İki Halkın Şairi: Şehriyar ve Cîgerxwîn
Değerli Okuyucular,
Şehriyar, Azerbaycan Türklerinin; Cîgerxwîn ise Kürt halkının hafızasında “millî şair” olarak yer edinmiştir. Her ikisi de çocukluklarında farklı coğrafyalarda büyümüş olsalar da benzer tarihsel travmalarla yüzleşmiş, kimlikleri ve dilleri ötelenmiş iki halkın evladıdır. İkisi de anadilleri olan Azerice ve Kürtçeye olan bağlılıklarını şiirle göstermiş; halklarının diliyle yazdıkları eserler yıllarca yasaklara rağmen dilden dile aktarılmıştır. Bu yazıda, Şehriyar ile Cîgerxwîn’in hayatları, şiir anlayışları, halkla ilişkileri, sürgün ve yalnızlık temaları ile siyasi duruşlarını karşılaştırmalı olarak ele alıp şiirlerinden örnekler sunacağım. ÇOCUKLUK VE İLK EĞİTİM Şehriyar, 1906 yılında İran’ın Tebriz kentinde doğdu. Babası Mirza Ağa, dönemin eğitimli kişilerindendi ve oğlunu erken yaşta medreseye gönderdi. Arapça ve Farsça eğitimin yanı sıra, klasik şark edebiyatına dair bilgiyle de tanıştı. Henüz küçük yaşta Mevlânâ, Hafız ve Fuzûlî gibi şairleri ezberlemeye başladı. Eğitim hayatı Tahran’a taşındığında modernleşti; tıp fakültesine yazılsa da yarıda bırakarak şiire yöneldi.

Şehriyar Anlatılır ki Şehriyar, daha beş yaşındayken bir köy düğününde dedesinin dizinin dibinde otururken, kendi kendine uydurduğu bir dörtlüğü yüksek sesle mırıldanmış. Oradakiler şaşkınlıkla çocuğun ağzından çıkan bu kafiyeli sözleri alkışlamış. Ailesi o an onun “şiirle konuştuğunu” fark etmiş. Cîgerxwîn, 1903 yılında Batman’a bağlı Hesar köyünde doğdu. Küçük yaşta yetim kaldı. Medrese eğitimi aldı. Arapça, Farsça ve Osmanlıca öğrendi. Dönemin Kürt klasiklerini erken yaşta tanıdı. En büyük eğitmeni ise doğrudan halktı. Dengbêjlerden dinlediği klamlar, onu hem şiire hem halkın diline yöneltti.

Cîgerxwîn İLK ŞİİRLER VE MAHLASLARIN ORTAYA ÇIKIŞI Şehriyar, ilk şiirlerini Farsça yazdı. Uzun yıllar gerçek adıyla yazdıktan sonra “Şehriyar” mahlasını kullandı. Bu mahlas, “hükümdar” anlamına gelir ve halk içinde “gönüllerin padişahı” olarak yorumlandı. İlk büyük çıkışını “Heyder Babaya Selam” şiiriyle yaptı ve bu şiiri Azerice yazdı. Bu eser, ona sadece edebî bir unvan değil, halkın bağrına bastığı bir yer de kazandırdı. Cîgerxwîn ise ilk şiirlerinde farklı mahlaslar denedi. “Cîgerxwîn” yani “kan yutan, acı çeken yürek” anlamına gelen bu mahlasla özdeşleşti. Şiirlerinde halkının çektiği acıyı, yokluğu ve zulmü dile getirirken bu mahlas hem bir sembol hem bir ağıt hâline geldi. İlk şiirleri 1920’lerde medrese çıkışlı ama halk diliyle yazılmış ürünlerdi. 1940’lı yıllarda çok yoksul bir dönem geçiren Cigerxwîn, Kamışlı’da küçük pazarlarda şiir okuyarak insanlardan ekmek ya da birkaç kuruş alırdı. O yıllarda halk arasında şöyle bir söz yayılır: “Bir kilo unun edebî karşılığı Cigerxwîn’in bir kıtasıdır.” SÜRGÜN VE YALNIZLIK TEMALARI Her iki şairin hayatı da siyasi baskılar, sürgünler ve yalnızlıklarla örülüdür. Şehriyar, özellikle Pehlevî döneminde baskılara uğradı. Tahran’da yaşadığı bir aşk hüsranı onu yalnızlığa itti ve bir süre inzivaya çekildi. “Heyder Baba’ya Selam”ı bu yalnızlık döneminde kaleme aldı. Gurbette geçen yılların özlemi, anne toprağına olan hasreti dizelerine taşıdı. Annesi, onun çocukluğunun en büyük rehberiydi. Anlatılanlara göre Şehriyar, Tahran’a okumaya gönderildiğinde annesiyle vedalaşırken ağlamış ve birkaç gün yemek yememiş. Şehriyar’ın dilindeki yumuşaklık, duyarlılık ve sitem, doğrudan annesinden mirastır. Heydər Babaya Salam’da geçen şu dize onun bu derin bağını anlatır: “Ana, sən