerleşim alanı olmuştur.

Bölge hem hayvancılık hem de sınırlı düzeyde tarım ile geçinen yarı göçer toplulukların doğal yaşam alanıdır. Bahar aylarında karların erimesiyle coşan dere, vadideki yaşamın ritmini belirler. Vadi, aynı zamanda ulaşımı zor, kontrolü güç bir alan olması nedeniyle tarih boyunca merkezi otoriteden kısmen uzak, kendi iç dengeleriyle yaşayan bir sosyal yapıya sahip olmuştur.

Ancak Zilan Vadisi’nin ismi yalnızca coğrafi güzelliğiyle değil, aynı zamanda taşıdığı derin tarihsel acılar ile anılır. 1930 yılında gerçekleşen Zilan Katliamı, bu coğrafyayı bir yas mekânına dönüştürmüştür. O günlerde vadi, sivilleri hedef alan ağır bir askerî operasyonla sarsılmış; yüzlerce köy sakini –kadın, çocuk, yaşlı demeden– hayatını kaybetmiştir. Bu trajik olay, sadece askeri bir harekât değil, aynı zamanda bir halkın hafızasında silinmez bir iz olarak kalmıştır.

Bugün Geliya Zîlan, yerel halkın dilinde ve yüreğinde sadece bir vadi değil, aynı zamanda kaybedilenlerin sessiz tanığı, bir yurdun acı hafızası olarak yaşamaktadır. Coğrafyanın sessizliği, geçmişin çığlıklarını saklar.

  1. BRUKAN AŞİRETİ VE KİNYAS KARTAL’IN KARARI

Bu çağrıya muhatap olan aşiretlerden biri de Van-Erciş hattında güçlü yapısıyla bilinen Brukan (Brukî) Aşireti idi. Aşiretin ileri gelenlerinden Kinyas Kartal, geçmişte Çarlık Rusyası’nda subaylık yapmış, askeri-stratejik sezgileri güçlü bir liderdi.

Brukan (Brukî) Aşireti lideri Kinyas Kartal

Olayları dikkatle değerlendirdikten sonra, bu isyanın uluslararası tanınma gibi bir başarıya ulaşmasının olanaksız olduğunu düşünerek aşiretinin katılmaması gerektiği yönünde karar alır. Ancak Brukan içerisinde İhsan Nuri Paşa’yı destekleyen başka gruplar da vardır. Tartışmalar büyür, silahlı çatışma çıkar, bazı aşiret liderleri öldürülür. Sonuçta, İhsan Nuri Paşa’nın çağrısına uyan Brukanlılar Zilan Deresi üzerinden Ağrı’ya doğru yola çıkarlar.

1930 yılında Zilan Deresi’nin etrafındaki Brukan Aşireti köyleri şunlardı:

Kürtçe Köy Adı             Bugünkü Türkçe Adı   

    1. Şax                               Aşağıtarlacık
    2. Wargenima                 Yüceler
    3. Kanîsarkê                    Yukarıtarlacık
    4. Qûtka                            Ulupamir
    5. Qûlê                               Çataltepe
    6. Herîdan                        Gözütok
    7. Helkîs                         Aşağıgöze
    8. Mûşan                         Çetintaş
    9. Şêrab                          Derezorlu
    10. Tirej                             Değirmensuyu
    11. Kanîmasê                    Ziyaret
    12. Zozanê Şêxan             Doğancı
    13. Tûtê                             Ulupamir’in kuzeyinde yayla alanı
    14. Mîrkan                       Gölağzı
    15. Dêrxar                        Yağcılar
    16. Gundê Lolan             Gültepe
    17. Avyan                         Aşağıılıca
    18. Gumgim                      Karatavuk

ZÎLAN KATLİAMI SONRASI DEMOGRAFİK DEĞİŞİM: BRUKAN (BRUKÎ) KÖYLERİNİN KİMLİĞİ NASIL DEĞİŞTİRİLDİ?

