HAİN KÜRTLER!!!

Toplu Yazılar

HAİN KÜRTLER!!! 

Değerli okuyucular! Bir arkadaşım Messenger üzerinden okumam dileğiyle bana bir yazı gönderdi. Yazının başlığı şöyle: “YUNAN ORDUSUNDA KÜRTLER”. Birazdan bu yazıyı detaylı ele alıp değerlendireceğim. Yazının altında isim yok. Kimin yazdığı belli değil. Google’da yaptığım araştırmada yazının TÜRK MECLİSİ isimli bir Web sayfasında yayınlandığını gördüm. Yazınının linki şöyledir: (http://www.turkmeclisi.org/?Sayfa=Temel-Bilgiler&Git=Bilgi-Goster&Baslik=yunan-ordusunda-kurtler&Bil=673) 

İsimsiz yazıyı genellikle korkaklar yazar. Internet ortamında sağa-sola gönderildiği için bu yazının mutlaka cevaplanması gerektiğini düşündüm. Yazının amacı, ülkede Kürt-Türk düşmanlığı yaratmak ve bunun teorik temellerini oluşturmaktır. Karanlık güçler tarafından kaleme alındığı şüphe götürmeyen sahte tezi çürütmeyi ve kamuoyunu bu yönde bilgilendirmeyi bir demokrasi görevi olarak addediyorum. 

Gelelim yazıya… 

Yazının orijinal başlığı şöyle: “YUNAN ORDUSUNDA KÜRTLER” 

Ultra-milliyetçi (faşist) Türklerin zihninde “Ermeni”, “Yunan”, “Arap” ve “Kürt” isimleri ezeli bir düşmanlık belirtisi olarak granit taşlara işlenmiş yazılar gibi değişmez ve sabittir. İddia veya tez şöyledir: Hain (!) Kürtler, Ulusal Kurtuluş Savaşında Yunanlılarla bir olup Türklere karşı el ele vermişler!!. Daha başlığı okurken bile okuyucu, farkında olmadan yıllardır “bilinçaltına” yerleştirilen ve empoze edilen iki ezeli (!) “düşmanını” kol kola hayal ettirilmekte, yazıyı okumadan fitneci yazardan yana bir önyargıya teslim olmaktadır.  

Bir hatırlatma yapmak isterim: Son on yılda ultra-milliyetçi Türkler maalesef Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Bayrağının birlikte olduğu sembollerin arkasına sığınmaktadırlar. Bu tehlikeli bir gidişattır. “Faşist” duygu ve düşüncelerini ifade etmek isteyenler ulus-devletimizin kurucu babası ve kutsal bayrağımızı sembol olarak kullanmaktan vazgeçmelidirler. Artık gerçek Atatürkçü ile sahtesini ayırt etmek imkansız olmuştur.  

YAZAR YAZIYOR:  “Biraz da Kürtler tarihleriyle yüzleşsin” 

BENİM CEVABIM: Kürtler sadece modern tarihleriyle değil, tarihin derinliklerine uzanan geçmişleriyle de ilgilidirler ve korkmadan kendileriyle yüzleşmektedirler. Bu konuda yazılmış binlerce kitap ve araştırma vardır. Daha Mustafa Kemal hayatta iken, 1930’lu yıllarda asimilasyon sürecini hızlandırmak için “Kürt” kelimesinin “Kart-Kurt” seslerinden çıktığı iddia edilmiş, “Kürt” kelimesinin gazetelerde kullanılması yasaklanmış ve bu görüş resmi tez olarak kabul edilmiştir. Ancak Kürtler kimlik mücadelesine yılmadan devam ettikleri için 1958’li yıllardan itibaren “Kart-Kurt” ifadesi tarihin çöplüğüne atılmıştır. Eğer korkak yazarımız bu yazıyı 1930’lu yıllarda yazsaydı “Kürt” kelimesini kullandığı için muhtemelen İstiklal Mahkemesinde yargılanacaktı. 1930’lu yılların resmi tezi olan “Kart-Kurt” kelimesini kullanmaya cesaret edemediğiniz için sizi kınıyorum. Başlığınız şöyle olmalıydı: YUNAN ORDUSUNDA KART-KURTLAR.  