hardasan, mən sənsiz ölgün...” (Anne, neredesin, sensiz ben bir ölüyüm...) Cîgerxwîn ise Kürt kimliği nedeniyle sürekli takibe uğradı. Türkiye’den Suriye’ye, oradan Lübnan’a geçti. Hiçbir zaman kalıcı bir yurdu olmadı. “Ev xwarinî bihîstin, ev mirinî bihîstin” (Bu acıyı duydum, bu ölümü yaşadım) dizeleri onun sürgün temalı şiirlerinin özeti gibidir. En yakın arkadaşları zindana atılırken o da defalarca sınır dışı edildi. HALKA İLİŞKİ: DENGBÊJLİK VE ÂŞIK GELENEĞİ Şehriyar, Azerbaycan’da “âşık edebiyatı” geleneğinden beslenmiştir. Halk şiirine yakın bir dille yazmış, yerel deyim ve halk motiflerini şiirlerine taşıyarak okuma yazma bilmeyen kitlelere ulaşmıştır. “Heyder Baba” adlı şiiri, Azerbaycan’ın kırsal yaşamını, halkın duygularını ve yaşam biçimini âdeta belgesel gibi aktarır. Cîgerxwîn ise tam anlamıyla bir dengbêj şairdir. Kürt halk edebiyatının sözlü geleneklerinden gelen bu yapı, onun şiirinde yaşar. O, halkı için yazmış değil, halkıyla birlikte söylemiştir. Şiirleri hem klam olarak söylenir hem de destan gibi aktarılır. Bu yönüyle edebiyat tarihindeki en sözlü-yazılı geçiş şairlerinden biridir. SİYASİ DURUŞ VE HALKLARINA MESAJLARI Şehriyar, doğrudan siyasetin içinde yer almasa da şiirlerinde halkının acılarına, yoksulluğa, baskıya karşı sessiz kalmamıştır. “Heyder Baba” şiiri, çocuklukla birlikte gelen kaybolan masumiyeti anlatır ama bir yandan da “Bir daha o günler gelecek mi?” sorusunu sorarak politik bir özlem ifade eder. Cîgerxwîn ise doğrudan siyasal mücadele içindedir. Komünist Partisi’ne üyelik, Kürt aydın hareketlerine katılım, baskıya rağmen Kürtçeyi savunma… Hepsi onun siyasi duruşunun parçalarıdır. “Em jî miletê ne, em jî gumanî ne” (Biz de bir milletiz, biz de tereddütsüz varız) gibi dizeleri, halkına doğrudan bir çağrıdır. Cigerxwîn, Suriye'de sürgün hayatı yaşarken bir gün Halep yakınlarında Kürt bir köylüyle tanışır. Köylü onun şair olduğunu öğrenince sorar: “Sen gerçekten Cigerxwîn misin?” “Evet, benim”, der şair. Köylü, onun ellerini öper ve şunu söyler: “Senin bir dörtlüğün bizi buğday gibi doyuruyor, su gibi serinletiyor. Devlet bizim ekmeğimizi kesti, ama senin şiirlerinle karnımız doyuyor.” ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER Şehriyar’dan: Heydər baba, hər vaxt səni andırsam, Gözlərim dolur, ürəyim sızıldar… (Heyder Baba, seni her andığımda, gözlerim dolar, yüreğim sızlar...) Bu dizelerde geçmişe, çocukluğa ve ana yurdun sıcaklığına bir özlem vardır. Şehriyar, kişisel bir nostalji üzerinden ulusal bir hatırayı yüceltir. 1950’li yıllarda Tebriz’de yapılan bir edebiyat gecesinde, Şehriyar el yazmasıyla getirdiği Heydər Babaya Salam’ı ilk kez kalabalık önünde okudu. O gece şiiri dinleyen pek çok kişi, özellikle yaşlı köylüler, yüksek sesle ağlamış, köylerini ve geçmişlerini hatırlamıştı. Şiir, kişisel olmaktan çıkmış, bir halkın ortak duygusuna dönüşmüştü. Cîgerxwîn’den: Min zar bûm, dilê min tije bû, Ji dert û jiyan xwe re sîya bû… (Çocukken kalbim doluydu, dert ve hayat beni karartmıştı…) Burada ise bireysel acıdan halk acısına uzanan bir dil görülür. Cîgerxwîn’in şiiri halkın nabzıdır. ÖZEL HAYAT VE VEFATLARI Şehriyar, hayatı boyunca iki büyük aşk yaşamış; ancak her iki ilişki de mutlu sonla bitmemiştir. Tahran’da geçirdiği yalnız yıllarda sağlığını da kaybetmiş, görme yetisini kısmen yitirmiştir. 18 Eylül 1988’de Tebriz’de vefat etti. Mezarı, İran’da “Şairler Mezarlığı” olarak bilinen bir kutsal alana defnedilmiştir. İran’da her yıl 18 Eylül, “Şehriyar Günü” olarak anılır.

