![]()
ÇOCUK YURDUNDAN SOKAĞA
Trabzon ne de olsa taşrada yani uzakta bir ildi. Ankara merkezdeki Çocuk Esirgeme Kurumlarında büyüyen çocuklar haklarını bilir, gerektiğinde bunu görevlilere cesur bir şekilde hatırlatırlardı. Ancak Trabzon Çocuk Esirgeme Kurumu’nda durum faklıydı. Yurtta kalanlar haklarını bilmez, yapılan haksızlıkları sessizce karşılarlardı. Ancak ben bu durumu kabullenmez, görevlilere direnir, tartışarak haklarımı savunurdum.
Benim bu açık sözlülüğüm hoş karşılanmadı. Bir tehdit ve uyarı kaçınılmazdı:
Bir gün aynı yurtta kaldığım iki abi beni yanlarına alarak yatak odasına çıkardılar. Birisi vücuduma sıkıca sarıldı, diğeri de eline aldığı jiletle vücudumu doğramaya başladı. Bir yandan da sırıtarak, “Bu sana ders olsun! Bir daha yaparsan boğazını keseriz,” diyordu. Bu acımasız jilet izlerini hâlâ vücudumda taşıyor, o gün yaşadıklarımı dehşetle hatırlıyorum.
Bu olaydan sonra bir süre sessizliğimi korudum. Baskılar artınca Ümit isimli arkadaşımla kaçmaya karar verdik. 12-13 yaşlarındaydım.
İSTANBUL’A KAÇIŞ
Trabzon, ticaret yolları üzerinde olduğundan kamyonlar diğer şehirlerle bağlantı halindeydiler. Genellikle İstanbul’dan gemi yoluyla gelen mallar kamyonlarla Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya taşınırdı. Bazı kamyonlar da doğrudan İstanbul’a gidip gelirdi.
Akşama doğru bir zamandı. Ben ve Ümit, Trabzon sokaklarında amaçsız ve perişan bir halde dolaşırken karşımıza bir amca çıktı. Benim engelli olduğumu görünce dayanamadı, sordu:
“Çocuklar sokakta ne işiniz var?”
“Amca, bizi kaçırıp buraya getirdiler. Ailemiz İstanbul’da.”
İyi bir insandı. Bizi yanına alıp kamyon şoförlerinin uğrak yeri olan bir lokantaya götürdü. Karnımızı doyurdu. Durumumuzu meslektaşlarına anlatıp para topladı.
Daha sonra amca bize döndü, “Sizi bir arkadaş götürecek,” diyerek vedalaştı. Ben ve Ümit bu sözden tedirgin olduk. Öyle zannettik ki birisi bizi polise götürüp teslim edecek. Önümüzde tek yol kalmıştı: Kaçmak.
34 plaka numaralı boş bir kamyonun kasasına gizlice bindik. Kamyon bizi İstanbul’a götürdü.

Yusuf ve Ümit, Trabzon’dan İstanbul’a giden bir TIR’da saklanıp yol aldılar
***
Ümit, GS hayranıydı. GS’lı futbolcuların hafta içinde Florya Tesislerinde idman yaptığını biliyordu. Onları görmek istedi. Bir yolunu bulup Florya Tesislerine gittik. Ümit, futbolcuları büyük bir hayranlıkla seyrediyor, bağırıp duruyordu.
Bir zaman sonra paramız tükendi. Havalar da soğumaya başladı.
Esenler’de gıda toptancılarının olduğu bir yer vardı. Buraya uzak illerden kamyonlar mal getirirdi. Ben ve Ümit, gün içinde gıda halinde dolaşır, şurada burada çalışır, para kazanırdık. En zor şey uyuyacak sıcak bir yer bulmaktı. Sokak çocuklarından para kazanan bir mafya vardı. Yöntemleri şöyleydi:
Uzak yollardan gelen kamyonların motorları sıcak olduğundan, kamyon park ettiğinde kamyon motorlarının altına kartonlar serilir, burası yatacak yer olarak para karşılığında sokak çocuklarına kiraya verilirdi. Gün içinde kazandığımız parayı, sıcak motorların altındaki kartonların üzerinde birkaç saat uyuyabilmek için bu mafya şebekesine kaptırırdık. Doğrusu, soğuk günlerde en büyük konforumuz sıcak bir motorun altında uyuyabilmekti. Buna imkânı olmayanlar bir köşeye büzüşür, titreyerek ve birbirlerine sokularak uyumaya çalışırlardı.