YAZAR YAZIYOR: “Kürt açılımının gündeme gelmesiyle birlikte çok değişik bir tartışma daha başladı. 30 Ağustos’ta Genel Kurmay Başkanı Başbuğ “Bu ülke için hep birlikte şehit olduk” diyerek şehitlikteki mezar taşlarını gösteriyordu gazetecilere. Benzeri ifadeleri Tayyip Erdoğan’ın ağzından duymaya zaten alışkındık. Çanakkale Savaşı’nın yıldönümünde o da Çanakkale’de “Türk ve Kürtlerin birlikte savaştığını” söylemişti. Açıkçası, Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana bu ülke için kim savaştı, kim savaşmadı tartışması hiç yapılmamıştı. Yapılmamıştı çünkü bu ülkeyi bölmeye çalışanlar yoktu. Olmadığı için de geçmiş defterleri kimse açmamıştı. Ancak artık ortada bölücü ve Türk düşmanı bir Kürt hareketi var, bu hareketin teröristleri var, bu hareketin milletvekilleri var ve bu hareketin destekçileri var. “ 

BENİM CEVABIM:  Gerek dönemin Genel Kurmay Başkanı Sayın İlker Başbuğ ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, “Çanakkale Savaşını Türk-Kürt birlikte kazandı,” derken doğru ama eksik bir bilgiyi ifade etmişlerdir. Çanakkale Savaşı 1915 yılında oldu. Osmanlı İmparatorluğu vardı. 1912 yılında Balkan Savaşlarında yaşanan toprak kayıplarını dikkate alarak, Balkan ülkelerini dahil etmeden, 1915 yılında Çanakkale Savaşında Osmanlı İmparatorluğu ordusunun içinde hangi ulus, halk, kavim ve milletler vardı diye sorarsanız cevabı ilginizi çekecektir: 

Osmanlı Ordusunda Müslüman (Türk, Arap, Çerkez, Abaza, Laz, Kürt, Pomak, Roman) askerlerin yanında imparatorluğu oluşturan gayrimüslim askerler (Ermeni, Rum, Yahudi, Süryani, Keldani, Yezidi, Nusayri) de savaştı. Çanakkale Savaşları’nda, savaş meydanlarında hayatını kaybeden askerlerimizden 558’i, imparatorluğun gayrimüslim unsurlarındandı.  

Muhterem yazar öyle bir ifade kullanıyor ki sanki sadece Türk etnik grubuna mensup askerler Çanakkale savaşında cephede görev aldı. Maalesef tarihi gerçekler masa başında klavye tuşlarına basarak göz ardı edilemiyor veya isteğe bağlı yeniden yazılamıyor.   

Yazar şöyle bir ifade kullanıyor: “Açıkçası, Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana bu ülke için kim savaştı, kim savaşmadı tartışması hiç yapılmamıştı. Yapılmamıştı çünkü bu ülkeyi bölmeye çalışanlar yoktu.” 

Anlaşılan yazar Çanakkale Savaşının 1915 yılında meydana geldiğini Türkiye Cumhuriyetinin 1923 yılında kurulduğundan habersiz. Düşüncelerini karman çorman bir şekilde sunuyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu yana Türkiye iki önemli savaşta yer almıştır: Kore Savaşı ve Kıbrıs Savaşı. Her ikisinde de Türkler ve Kürtler birlikte savaşmıştırlar. Irak ve Suriye’deki sınır ötesi hareketleri de dikkate alsak asker şehitlerin birçoğu Kürt kökenlidir. Meraklıysanız PKK’nın 1984 yılında başlattığı savaştan beri ölen Kürt kökenli korucu ve asker şehitlerin sayısını Genelkurmay arşivlerinden öğrenebilirsiniz. Bu şehitler bu ülkenin bölünmemesi için öldüler. Onların aziz ruhlarına bir Fatiha ve ailelerine bir özür borcunuz olduğunu ASLA unutmayınız. 

YAZAR YAZIYOR: “Bu bölücüler her fırsatta tarih yalanlarıyla piyasaya çıkıyorlar ve diyorlar ki bu ülkeyi Kürtler ve Türkler birlikte kurdu ama Mustafa Kemal onlara ihanet etti, Kürtlerin hakkını vermedi. Kürtlerin hakkı neydi, verildi mi verilmedi mi tartışması sürerken aslında çok daha başka bir şey daha tartışmaya açılmıştı; hakikaten Kürtler bu ülkeyi kurarken Türklerle birlikte miydi?” 

BENİM CEVABIM: Muhterem yazarın aslen hangi şehirden olduğunu bilmiyorum. Acaba hiç düşündü mü Mustafa Kemal Atatürk Erzurum ve Sivas Kongrelerini niçin Samsun veya Konya’da değil de Kürtlerin yoğun olduğu Doğu Anadolu’da yaptı? Yazarın, Erzurum Kongresine katılan Kürt delegasyonundan haberi var mı?  

