Mücahit Özden Hun

Bir Iğdırlı Hemşeriden Akay Hocaya Açık Mektup

Bir Iğdırlı Hemşeriden Akay Hocaya Açık Mektup

Uzun zamandan beridir yazılarınızı okuyorum. Bir hayranınız değilim. Yazılarınızı okudukça bu devletin yıkılmasına göz dikmiş hainlerin gerçek niyetlerini okuyor gibi oluyorum.

Geçmişinizi avucumun içi gibi biliyorum. DEV-GENÇ’li yıllarınız, cezaevi yıllarınız, daha sonraki yıllarda ÖZGÜRLÜK YOLU isimli Kürtçü harekete sempati duymakla kalmayıp, bizzat içinde profesyonel görevler aldığınızı  biliyorum.

Yıllardır amacı Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak olan SOL ve KÜRTÇÜ gruplarla dirsek teması olan birisi olarak, bu özelliklerinizden vazgeçmediğinizi görüyorum. Iğdır’da nerede bir haksızlık, sahte ihale varsa bunları ortaya çıkaran ekibin başında siz varsınız. Hastanelerde, devlet dairelerinde mağdur olanların dertlerini yazıya döküp içimizi karartıyorsunuz. Sınır tanımaz bir cesaret ve sınır tanımaz bir hesap sorma özelliğinizle Iğdır’ın başına bela olduğunuz kesin. Devletin yüce mercileri bile sizinle baş edemiyor.

Sayın Vali bile sizden bıkmış! Sizi kitap fuarına davet etmiyor. Geçenlerde gazetecileri davet etmişti ama aralarında siz yoktunuz. Oh olsun! Sayın Vali’miz haklı olarak sizi kendisinden uzak tutuyor ve önerdiklerinizin aksini yapmak için çaba gösteriyor.

Sizi doğrusu anlamış değilim. Bazen Belediye hizmetlerini yetersiz buluyor, yanlışlıkları ve eksiklikleri hemen kamuoyuna duyuruyorsunuz. Bırakınız devlet kendi kurumlarıyla istediği şekilde hizmet vermeye devam etsin. Bak ne güzel bütün resmi kurumlarda gücü ve siyasi referansı olanlar işlerini hızlı bir şekilde tamamlıyor, gönülleri huzurlu bir şekilde ayrılıyorlar. Siz de düşmüşsünüz ortalama ve yoksul vatandaşın dertlerinin peşine! Size mi kalmış onların devletteki işlerinin ters gitmesi!

Görkemli bir Valimiz varken ve ona bağlı kurum kuruluşlar da bir partiden emir alarak işlerini tıkır tıkır yaparken, niçin bu mükemmel işleyen tekere taş koyuyorsunuz? Bu siz de bir hastalığa ve iyileştirilmesi imkansız bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.

Iğdırlı bir hemşerin olarak sizi uyarıyorum: Sayın Vali’ye ve iktidardaki partiye koşulsuz itaat ediniz. Bakın göreceksiniz işleriniz nasıl güzel gidecek, gazeteniz reklama boğulacak, cebiniz paraya doyacaktır.

Sizi bazen yolda yürürken görüyorum. İçime bir acıma duygusu oturuyor ama bir yandan da Iğdır’da yıllardır kurulmuş olan ve tıkır tıkır işleyen çarka çomak sokmaya çalışan biri olarak görüyorum. SOL ve SOLCULUK geride kaldı. Modası geçti. Şimdi artık Cemaatler dönemidir. Girin bir cemaate. Bilginizle ve tecrübenizle kısa sürede yükseleceksiniz. Sayın Vali bile önünüzde eğilecektir. Ama siz illa tutturmuş ben insanlık prensiplerinden vazgeçemem, rakımdan vazgeçmem, Atatürk’ün ilkelerinden vazgeçmem, ben her zaman halkımın yanındayım diye söylemleri gazete köşesine taşıyorsunuz.

Gazetenizin adı Iğdır’a Bakış ama siz gerçek Iğdır’ı görmüyorsunuz. Arka odalarda neler dönüyor neler.. Neyse sizi bu gibi hassas konularda bilgilendirip kendi başımı belaya sokmayayım. Umarım bundan sonra daha “anlayışlı” yazılar yazar, bizim gruba katılırsınız.

Gönlümden  gelmese de selamlarımı iletirim.

Karxın’dan Ankara’ya Uzanan Bir Iğdır Başarı Hikâyesi: Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu

Karxın’dan Ankara’ya Uzanan Bir Iğdır Başarı Hikâyesi: Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu

Değerli Okuyucular, İnsan bazen uzun yıllar aynı şehirde yaşar, aynı çevrelerde bulunur; buna rağmen yanı başındaki değerli bir hemşehrisini tanımak için bir tesadüfü beklemek zorunda kalır. Prof. Dr. Hakan Alpay Karasu’yla tanışmam da böyle oldu. Onu ilk gördüğümde, karşımdaki kişinin başarılı bir diş hekimi, bilim insanı ve üniversite yöneticisi

Mücahit Özden Hun
İradenin Zaferi Gökyüzünde: YUSUF AKGÜN

İradenin Zaferi Gökyüzünde: YUSUF AKGÜN

Değerli Okuyucular, Bir zamanlar sınıftaki sınav kâğıdını ağzında tuttuğu kalemle dolduran Iğdırlı Yusuf Akgün, bugün aynı kalemle Türkiye’nin millî muharip uçağı KAAN’ı çiziyor. Çocuk yuvalarından dünya spor sahnelerine, resim atölyelerinden TUSAŞ hangarlarına uzanan bu yol, yalnızca bir başarı hikâyesi değil; insanın kendi kaderine karşı verdiği büyük mücadelenin adıdır.

Mücahit Özden Hun
Amerikalı General Harbord ve Sürmeli Ovasının Sessizliği (1919)

Amerikalı General Harbord ve Sürmeli Ovasının Sessizliği (1919)

1919 yılı, yalnız Osmanlı Devleti’nin yenilgisinin değil, Doğu Anadolu ve Kafkasya’da sınırların, hafızaların ve komşulukların parçalandığı bir yıldı. Savaş bitmiş görünüyordu; fakat savaşın geride bıraktığı öfke, açlık, göç, intikam ve güvensizlik henüz bitmemişti. Paris Barış Konferansı’nın salonlarında çizilmeye çalışılan haritalar, sahadaki insan gerçeğini anlamakta zorlanıyordu. Ermenistan meselesi,

Mücahit Özden Hun