Mücahit Özden Hun

Baharlı Mahallesi Resimler-İKİNCİ BÖLÜM

 

 

upload in progress, 0
upload in progress, 0
upload in progress, 0

HACI MUHARREM OĞLU MEHMET ARSLAN ANLATIYOR

1944 yılında Iğdır’ın Baharlı Mahallesi’nde dünyaya geldim. Babamın adı Hacı Muharrem’di. İki annem vardı: Efruz annem ve Ziver annem. Efruz annem, ben henüz üç dört aylık bir bebekken vefat etmişti. Babam daha sonra Ziver Hanım’la evlendi. Bu evlilikten de on çocuğu dünyaya geldi.

Ailemizin kökleri Hacıağa köyüne uzanır. Babam da büyükbabam da orada doğmuşlar. Kaça-Kaç sırasında köy halkı, Ağrı tarafındaki Mengeser, Yoncalı ve Gılesor gibi köylere sığınmış. Daha sonra bu ailelerin bir kısmı Hacıağa’ya dönmüş, bir kısmı da gelip Baharlı Mahallesi’ne yerleşmiş.

Baharlı’da Arslan, Akaslan ve Akarkan soyadlarını taşıyan ailelerin hepsi, bir zamanlar Hacıağa’da yaşayan amca çocuklarıydı. Soyadı Kanunu’yla her biri farklı bir soyadı almış. Soyadlarımız ayrı olsa da aile kökümüz birdir.

Büyükbabam İskender Bey, saz çalan bir halk âşığıydı. Bu yüzden Âşık İskender adıyla tanınırdı. Kardeşi Ateş Arslan ise Ali Eşref Başaran’ın kız kardeşi Hanım’la evliydi.

Babam Hacı Muharrem, 1908 doğumluydu. Gençlik yıllarında devecilik ve koyun besiciliğiyle uğraşırdı. Dört beş çobanımız vardı. O yıllarda deve taşımacılığı önemli bir işti. Babam, 1994 yılında Antalya’da vefat etti ve orada toprağa verildi.

Baharlı’daki hayatımdan aklımda kalan hatıralardan biri de Memur Kulübü’nde çalıştığım günlerdir. 1969 ya da 1970 yılı olmalı. Mecit Hun ile Aziz Güney, ortaklaşa bir Memur Kulübü açmışlardı. Baharlı Mahallesi’nden Bayram Karatepe’yle birlikte ben de bu kulüpte çalışıyordum. Iğdır’ın tanınmış insanlarıyla ilçede görev yapan bürokratların uğrak yeriydi.

Ancak kulübün bir eksikliği vardı: Bahçesi yoktu. Kış aylarında bunun sıkıntısı pek hissedilmiyordu. Havalar ısınıp yaz gelince durum değişti. Iğdır’ın yaz sıcağında kapalı bir yerde oturmak kolay değildi. Klima da olmayınca insanlar bahçeli yerleri tercih ediyordu. Bizim kulübün müdavimleri giderek azaldı. Sonunda kulüp kapandı.

O günlerden hiç unutmadığım bir de gece yürüyüşlerimiz vardır. Gece yarısına doğru kulübü kapattığımızda Mecit Hun önden yürür, Bayram Karatepe’yle ben de yaklaşık on adım arkasından giderdik. Sokaklar karanlıktı; geceleri güvenli de değildi. Bu yüzden Mecit Hun’a evine kadar eşlik ederdik.

Kulüp kapandı, o günler geride kaldı. Ama Mecit Hun’un önde, Bayram’la benim on adım arkasında yürüdüğümüz o geceleri hiç unutmadım.

 Baharlı Mahallesi’nde Aileler

Baharlı Mahallesi’nde komşulukla akrabalık iç içedir. Aileler yalnızca aynı sokakları paylaşmaz; soy bağları ve evliliklerle birbirlerinin hayatına da bağlanır. Farklı soyadlarının ardında ortak kökler, ayrı evlerin içinde birbirine uzanan aile hikâyeleri vardır.

Ali Eşref Başaran’ın babası Sarı Bey ile Rüstem ve Lazım’ın babası Sefer Başaran amca çocuklarıydı. Aynı aile çevresindeki bazı amca çocukları ise Gülbaşaran soyadını almıştı. İmdat ve Emir Gülbaşaran aileleri, farklı soyadlarına rağmen devam eden bu akrabalığın örnekleridir. Emir Gülbaşaran’ın eşi Sandık Hanım da benim öz amcamın kızıydı. Dolayısıyla anlattığım bu ailelerin geçmişi, benim ailemin geçmişiyle de birleşir.

Baharlı’da bir ailenin hikâyesini anlatmaya başladığınızda, yolunuz başka bir ailenin geçmişine çıkar. Bir soyadını izlerken başka bir evin kapısına, oradan kendi akrabalarınıza ulaşırsınız. Bu yüzden Baharlı’nın ailelerini ayrı ayrı saymak mümkündür; fakat hikâyelerini birbirinden ayırmak kolay değildir.

HALİS ARSLAN: BİR MAHALLENİN KIRILAN UMUDU

Halis Arslan, 1950’de Iğdır’ın Baharlı Mahallesi’nde, çok yoksul bir ailede doğdu. Babası sebze yetiştirip satarak onu okuttu. Halis, bütün zorluklara rağmen Hacettepe Üniversitesini bitirdi ve Fransızca öğretmeni oldu. Mahallesinin üniversite mezunu ilk genciydi. Bir babanın emeği, bir oğlun yıllarca süren çabası sonunda karşılığını bulmuştu.

Ancak Bursa’da asteğmen olarak askerlik yaparken hayatı altüst oldu. Bir akrabasının davetiyle, askerî üniformasıyla Aydınlık hareketinin toplantısına katıldı. Aktarılanlara göre, durumun askerî makamlara bildirilmesinin ardından sorguya alındı. Bu sorgularda, zihinsel yapısını parçalamayı, iradesini kırmayı ve ruhsal dengesini bozmayı hedefleyen “soğuk işkence”ye maruz kaldığı anlatılıyor. Halis’in askerliği bitti, fakat yaşadıklarının korkusu bitmedi.

Bir süre daha öğretmenlik yaptı. Daha sonra gönderildiği Diyarbakır’ın bir köyünde, anlatılanlara göre PKK mensuplarının tehdit ve baskılarıyla karşılaştı. Ruhsal sorunları daha da ağırlaştı. Sonunda öğretmenliği sürdüremeyerek Iğdır’a döndü. Bir zamanlar okumak için Ankara’ya giden genç, artık mahallesinden dışarı çıkamıyordu.