23 Temmuz 1919’da açılan kongre 7.8.1919’da sona erer. Kongrede alınan kararların uygulanabilmesi, milli mücadelenin başarıya ulaşabilmesi Doğu ve Güneydoğudaki Kürt aşiretlerinin tutumuna bağlıdır. Mustafa Kemal bunu çok iyi bilmektedir. Bu sebeple kongrenin bitiminden hemen sonra aşiret ileri gelenlerine mektup yazarak onları yardıma çağırır. Örneğin; 13 Ağustos1919 tarihini taşıyan ve Bitlis’te Küfrevizade Şeyh Abdulbaki Hazretleri, Şırnak’taki AbdurrahmanAğa Hazretleri, Dirşulu’de Ömer Ağa Hazretleri, Muşar’da Resul Ağa Hazretleri, Siirt’te Eski Mebus Sadullah Efendi Hazretleri, Seyh Mahmut Efendi Hazretleri, Nurşinli Meşayih-i İzamdan (Büyük Şeyh) Ziyaettin Efendi Hazretleri, Garzan’da rüessadan (ileri gelen) Cemil Çeto Bey, Mutki’de Aşiret Reisi Hacı Musa Bey’e yazdığı mektuplar bu davranışı belgelemektedir. (Bu mektuplar Atatürk Nutku’nun vesikalar bölümünde sırasıyla 47,48,49,50,51,52,53 numaralı vesikalar diliminde yer almaktadır.) 

Başarıya ulaşmak için milli birlik ve beraberliğin tesisine ne kadar çok ihtiyaç olduğunu gösteren belgelerden birisine, Mustafa Kemal tarafından gönderilen mektuplardan birine bu yazıda yer vermeyi uygun gördüm. 

“Bitlis Küfrevizade Şeyh Abdülbaki Hazretlerine 

Faziletlû Efendim. Zat-ı fazılanelerinin Bitlis’te olduğunu tahmin ediyorum. Bu defa aldığım malumat üzerine bu husus tevsik edildi. Makam-ı Mualla- yı hilafet ve saltanatı ,vatanımızın içinde bulunduğu müşkül vaziyet malum-ı arifaneleridir.  

Senaverleri milletimizin bugünkü felaketin içinden çıkacağı güne kadar milletle beraber ve milletin içinde çalışmaya hasr-ı vücut etmekten başka şiar-ı hamiyet olamayacağı kanaatiyle derhal askerlikten istifa ettim. Çünkü resmi makam ve sıfatım buna mani oluyordu 

Bugün için yegane çare-i halas millettin vahdetini bütün cihana göstermek ve hukuk-ı mukaddesatımızı milletin ibraz edeceği kudret ile tahsis etmektir. Erzurum kongresine tekerrür ettirilen esaseti takdim ediyorum. O havalice icabına tevessül buyurularak düşmanlarımızın her türlü telkinatına set çekmeleri müsellem olan hamiyet ve vatanperverlikleri intizar olunur. Arz-ı hürmet ve muhabbet eylerim efendim.” 

Mustafa Kemal’in Kürt ileri gelenlerinden yardım istediği bu örnek mektuptan sonra gelelim ikinci önemli noktaya:   

Sivas’a kadar Doğu Anadolu’yu işgal eden Rus ordusu 1917 yılında Lenin’in emriyle bölgeden çekilirken elindeki silah ve mühimmatı onlarla birlikte Osmanlıya karşı savaşan Ermeni komitacılara bırakır. Kazım Karabekir Paşa orduyu yeniden örgütler, Doğu Anadolu’da Ermeni komitacılara karşı savaşı başlatır. Tek başına Ermeni komitacıları yenilgiye uğratamayacağını anlayınca Hamidiye Alaylarını yeniden canlandırır, onlara paye verir, askeri düzende örgütler, rütbe verir, maaşa bağlar. 

Kazım Karabekir Paşa’nın özendirmesiyle Beyazıt Vilayeti ve Ağrı’da yeniden örgütlendirilen ve kurulan Hamidiye Alaylarını isimleriyle vermekte yarar görüyorum: 

Bayezid vilayetinde 1918’de yeniden canlandırılan Hamidiye Alayları: 

