HEDEFDEKİ SOSYAL DEMOKRAT ÖĞRETMEN: MİRZE AKINCI

Toplu Yazılar

Yıl 1980.. Türkiye ağır adımlarla askeri darbeye doğru sürüklenmektedir. Gladyo, Ergenekon ve benzeri karanlık güçler üst bir aklın hazırladığı planı devreye sokmak için el-ele vermişlerdi. İzlenecek rota bellidir: Türkiye’de karışıklıklar ve cinayetleri had safhaya çıkarmak, halkın kalbinde ve zihninde umutsuzluk ve kaos düşüncesi yaratmaktır. Böylece ordu sivil yönetime el koyduğunda “kurtarıcı” olarak görülecek, darbe başarılı olacaktır.

Planın başarılı olması için de toplumda sevilen, saygı gören, ılımlı, özellikle aşırı sağ-sol gruplarla ilişkisi olmayan şahısların öldürülmesi işlerini kolaylaştıracaktır. Karanlık güçler her ilde her ilçede kendilerine bağlı olarak çalışan çete üyelerine bu yönde uygun bir liste hazırlamaları için gizli bir talimat gönderir. Bu işle görevli Iğdır çetesi kısa sürede bir liste hazırlar, üst akla teslim eder. Karanlık planı uygulamaya koyacak şahıs masa üzerindeki listeye şöyle bir göz atar. Çoğunu zaten görevi nedeniyle tanımaktadır. Koltuğuna oturup bir sigara yakar. Öldürüleceklerin listesi hazırdır ama tetikçiler henüz belirlenmemiştir.

O yıllar Iğdır’da gençlik sağ ve sol (eğer her iki grubun birbirlerini nasıl isimlendirdiklerini esas alarak söylemek gerekirse Komünist-Faşist ) olarak ikiye bölünmüştür. Karanlık güçlerin her iki kesim içinde de sağlam ve güvenilir adamları vardır. Önemli olan doğru insanlara ulaşmak onları tetikçi olarak görevlendirmektir. Sosyalist ve Ülkücü ideolojiye gönül bağlamış masum gençlerin arasına sızmış çete üyeleri, “Bugün bir Faşisti veya Komünisti öldüreceğiz,” diye görev dağılımı yaptıklarında masum solcu ve sağcı gençler

bunu bir kutsal görev gibi görmekte, karanlık planları sorgulamadan uygulamaya koymaktadırlar.

Ses getirecek cinayetlerin işlenmesi için Iğdır ideal bir yerdir:

1. İlçede Kürt-Azeri etnik ayrımcılığı ve düşmanlığı canlı bir şekilde varlığını devam ettirmektedir.

2. Ülkücü ve sosyalist gruplar arasındaki çatışmalar ve öldürmeler aralarında var olan kan davası ve intikam duygularını son derece bilemiştir.

3. Abdi İpekçi’yi öldüren tetikçi Mehmet Ali Ağca İran’a geçmek için Iğdır’a gelmiş, burada karanlık güçlerin denetiminde güven içinde saklanmaktadır. Çok geçmeden tetikçi grubun başına geçer, listedeki isimleri tek tek hedef alır.

Tetikçiler hazırlıklarını tamamladıktan sonra harekete geçerler. Listedeki isimlerden birisi de tüm kesimler tarafından sevilen, yüreği barış dolu, hümanist ruhlu öğretmen Mirze Akıncı’dır. TÖB-DER (Devrimci ve sol görüşlü öğretmenlerin içinde bulunduğu kuruluş) üyesi Mirze Akıncı yakın takibe alınır.

MİRZE AKINCI’NIN AİLE PORTRESİ

Günün modasına uygun pala bıyıkları, renkli gözleri, güven veren yüz ifadesi, entelektüel bakışı ve her şeyden önce belirgin ve göze çarpan masumiyetiyle Mirze Akıncı elbette bütün bu planlardan habersizdir. Ülkede yoğunlaşan terör olayları yüreğinde zaman zaman dikkatli olmasını gerektirecek bir duygu yaratsa da, “Sıra bana gelinceye kadar, “ gibisinden bir tedbirsizlik içindedir. Uzun yıllar ne tehdit edilmiş ne de tehdit mektubu almıştır. Her sabah kahvaltıdan sonra evden çıkar ağır adımlarla Baharlı Mahallesi Melekli Caddesindeki evinden okuluna giderdi.