1930 yılında gerçekleşen Zilan Katliamı, yalnızca bir toplu imha değil, aynı zamanda bölgenin sosyo-demografik yapısının devlet eliyle yeniden tasarlandığı bir dönüm noktasıydı. Katliamdan sonra, başta Brukan (Brukî) aşiretine mensup köyler olmak üzere Zîlan Vadisi çevresindeki yerleşimlerde büyük bir nüfus kırılması yaşandı. Hayatta kalan sivillerin önemli bir kısmı bölgeyi terk etmek zorunda bırakıldı. Bu boşaltılan yerleşimler zamanla ya başka aşiretlerle yeniden dolduruldu ya da dışardan getirilen etnik gruplar yerleştirildi. Bazı örnekler:

  1. Ulupamir (eski adı Qûtka): Kırgız Yerleşimi Örneği

Bugün “Kırgız köyü” olarak bilinen Ulupamir, 1930 yılında Brukan aşiretine ait bir Kürt köyüydü. Ancak 1982 yılında Afganistan’daki Pamir Kırgızları, SSCB işgalinden kaçarak Türkiye’ye sığındı ve devletin iskan politikasıyla Van’ın Erciş ilçesine, tam da bu köye yerleştirildi. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin bilinçli bir nüfus mühendisliği politikasıyla gerçekleştirdiği etnik yer değiştirme uygulamalarının en çarpıcı örneklerinden biridir.

  1. Gözütok (Herîdan) ve Çataltepe (Qûlê): Aşiret Dağıtımı Örneği

Zîlan deresine en yakın Brukan köylerinden olan Herîdan ve Qûlê, katliamda ağır kayıplar verdi. Katliam sonrası köy nüfusları azaldı, kalanlar sürgün edildi veya bölgeyi terk etti. Bu köylerde daha sonra komşu aşiretlerden bazı aileler iskan edildi. Ancak köyün orijinal sosyo-kültürel kimliği kayboldu.

  1. Gölağzı (Mîrkan): Ad Değişikliği ve Sessiz Erime

Bu köyde yaşayan Brukanlılar, Zîlan sonrası köylerini terk etmeye zorlandılar. Yeni isim politikasıyla “Mîrkan” adı “Gölağzı” olarak değiştirildi. Zamanla tarihî hafıza silinmeye çalışıldı, eski mezarlıklar ve yerel toplumsal hafıza unsurları bakımsızlığa terk edildi.

  1. Zorunlu Ad Değişiklikleri ve Hafıza Silinmesi

1930’lar sonrasında devlet, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da kapsamlı bir köy ismi değiştirme kampanyası başlattı. Brukan aşiretine ait köylerin neredeyse tamamı bu dalgadan etkilendi. “Şax”, “Kanîsarkê”, “Zozanê Şêxan”, “Dêrxar” gibi isimler silindi, yerlerine Türkçe uydurma isimler verildi. Bu, yalnızca bir dil politikası değil, kolektif hafızanın sistemli biçimde silinmesi anlamına geliyordu.

Zîlan Katliamı, sadece bir can kaybı bilançosu değil; bir halkın coğrafyası, hafızası ve kültürüyle birlikte hedef alındığı çok katmanlı bir yok ediş süreciydi. Bugün birçok akademik kaynakta sadece “askerî bir harekât” ya da “isyan bastırma” olarak tanımlanan bu olay, esasen etnik ve kültürel bir silme operasyonuna dönüşmüştür. Köyler boşaltılmış, isimler değiştirilmiş, mezarlıklar ve hatıralar kayıplara karışmıştır.

Bu demografik değişikliklerin izi, hâlâ Van-Erciş coğrafyasında görülebilir. Brukan’ın çocukları artık ya başka şehirlerde sürgünde ya da bu topraklarda bir zamanlar var olduklarını ispat etmeye çalışıyorlar.

  1. ZÎLAN DERESİ’NDE ASKERÎ MÜDAHALE VE KATLİAM

Türk askeri, bu kitlesel hareketliliği, doğrudan Ağrı’daki isyana takviye kuvvet olarak algılar. Zilan Vadisi boyunca ilerleyen bu kafile, sivil ağırlıklı olmasına rağmen, uçak bombardımanına ve kara birliklerinin kuşatmasına maruz kalır. Operasyon büyük bir hızla gerçekleştirilir. Bazı kaynaklara göre Zilan Vadisi “cesetlerle dolmuştur”, bazı köyler tamamen boşaltılmış, insanlar ya kurşunla ya da boğularak öldürülmüştür.

Zilan Katliamı temsili resim

Resmî kaynaklar katliamı uzun yıllar görmezden gelmiş ya da “asayiş harekâtı” olarak sınıflandırmıştır. Kürt kaynaklar ve sözlü tanıklıklar ise sivil kayıp sayısını 15.000 ila 47.000 arasında vermektedir. En güvenilir tahminlere göre, en az 5.000 sivil yaşamını yitirmiştir.