  1. Şeyh İbrahim Bey Yönetiminde Birxkî (Bılgıkan) Celalî Alayı: Bu alayın merkezi Beyazıt vilayetinde idi. Şeyh İbrahim Bey Mehmet Bayazıt’ın babasıdır. Mehmet Bayazıt 1926 Sürgün Kanunuyla İstanbul’a sürgüne gönderilir. Mehmet Bayazıt’ın oğlu iş adamı Selahattin Bayazıt bir zamanlar Galatasaray Spor Kulübüne Başkanlık yapar. 
  1. Şeyh Abdülkadir (Kotan) Yönetiminde Sakan Celalî Alayı: Bu Alayın merkezi de Beyazıt Vilayetindedir. Şeyh Abülkadir, 1929 yılında Ağrı İsyanına katılır. İsyanın üç önemli liderinden biri olur. İsyan yenilgiye uğrayınca İran’a sığınır. 1946 yılında Mahabad Kürt Cumhuriyeti Kurulunca Maku bölgesi sorumlusu olur. İran’da vefat eder. Aşireti 1940’lı yıllarda tekrar Türkiye’ye döner. Oğlu Hasan Kotan, Şah Rıza Pehlevi’nin sınıf arkadaşıdır. Torunu Mahmut Kotan bir dönem Doğubayazıt Belediye Başkanlığı yapar. 
  1. Ahmet (Konyar) Ağa (Ahmet Hesso) yönetiminde Kotan Celalî Alayı: Bu Alayın merkezi de Beyazıt Vilayetindedir. Ağrı İsyanı yıllarında önemli bir rol oynayan İsa Bey’in babasıdır. Iğdır ahalisi tarafından yakinen tanınan Hüsrev Konyar (Xosrof Beg), İsa Bey’in oğludur. Hüsrev Bey’in oğlu Ali Konyar bir dönem Doğubayazıt Belediye Başkanlığı yaptı. 

4. Abdülmecit (Öztürk) Bey Yönetiminde Sipkan Alayı: Bu Alayın merkezi Tutak idi. Oğlu Halis Öztürk Ağrı Dağı İsyanına katıldı, yönetici kadroda yer aldı. Yıllar sonra affedildi, Türkiye’ye geri döndü. 1950 yılında Demokrat Parti’den Ağrı Milletvekili oldu. Yassıada’da Adnan Menderes’le birlikte idamla yargılandı. 

5. Kör Hüseyin Paşa Haydaran Alayı: Bu Alayın merkezi Patnos idi. Ağrı milletvekili Cemil Erhan’ın büyük babasıdır. Ermeni komitacılara karşı en etkin mücadeleyi Kör Hüseyin Paşa verir. Nerdeyse tek başına tüm Doğu Anadolu’yu zapt eder. Nüfuz ve büyük etki kazanmasından korkan gizli güçler Medeni isimli birisine Kör Hüseyin Paşa’yı öldürtür. 

6. Ahmet Ağa Yönetiminde Ademan (Haydaran) Alayı: Bu Alayın merkezi Hamur idi. Eski Ağrı Milletvekili Fecri Alpaslan’ın babasıdır. 

7. Eyüp Paşa oğlu Resul Bey komutasındaki Hamidiye Alayı 

Eğer Kürt Hamidiye Alaylarının yardımı olmasaydı Doğu Anadolu Ermeni komitacılardan kurtulamayacak, buradaki askeri güç ve teçhizat Yunanlara karşı yapılan savaşta Batı cephesine gönderilemeyecekti.  

Muhterem yazar, Türkiye Cumhuriyeti kurulurken Kürtler ve Türkler birlikte hareket etmişlerdir. Hatta Lozan görüşmelerini yapıldığı oturumda icra Heyeti Vekili ve Sivas mebusu Rauf Bey (Orbay) şunları ifade etmektedir: 

“Malumu âliniz efendiler, İngilizlerin Türkiye’de sakin (oturan) Türk ve Kürtleri imha edebilmek için teşebbüsatlarının hepsi bu iki necip milletin vahdeti karşısında iflas etmiştir. Her türlü mefsedetleri, din kardeşi, kan kardeşi, emel kardeşi olan insanların karşısında erimiştir.” 

YAZAR YAZIYOR:: Kürtlerin hakkı neydi? 

YAZARA CEVABIM:  O günün koşullarında bir federasyon yapısı oluşturulmalıydı. Lazistan da bu federasyonun bir parçası olabilirdi. Lazca ve Kürt dillerinin, Türkçeden farklı olması çok yapılı bir federasyonu kaçınılmaz kılıyordu. Dünyada birçok ülke federasyonla yönetilmektedir. O dönemin koşulları buna uygundu.Türkiye bunun acısını art arda gelen dört Kürt İsyanıyla çekmiştir. (Koçgıri, Şeyh Sait, Ağrı Dağı ve Dersim). Kürtlerin bu isyanları kaybetmelerinin nedeni dil ve din anlamında dört parçalı olmasıydı: Zaza-Sünni (Şeyh Sait İsyanı), Zaza-Alevi (Dersim), Kurmanç-Sünni (Ağrı Dağı İsyanı) ve Kurmanç-Alevi (Koçgıri ve Dersim’in bir kısmı) Eğer tüm Kürtler örneğin Kurmanç Sünni veya Zaza Alevi olsaydı bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasına kimse engel olamazdı. Kürt isyanları dil-din ayrımı nedeniyle parçalı olmuş, birisi isyan ederken diğeri sessiz kalmıştır.  