Merhum Mirze Akıncı 1932 Melekli köyü doğumluydu. Babasının adı Mehmetali annesinin adı Hanım idi. Asıl soyadı Alkoç idi. Büyükbabası Ağrı’nın Eleşkirt ilçesinden gelip Melekli köyüne yerleşmişti. Kürt kökenliydiler. Babası çiftçilikle uğraşırdı. Her ne kadar kendi soyadı Akıncı idiyse de kardeşinin adı Süleyman Mirzeoğlu olarak kayıtlara geçmişti. Mirze Akıncı İlkokul ve Ortaokulu Iğdır’da tamamladı. Diyarbakır’ın Ergani ilçesindeki Dicle Köy Enstitüsünü bitirdi. İlk görev yeri Trabzon’du. Askerliğini Sivas’ta tamamladıktan sonra Aralık’taki okula öğretmen olarak atanır. Sonraki yıllar tayinini Iğdır’a çıkar. Kurtuluş İlkokulunda (14 Kasım İlkokulu) görev alır. Şehit edildiğinde Müdür olarak görevini devam ettiriyordu. 4’ü kız 7 çocuk babasıydı. Çocuklarının isimleri Nuray, Feyyaz, İrfan Yavuz, Nursel, Nigar, Nilgün ve Oğuz idi. E-Devlette yayımlanan soyağacını esas aldığımızda eşi ve kayınvalidesi Erivanlıdır. Ermeni kökenlidirler.

VE 1980 YILI

Uzun yıllar kendi halinde evden okula gidip gelen Mirze Akıncı beklenmedik bir şekilde doğrudan tehditler alır. Buna pek bir anlam veremez çünkü herhangi aşırı siyasi bir hareketin içinde değildir. Tetikçiler, 8 Nisan 1980 tarihinde Mirze Akıncı’yı öldürmek için evine gelirler. Eşi, pencereden kapıyı çalanların kim olduğuna bakar. İki genci ellerinde silahla görür. Eşi, kapıyı açmaya giden kocasına “Hoca kapıyı açma!” diye bağırınca panikleyen tetikçiler oradan uzaklaşırlar. O günden sonra babam silah taşımaya karar verir.

ŞEHADET GÜNÜ: 28 NİSAN 1980

Babam o sabah çok erkenden uyanmıştı. Kızı doğum yapmıştı. İlk torunuydu. Kucağına aldı. Pala bıyıklarını hafifçe bebeğin yanaklarına değdirdi. Bir an önce akşam olmasını eve geri gelip aile mutluluğunu birlikte paylaşma heyecanıyla doldu.

Babam şiddeti sevmediği gibi silah taşımaya da pek istekli değildi. O gün evden çıkarken silahını üzerine almadı. Mirze Akıncı her zamanki gibi saat 17’de okulun kapanışıyla evin yolunu tutar. Evin yakınından bir su kanalı geçmektedir. Kocaman bir karaağaç ark boyunca yer almaktadır. Mirze Akıncı evine 300 metre mesafedeyken karaağacın arkasına saklanmış olan tetikçiler arkadan saldırıya geçerler. Tetikçiler, aldığı kurşunlarla ağır yaralanan Mirze Akıncı’yı su kanalına atar, olay yerinden uzaklaşırlar.

Tetikçiler iki kişidirler: Ersin Zorluer ve İnayet Adar. Görünüşte Ülkücü kesim içinde yer almaktadırlar ama Ülkücü mefkure ve düşünceyle bir bağlantıları yoktur. Karanlık ellerin kullandığı ve görev verdiği katillerdir.

Silah sesleri üzerine olay yerine gelenler Mirze Akıncı’yı su kanalı içinde bulurlar. Henüz ölmemiştir. Zorlukla nefes alıp vermektedir. Hastaneye varmadan ruhunu teslim eder.