  1. TARTIŞMALI OLAN NE?

Bugün özellikle bazı Kürt milliyetçileri, Zîlan Katliamı’nı tamamen nedensiz, planlı bir “soykırım pratiği” olarak sunarken; devlet yanlısı anlatılar, bu olayı “isyanı bastırma çabası” olarak tanımlar. Gerçekte ise durum, bu iki uç arasında karmaşık ve acı verici bir zeminde durmaktadır:

Evet, Zîlan’da sivil halk katledilmiştir. Bu, hukuken ve ahlaken meşru görülemez. Ama aynı zamanda, bu halkın büyük kısmı, doğrudan bir savaş çağrısına olumlu yanıt vererek yola çıkmıştır. Devlet, bunu stratejik bir hamle olarak algılamış ve aşırı şiddetle karşılık vermiştir.

Dolayısıyla bu olayın hem devlet şiddetinin sınır tanımazlığı hem de ulusal hareketin halkı savaşın ortasına çağırmasının doğurduğu trajik sonuçlar açısından tartışılması gerekmektedir.

  1. KATLİAMIN KOMUTANLARI VE KARAR ZİNCİRİ

Zîlan Harekâtı sırasında bölgedeki askerî birliklerin başında Mirliva (Tuğgeneral) Salih Omurtak bulunuyordu. Operasyon sonrası kendisi terfi ettirilmiş, daha sonra Genelkurmay Başkanı olmuştur. Harekât, Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak, Başbakan İsmet İnönü, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya ve Doğu illeri valileri koordinasyonunda gerçekleştirilmiştir.

  1. BUGÜN NE YAPILMALI?

Zîlan Katliamı, sadece bir tarihî olay değildir; toplumsal hafızanın en acı katmanlarından biridir. Bu tür olaylar, yalnızca “Türk devleti ne yaptı?” sorusuyla değil, “Kürt siyasetinin stratejik kararları ne sonuçlar doğurdu?” sorusuyla da tartışılmalıdır. Çünkü ancak bu yüzleşmeyle adaletli bir tarih anlatısı kurulabilir.

SONUÇ: TARİHTEN BUGÜNE, LİDERLİĞİN BEDELİ

Zîlan Katliamı, yalnızca 20. yüzyılın ilk yarısında yaşanmış bir trajedi değil; aynı zamanda Kürt halkının siyasal kaderini tayin eden liderlik kararlarının tarih boyunca ne denli yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinin çarpıcı bir örneğidir. 1930 yılında, İhsan Nuri Paşa’nın uluslararası meşruiyet arayışıyla gerçekleştirdiği kitlesel seferberlik çağrısı, askeri ve diplomatik olarak hazırlıksız bir halkı ölümün kucağına itmişti. Bu çağrının ardında belki haklı bir umut, belki taktiksel bir hesap vardı: Eğer sivil halk hedef alınırsa, dünya kamuoyu Kürt meselesine duyarsız kalamazdı. Ancak bu “stratejik acı” fikri, binlerce sivilin hayatına mal oldu ve uluslararası vicdan beklenen şekilde harekete geçmedi.

Bu tür kararlar, halkın hayatını birer diplomatik manivela gibi gören, soyut hedefler uğruna somut can kayıplarını göz ardı eden bir liderlik anlayışını ortaya koymaktadır.

Ne yazık ki benzer bir sorumsuzluk, günümüzde de tekrar etti. 1984’den itibaren, Abdullah Öcalan’ın öncülüğündeki silahlı hareket, on binlerce Kürt gencini dağa çekti. Ancak yıllar sonra, bizzat Öcalan’ın ağzından, “gençleri dağa göndermek bir hataydı, buna gerek yoktu” şeklinde ifadeler duyuldu. Bu itiraf, on binlerce insanın ölümüyle sonuçlanan bir sürecin hiçbir özeleştiri taşımadan, siyasal bir rahatlıkla gözden çıkarılabileceğini göstermektedir.

İster 1930’da Zilan’da, ister 1980 ve 2000’li yıllarda Cudi’de, Munzur’da, Zap’ta; liderlik adına alınan kararların bedelini hep halk ödedi. Bu nedenle, tarih yalnızca yas tutmak için değil, aynı zamanda hatırlamak ve uyarmak için de vardır. Kürt halkı, artık liderlerini sadece ideallerine göre değil, kararlarının halk üzerindeki gerçek etkilerine göre değerlendirmelidir.

Zilan Deresi, bugün hâlâ sessizliğin çığlıklarını taşırken, bu suskun vadi bize yalnızca geçmişin acılarını değil, geleceğin sorumluluğunu da fısıldamaktadır. Her ulusal hareket, kendi halkının hayatını en kutsal emanet olarak görmek zorundadır. Aksi halde, tarih kendini yalnızca trajedi olarak tekrar eder.