YAZAR YAZIYOR: “Geçtiğimiz haftalarda Habertürk televizyonunda Emekli Tümgeneral Osman Pamukoğlu konuk oldu ve orada Kurtuluş Savaşı’nda ve Çanakkale’de Kürtlerin Türklerle birlikte savaşmadığını söyledi. Bu, bir televizyondan ilk kez dile getiriliyordu. Pamukoğlu, daha önce bizim TÜRKSOLU’nda yayınladığımız rakam ve haritaları göstererek tarihi gerçeği açıklıyordu.Türkiye’de tabuları yıkmaktan bahsedenlerden, resmi tarih anlayışına karşı çıkanlardan, özgürlükçülerden tepki gecikmedi; hemen Türk ırkçılığı, Türk bölücülüğü yaftası yapıştırıldı. Ardından Kürtlerin Kurtuluş Savaşı’nda olduğu, hatta PKK’ya karşı en fazla şehidi Kürtlerin verdiği gibi komik ve zavallı açıklamalara kadar düştü düzey. Ama artık tartışma açılmıştır, tarihi tabular tartışılacaktır ve gerçekler kazanacaktır. 

YAZARA CEVABIM: Bu yazının cevabını zaten vermiş bulunmaktayım. Sinop doğumlu Osman Pamukoğlu’na sormak isterim: Benim dedelerim Ermeni komitacılara karşı savaşırken kendi dedeleri acaba neredeydi? Yoksa sonradan “Hain” ilan edilen Çerkez Ethem’in ordusunda mıydı? Belki de bir şubesi Sinop’ta bulunan ayrılıkçı Rum Müdafaa-i Meşrufa Cemiyeti’nin bir üyesiydi. 

YAZAR YAZIYOR: “O nedenle kimse etnik kimliğinden gocunmasın, tarihiyle yüzleşsin, barışsın: Evet Kürtler Kurtuluş Savaşı’na katıldı ama Türk Ordusu’nda değil Yunan Ordusu’nda savaştılar! Bir şey daha ekleyelim, yıllardır Araplar Osmanlı’yı arkadan vurdu diyenler aynı şeyi Kürtler için de söylemeliler; Kürtler Kurtuluş Savaşı’nı arkadan vurmuştur.”. 

YAZARA CEVABIM: Yazarın her şeyden önce terminolojisine dikkat etmesi gerektiği ortadadır: “Araplar Osmanlıyı arkadan vurdu” diye yazarken Arapların da Osmanlı İmparatorluğunun içinde bir millet olduğunu unutuyor. Muhterem yazar herhalde şöyle yazmak istemiştir: “Araplar Türkleri arkadan vurdu” Eğer sürçü lisan edip “Türk” yerine “Osmanlı” kelimesini kullanmışsa o zaman da vereceğimiz cevap su gibi berraktır: Bugünkü hiçbir Arap ülkesi tarihsel Türk toprakları üzerinde kurulmamıştır. 23 tane Arap devleti kurmak varken ve kendi dilini ve kültürünü özgürce yaşamak varken ne diye Araplar, Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde kalıp şu an Türkiye’deki Kürtlerin yaşadığı dramı yani anadillerini okullarda kullanamamayı tercih etmiş olsunlar ki? Araplar kimseyi arkadan vurmamıştır. Kendi topraklarında ve kendi dillerini kullanarak kendi devletlerini kurmuşlardır. 

Muhterem yazar kendisiyle müthiş çelişiyor: Bir yandan Kürtler Çanakkale savaşında yoktu, Kurtuluş Savaşında yoktu gibi iddialarda bulunuyor bir yandan da Kürtlerin Batı Cephesinde Türklerle birlikte Yunanlılara karşı savaştığını kabul ediyor. Yazarın saçmalaması bir alışkanlık olduğundan bu kez Yunanlılara teslim olan Kürtlerin Yunanlılar tarafından askeri birlik olarak örgütlenip, Büyük Millet Meclisine bağlı Türk ve Kürt kuvvetlerine karşı savaştığını iddia ediyor. Zavallı yazar! Muhtemelen Çerkez Ethem ve ona bağlı Türk kuvvetlerini Kürtlerle karıştırıyor. Çerkez Ethem kendisine bağlı Türk birlikleriyle Yunanlılara sığınmış, Türk ve Kürt güçlerine karşı savaşmıştır. Varsayalım ki muhterem yazar haklı, Yunanlılara teslim olan Kürtlerden bağımsız bir ordu oluşturulmuş, BMM güçlerine karşı savaşmışlar. Savaşı kazanan taraf olan BMM ordularının Yunan yanlısı Kürtleri öldürmüş veya teslim almış olması gerekir. Genel Kurmay Arşivlerinde bunu kanıtlayacak bir belge bulması acaba mümkün mü?  