TETİKÇİLERİN AKİBETİ

Karanlık güçlerin vaz geçilmez bir taktiği vardır: Kullan ve gözden çıkar. Bu akıbeti Mirze Akıncı’nın katilleri de yaşarlar. 12 Eylül 1980 darbesinden hemen sonra yakalanıp Sıkıyönetim ’de yargılanırlar. O yıllar Erzincan-Erzurum sıkıyönetim komutanı Iğdırlı sağ görüşlü bir Albaydır. Dosyaya el koyar. Çok geçmeden iki katil cinayeti itiraf etmelerine rağmen delil yetersizliğinden beraat ederler. İfadelerinde, Mirze Akıncı’yı “Komünist ve Vatan Haini” olduğu için öldürdüklerini söylemişler. Güya Mirze Akıncı gizli bir şekilde Rusya ile işbirliği halindeymiş.

Sonraki yıllar Ersin Zorluer isimli tetikçi birçok kez uyuşturucu kaçakçılığından yakalandı hatta uyuşturucu baronu olarak ün saldı. Olayın en trajik yanı Mirze Akıncı’yı öldüren gençler bir zamanlar O’nun öğrencisiymişler!

Demokrasi şehidi Mirze Akıncı Melekli köyünde defnedildi.

KIZI NİGAR AKINCI BABASINI VE AİLESİNİ ANLATIYOR

“Babam eve geldiğinde Cumhuriyet gazetesi rulo halinde ceketinin sol cebinde olurdu. Sedire uzanır, bir yandan çayını yudumlarken bir yandan da gazeteyi didik didik eder, dikkatlice okurdu. Zihin yorgunluğunu atmak için de bulmaca köşesine el atar, iddialı bir şekilde çözmeye çalışırdı. Evimizde kocaman bir kitaplığımız vardı. Her türlü kitabı zevkle okurdu. Her halde bundan olsa gerek ben de kitap sevgisiyle büyüdüm iyi bir okuyucu ve araştırmacı oldum. Arada bir babamın kitaplığına sokulur, kitap beğenirdim. İlk okuduğum kitap Fakir Baykurt’un Yılanların Öcü isimli romanıydı. Daha sonra Kemal Bilbaşar’ın Cemo isimli romanını okuduğumu hatırlıyorum.

1981 yılında Erzincan Sağlık Meslek Okulunu yatılı okudum. Çok geçmeden ablam ve eşi Yakup Eğrice, Elazığ’ın Palu ilçesine sürgün edildiler. Eniştem evimizin arkasındaki Askeri Binada tutuklu kaldıktan sonra Erzurum’a sevk edildi, 4 ay hapis yattı. İrfan Yavuz abim liseyi Tunceli’de, ablam Nursel liseyi İstanbul’da yatılı okudular.

Şu an 1970-80’li yıllarında öldürülen ve şehit edilen 400 kadar öğretmenin hayatıyla ilgili bir kitap çalışması içindeyim. Bu kitabı babama ve O’nun gibi haksız yere şehit edilen öğretmenlere adamak istiyorum. “

EPİLOG

Değerli okuyucular! Mehmet Ali Ağca’nın Iğdır’a gelmesiyle karanlık güçler ve tetikçilerinin faaliyeti hızlanır. Aynı yıl içinde TÖB-DER üyesi öğretmen Tuncer Demirel, bizzat Mehmet Ali Ağca tarafından kulüpte otururken vurularak öldürülür. Asıl hedefi Mecit Hun’dur ancak Mecit Hun o gün orada yoktur. Karanlık güçler bu kez 17 Temmuz 1980 tarihinde Alman eşi ve oğluyla birlikte Iğdır’a tatile gelen Nihat Tırpan’ı şehit ederler. Iğdırlı olarak, tetikçiler ve karanlık güçler tarafından öldürülen bu isimleri DEMOKRASİ ŞEHİTLERİMİZ olarak bağrımıza basıyoruz. Mekanları cennet olsun!

NOT: Merhum Hacı Vahap Akar ile ilgili olarak Milli Kütüphanede yaptığım çalışmayı henüz tamamlayamadığımdan bir sonraki yazı olarak hazırlamayı düşünüyorum.

Toplam Sayfa Ziyareti: 609 - Bugünkü Ziyaret: 1

Mücahit Özden Hun Kitapları