Sokak çocukları için en ideal yer kamyon altında uyumaktı
***
Bir gün polisler etrafımı aldı. Sorguladılar. Yurttan kaçtığımı anlayınca beni merkez götürdüler. Birkaç gün temizliğimle falan ilgilendiler, sonra da Trabzon’a geri gönderdiler.
Trabzon’daki yurt yöneticileri benim geri dönüşümden memnun değillerdi. Onlar için ben sürekli sorun çıkaran, düzeni bozan birisiydim. Uzaklaştırmaya karar verdiler.
Iğdır’a en yakın çocuk esirgeme kurumu Ağrı’daydı. Beni Ağrı’ya gönderdiler.
AĞRI GÜNLERİM
Ağrı Çocuk Esirgeme Kurumu Yurdu’ndan içeri girince, gördüklerim karşısında şaşkına döndüm. Sokakta yaşamak daha cazip ve kabul edilebilirdi. Yurtta her şey kırık döküktü. Ortalık kir ve dağınıklıktan geçilmiyordu. Görevliler de sorunlu ve insani duygulardan yoksun kimselerdi.
Yurtta 90 kadar çocuk vardı. Görevliler, güya disiplin sağlamak için kendilerine göre bir eğlence bulmuşlardı. Görevli, odaya girer, hedefe koydukları çocuğa saldırmaları için diğer çocuklara emir verirdi. Ortalık bir anda karışır, hedefe konan çocuk çırılçıplak soyulup yurttan dışarı atılırdı. Görevli de bundan büyük bir zevk alır, katıla katıla gülerdi.
Ağrı’ya gelmem beni derinden sarsmıştı. Bir anlamda topluma küsmüş, içime kapanmıştım. Bir gün öğretmen bana bir kâğıt uzattı. Yurt yönetimine vermemi istiyordu. Kâğıtta, benim içine kapanık bir çocuk olduğum yazılıydı. Bu gözlem elbette doğruyu yansıtıyordu.
Kürtçeyi unutmuş değildim. Yurttaki görevliler kendi aralarında genellikle Kürtçe konuşurlardı. Onları anlar ama belli etmezdim. Onlar da Kürtçe bilmediğimi varsayarak istedikleri gibi konuşurlardı.
Görevliler bir haraç sistemi kurmuşlardı. Çocukları bu amaçları için kullanıyor, kazanılan paraya el koyuyorlardı. Ben buna karşı geldiğim için sık sık ceza alıyordum.
Devlet yurttaki öğrencilere harçlık verirdi. Görevliler bu paraya da göz diker, zorla elimizden alırlardı. Buna da karşı gelirdim. Böyle olunca ceza almam kaçınılmaz olurdu. Ya yemek vermezler ya da beni yurttaki tek kişilik tuvalete bir günden fazla kapatırlardı. İşte böyle bir günde yurttan kaçıp Iğdır’a gitmek için plan yapmaya başladım.
Iğdır’ın plaka numarası 76’dır. Bazı günler yurdun duvarına yaslanır, yoldan geçen arabalara gözümü dikerdim. 76 nolu plakalar içimde bir heyecan uyandırırdı. Sanki Iğdır beni geri çağırıyor gibi bir hisse kapılırdım. Babamın ev inşaatlarında takındığı mutlu yüz ifadesi, çamurlu arazide yürüdüğüm günler gözlerimin önünden geçerdi.
Bazı günler yurdun bahçesinde dolaştığımda ayakkabılarım çamura batardı. Bu çamurları özenle bir poşete koyar, dolabımda saklardım. Bu kurumuş çamur parçaları bana Iğdır’da geçen çocukluk günlerimi hatırlatırdı.
16-17 yaşlarında bir gençtim. Yaşadığım acılar ve bana layık gördükleri sürgünler yüreğimde derin yaralar açmıştı. Hayata olgun bir bakış açısı ile bakmayı öğrenmiştim ama zihnimin bir köşesine yerleşmiş çocukluk anılarımdan ve çekirdek aileme olan özlem duygusundan kendimi kurtaramıyordum.
Birkaç kaçma denemem oldu, ancak jandarma beni yakalayıp yurda geri getirdi. Artık beni tanımayan kalmamıştı. Ne zaman yurttan uzaklaşsam jandarmaya haber verilirdi.
Bu arada bir gerçeği belirtmem gerekir: Devlet, imkanları ölçüsünde bizlere sahip çıkardı. Yurtta kalan öğrencilere harçlık verilir, okula gidenlere defter falan temin edilirdi.
Hiç unutmam, Ağrı’da okula gittiğimde sınıf arkadaşlarımın çoğu yoksul ailelere mensuptu. Yazı yazacak defterleri falan yoktu. Benim ise dört sağlam defterim vardı. Onları özenle saklardım. Bir gün Iğdır’a döneceğimi, defterlerimi övünçle babama göstereceğimi hayal ederdim. Ayrıca bayram günleri, aileden birisinin gelmesi koşuluyla yurtta kalanlara izin verilirdi. Arada bir devlet elbise, çanta gibi eşya bağışı da yapardı. Uyanıklar bunları dışarı çıkartıp satarlardı. Ben de eşyaları saklar, bir gün Iğdır’a gittiğimde babama gösterip gurur duymasını isterdim.
Kış günüydü. Patnos ve Tatvan’dan arkadaşlarla birlikte kaçma planı yaptık. Yurtta merkezi kalorifer sistemi vardı. Kazan arızalıydı. Pat, pat diye sürekli bir ses çıkartıyordu. Bundan yararlanıp gece yarısı dolabın kapılarını kırıp eşyalarımızı çantalarımıza doldurduk. Gizlice yurttan kaçtık. Ben Iğdır’a gitmek istediğim için arkadaşlarımla yollarımız ayrıldı. Karda yürürken uzakta bir köprü gördüm. Hava soğuktu. Dondurucu rüzgâr sert bir şekilde esiyor, içimi titretiyordu. Köprü altına sığındım. Nasıl olmuşsa uykuya dalmışım.

Yusuf, bir köprünün altında uyuya kalır.
Iğdır’a doğru yol alan Yurt İçi kargoya ait bir araç köprünün olduğu yerde durur. Şoförün tuvalete çıkma ihtiyacı vardır. Köprünün altına iner.
Beni orada uzanmış halde görünce arkadaşını çağırdı. Birlikte arabaya koyup battaniye sardılar. “Iğdırlıyım. Kaçırıldım,” dedim. Ne de olsa İstanbul günlerinden edindiğim bir sokak tecrübem var. Bu şekilde Iğdır’a vardık. Kargo, beni jandarmaya teslim etti.

Yusuf Akgün’ün, ağzıyla kalem tutarak yaptığı Hulusi Kentmen portresi
BEŞİNCİ BÖLÜMÜN SONU
Mücahit Özden Hun | Hunacademy