YAZAR YAZIYOR: Osmanlı-Rus Harbi’nde Osmanlı’yı arkadan vuran Kürtler Osmanlı’da Kürt meselesinin ortaya çıkışı bir Doğu Cephesi sorunu olarak başlamıştır. 17. yüzyıldan itibaren yükselişe geçen Rus emperyalizmi, 1800’lerin başından itibaren Osmanlı’yı hem Doğu cephesinde Kafkaslar’dan, hem de Batı cephesinde Balkanlar’dan sıkıştırmaya başlar. Batı cephesinde Slav kökenli Bulgarları ve Ortodoks Yunanları kışkırtan Ruslar Doğu’da ise Ermeni ve Kürtlere el atar. 1800’lerden hemen sonra ilk Kürdoloji çalışmaları yine Ruslar tarafından başlatılır. Kürtçülerin bugün bile en temel başvuru kaynakları olan kitaplar da bu dönemde Ruslar tarafından yazılır. Rusların bu çabaları karşısında Osmanlı’da da uyanma başlar. Rus destekli Kürt aşiretleri ile Osmanlı arasında çatışmalar başlar. 1830-1855 tarihleri arasında 8 Kürt isyanı gerçekleşir. Fakat asıl büyük Kürtçü hareket tam da 1877 yılında gerçekleşir. Bu tarih 93 Harbi olarak bilinen 1877-78 Osmanlı-Rus Harbi’nin tarihidir. Hem Balkanlar’da hem de Kafkaslar’da Ruslarla savaşan Osmanlı’ya karşı bir cephe de Kürt aşiretleri açar. Bedirhanlar ve Şeyh Ubeydullah isyanları tam dört yıl sürer. Rus General Korganof, Erzurum’a saldırıya geçmeden önce Zeylani ve Sepki aşireti reisleriyle buluşur ve yüklü miktarda ödeme yapar. Sonuç olumludur, Kürtler Rusya’ya karşı Osmanlı’yı desteklemezler. Kürt isyanlarının genel karakteri burada şekillenir: Türk devleti ne zaman ki bir düşmanla savaşsa mutlaka bir Kürt isyanı başlar. Rusların Kürtlere desteği sonrasında da devam eder. Ama 93 Harbi’nden sonra hem Ermeni hem de Kürt meselesi bir arada ortaya çıkacaktır. Doğu illerimiz Rus işgaline girdiğinde hem Ermenilerin hem de Kürtlerin isyanları aralıksız devam edecektir.  

YAZARA CEVABIM: Muhterem yazar tarihleri de karıştırıyor. Bedirhan Bey İsyanı 1877-78 yılında değil 1847 yılında meydana gelmiştir. Osmanlılar, Şeyh Ubeydullah’ı özellikle Ermenilere karşı kullanmak için kendi eliyle silahlandırmıştır ancak istediği sonucu alamamıştır. Bunun üzerine sonraki yıllar Hamidiye Alayları kurularak Ermenilere karşı bir Kürt silahlı gücü oluşturulmuştur. Bir hatırlatma: 1877-78 savaşında Rus Çarlığı bünyesindeki Kürtlerin lideri Eyüp Paşa Müslüman Osmanlıya karşı savaşmamak için savaşın en kritik anında askerleriyle birlikte Osmanlıya sığınır. Osmanlı kendisine Küpkıran ve civar köylere yerleşmesini sağlar. Ayrıca Kürdolojinin kurucusu ve ilk Kürt gramer kitabını 1787 yılında bir İtalyan misyoner papaz olan Maurizio Garzoni yazmıştır. Hangi hatanı düzelteyim muhterem yazar! 