Şehriyar Cîgerxwîn’in özel hayatı da sürgünle ve mücadeleyle doludur. Birçok ülkede kaldı, yoksulluk çekti. Şair olmanın yanı sıra siyasi bir figür olarak da tanındı. 22 Ekim 1984’te Stockholm’de hayata veda etti. Ölümünden sonra şiirleri daha çok basıldı, Kürt gençliği onu yeniden keşfetti.

Cîgerxwîn SONUÇ Şehriyar ve Cîgerxwîn, farklı coğrafyalarda doğsalar da halklarının sesi olmayı başarmış iki büyük şahsiyettir. Her ikisi de ana dilin baskılandığı, halklarının görmezden gelindiği dönemlerde şiirle direndiler. Onların hayatları ve eserleri, sadece edebiyat değil, aynı zamanda direniş tarihidir. Bu iki büyük şairin bir arada incelenmesi, Azeri-Kürt kardeşliği açısından da son derece kıymetlidir. ŞEHRİYAR – “Heydər Babaya Salam” (1954, Azerice) Bu şiir, hem Azerbaycan edebiyatında hem de tüm Türk dünyasında en çok bilinen halk şiirlerinden biridir. Şehriyar, çocukluk yıllarının geçtiği köyü ve oradaki doğa unsurlarını idealize ederek anlatır. “Heydər Baba”, Tebriz’in kuzeydoğusundaki bir dağın adıdır. Şiir, sadece bir dağa değil, geçmişe, masumiyete, dilin sıcaklığına yazılmış bir selamdır. Heydər baba, sənsiz qalmışıq biz indi, Dünya dəyib başımıza, biz indi. Sənsiz bizə dar olmuş cahan indi, Yağış yağmur, bərəkət yox, yaz yoxdur… (Türkçesi: Heyder Baba, şimdi biz sensiz kaldık, Dünya başımıza yıkıldı, şimdi biz böyleyiz. Sensiz bize dar geldi bu cihan artık, Yağmur yağmaz, bereket yok, bahar yok...) Not: Bu şiir İran'da Azerice yazılmış ilk büyük modern halk şiiri olarak kabul edilir. İran Azerbaycan Türkleri arasında millî bilinç uyandırmıştır. CÎGERXWÎN – “Ey Rêbaz” (Ey Dava!) Bu şiir, Cîgerxwîn’in mücadeleci yönünü en açık biçimde ortaya koyar. “Ey Rêbaz” yani “Ey Yol” veya “Ey Dava” diye hitap ettiği bu şiirde, Kürt halkının özgürlük mücadelesini kutsar, şiiri bir çağrıya dönüştürür. Ey rêbaz, tu mirin û jiyanî, Tu çavê minî û ronahiyê, Tu axa minî û dermanî, Tu neteweyî, tu azadiyê! (Türkçesi: Ey dava, sen hem ölüm hem yaşam, Sen benim gözüm, benim ışığım, Sen benim toprağım, benim şifamsın, Sen halksın, sen özgürlüksün!) Not: Bu şiir 1960’larda Suriye’de yasaklı olmasına rağmen elden ele dolaşmış, Kürt gençliğinin en çok ezberlediği şiirlerden biri olmuştur. ŞEHRİYAR – “Sevgili Vətənim” (Farsça yazılmıştır; ancak şiirin içeriği Azerbaycan üzerine kuruludur.) Sevgili vətənim, sənə can deyirəm, Səndə doğuldum, səndə qocalıram. Torpağın nə qədər torpaq olsa da, Səndə bir nur var, mənə yaralıyam. Türkçesi: Sevgili vatanım, sana can diyorum, Seninle doğdum, seninle yaşlanıyorum. Her toprak topraktır elbet, ama Seninle bir ışık var içimde, ben sana yaralıyım. CÎGERXWÎN – “Zimanê Kurdî” (Kürtçe) Zimanê Kurdî zimanê dayik e, Wê xweş e wek gulê xwînî şehîd e, Ez jî jîna xwe li ser vê zimanî, Bi rêya ax û axî bûm şehîd e. Türkçesi: Kürtçe, anadilimdir, O güzel bir çiçektir, şehit kanıyla sulanmıştır. Ben de bu dil uğruna yaşadım, Bu uğurda toprakla karışarak şehit oldum.