YAZAR YAZIYOR 

“Hamidiye Alayları neydi? Bu dönemde 1890 tarihinde Hamidiye Alayları kurulur. Alayların hedefi Türk halkına yönelik Ermeni katliamlarını önlemektir. Abdülhamit tarafından kurulan bu birlikler için şimdi kimi yazarlar çarpıtmalara girişmektedir. Bu alaylarda Kürt aşiretleri yer almıştır elbette ama bu aşiretler Osmanlı silahlarını ele geçirip daha sonra Ermenilerden boşaltılan arazilere el koymaya başlamıştır. Kürtlerin bu alaylara giriş sebebi Türklere destek olmak değil Ermeni topraklarını ele geçirmektir yani. Zaten bu alaylar daha sonra lağvedilecektir. Fakat Hamidiye Alayları’nın lağvedilmesinden sonra da silahları bırakmayacak ve Osmanlı’ya karşı savaşacaklardır. Birinci Dünya Savaşı’nın başlaması ile birlikte Kürtler de Doğu bölgelerinde Ruslarla birlikte hareket edecektir. O dönem bölgede etkili olan Rus Elçiliği Kürtleri ele geçirmiştir. Nitekim hemen 1914 yılında Kürt isyanları başlar. Rus Orduları Doğu Anadolu’yu işgal ederken Kürtler de bağımsızlık hayaliyle Ruslara yardım ederler. Ünlü Sykes-Picot Antlaşması’na göre Doğu’da Ermenistan ve Kürdistan kurulacak ve Rusya’ya bağlanacaktır. Kürtlerin Çanakkale’de savaşmamalarının nedeni de budur. 1916 yılında Antlaşmaya dökülen plan, Rusların 1830’dan beri uyguladığı plandır zaten. Fakat Birinci Dünya Savaşı tüm dengeleri alt üst eder. Kürtler de bu dönemde hem Ruslarla hem İngilizlerle hem Fransızlarla hem de Amerikalılarla işbirliği yapar. Kürtlerin bağımsızlığına Sevr Antlaşması ile karar verilir. Yani Birinci Dünya Savaşı’ndan Kurtuluş Savaşı’na giden dönemde Kürtler hep Türkiye’yi işgal eden kuvvetlerle birlikte hareket eder. Bu durum, yani Kürtlerin Birinci Dünya Savaşı’nda Türklerle birlikte savaşmaması o dönemin raporlarında açıkça geçmektedir. Rus Gordlevski aynen şu satırları yazar: “Türkler vatan savunmasına katılmadıkları için Kürtlere çok kızmaya başladılar. ”Fakat Rusya’da Bolşevik İhtilali gerçekleşince işler değişir. Çünkü Lenin Kürtleri değil Mustafa Kemal’i destekler. Sykes-Picot Antlaşması’nı fesheder. Bunun üzerine Türk-Sovyet Antlaşması gelir ve Kürtler yalnız kalır. Bu tarihten itibaren Kürtlerin esas hamisi Ruslar değil İngilizler olacaktır. Türkiye’deki komünistler ve Sovyetler de Kürt isyanlarını değil Mustafa Kemal’i destekleyecektir.  

BENİM CEVABIM:  YALAN! YALAN! YALAN!  

Hamidiye Alayları Sultan Abdulhamit tarafından Ermeni Ulusal uyanışını bastırmak için kurulmuştur. Fransız Devrimiyle ulus-devletler dönemi başlar. Her ulus kendi devletini kurmak ister.Yunanı, Bulgarı, Arnavutu vb herkes ulus-devlet ideali peşindedir. Doğal olarak Ermeniler ve Kürtler de bu ideale kendilerini kaptırır. Bu onların en doğal hakkıdır. Tek sorun Doğu Anadolu’da Kürtler ve Ermeniler iç-içe yaşamaktadırlar. Osmanlı Devleti, Hamidiye Alaylarını, sınır anlamında ulusal çıkarları çatışan Ermeni ve Kürtler arasında, dini temayülü de dikkate alarak Kürtlere destek olur. Birinci Dünya Savaşı başladığı zaman Osmanlının korkusu Doğu Anadoluda yaşayan Kürtlerin değil Ermenilerin ilerleyen Rus güçlerine destek olacağı yönünde bir korkusub vardır. Bu yüzden Ermeniler tehcire tabii tutulur. Osmanlı Devletinin Rus sınırındaki Doğu Anadolu’daki Ermenileri bölgeden uzaklaştırması anlaşılabilir ama tüm şehirlerdeki Ermenileri tehcire tabii tutmasında bir kasıt vardır. Soykırım iddiaları daha çok bu yaklaşımı esas alarak kendisine taraftar bulur. 1914 yılında Kürt isyanı yoktur. Yalan bilgi vermekten seni Türkiye’den tehcir etmek gerekir.  

YAZAR YAZIYOR: 

“Kürtler Sarıkamış’ta var mıydı? Tüm bu anlatılanlardan sonra Kürtlerin neden Çanakkale Savaşı’na katılmadığını anlamak kolaylaşır. Daha 1830’lu yıllarda başlayan Kürt ihaneti çoktan kökleşmişti, Birinci Dünya Savaşı sırasında da Kürtler Türkiye için değil Ruslar için savaşıyordu. Böyle olduğu için de Çanakkale Savaşı sırasında Kürtlerin şehit listesinde olmamasına şaşırmamak gerekir: Çanakkale uzak olduğu için değil Türklere uzak oldukları için katılmadılar savaşa. Kimileri bu gerçeği daha fazla gizleyemeyeceklerini biliyor. O nedenle de Kürtlerin diğer cephelerde, Sarıkamış’ta çarpıştığını söylüyorlar. Elbette bu da büyük bir yalan. Genelkurmay arşivlerinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı şehitlerinin listesi, askerlik şubesi kayıtlarına göre tutulmuştur. Dolayısıyla Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı rakamları gerçektir, kimse bunlara itiraz edemez. Ama Kürtlerin Sarıkamış’ta savaştığını iddia edenler varsa, buyursunlar rakamları açıklasınlar. Yani bizim yaptığımızı yapsınlar, belgeye karşı belgeyle ortaya çıksınlar. Ama Sarıkamış’ta Kürtlerin Ruslara karşı savaşma ihtimali bile yoktur ortada çünkü Kürt aşiretlerini o dönemde zaten Rus Elçiliği kontrol ediyor ve yönlendiriyordu. 

BENİM CEVABIM: Daha biraz önce, Kürtler Kurtuluş savaşına katıldı, esir düşenleri Yunanlılar örgütleyip BMM ordularına karşı kullandılar, dediniz. Şimdi de, “Genelkurmay arşivlerinde Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı şehitlerinin listesi, askerlik şubesi kayıtlarına göre tutulmuştur. Dolayısıyla Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı rakamları gerçektir, kimse bunlara itiraz edemez,” diyerek kendi kendinizi inkar ediyorsunuz. Ayrıca yine tarihleri karıştırıyorsunuz. Sarıkamış Harekatı 1915 yılında olmuştur. Osmanlı Devleti vardır. 1915 yılında Çanakkale’de savaşan Osmanlı ordusunun bileşimi neyse (Türk, Arap, Çerkez, Abaza, Laz, Kürt, Pomak, Roman vb) Sarıkamış’ta şehit düşenlerin kökenleri aynıdır.. 

YAZAR YAZIYOR:  

Hain bir Kürt aşiret reisi Mutkili Hacı Musa 

Kurtuluş Savaşımızın başlangıcı 19 Mayıs 1919’dur. 24 Ağustos 1919’da Kurtuluş Savaşı’nı idare etmek üzereHeyet-i Temsiliye oluşturulmuştur. 9 kişilik kurulda bir de Kürt vardır. Mutki Aşireti reisi Hacı Musa Bey. Ancak bu Kürt ağası içeri sokulan bir haindir. Nitekim Hacı Musa Bey, 1923 yılı Mayıs ayında Erzurum’da kurulan Kürt Azadi Cemiyeti’nin de lideridir. Azadi Cemiyeti’nin üyelerinden biri de Şeyh Sait’tir. Azadi Cemiyeti İngilizlerle, Fransızlarla ve Sovyetler Birliği ile temas kurarak Bağımsız Kürdistan için destek aramıştır. Daha sonra bu örgüt İngiliz desteği ile başlayan Nasturi Ayaklanması’na katılır. Nasturi Ayaklanması’nın bastırılmasından sonra ise İran’a kaçarlar. Daha sonra Mustafa Kemal bu hain Kürt aşiret reisi hakkında Nutuk’ta açıklama yapacaktır.  

İlk Meclisteki hain Kürt milletvekilleri 

Ankara’da Millet Meclisi’nin kuruluşu 23 Nisan 1920’dir. Bu tarihten itibaren TBMM Ordusu da kurulmuş ve Kurtuluş Savaşı’nı vermiştir. O dönemki mecliste de bugünkü Mecliste olduğu gibi bölücü Kürt milletvekilleri vardır. İşte bu Kürt milletvekilleri Türkiye’nin Kurtuluş Savaşı’na yardım etmemiş, tam tersine bu Kurtuluş Savaşı’na karşı bir ayaklanma örgütlemişlerdir. Bitlisli Kürt milletvekili Yusuf Ziya Bey de Azadi örgütünün içindedir. Yusuf Ziya Bey aynı zamanda İngiliz ajanıdır. Mustafa Kemal Paşa, Yusuf Ziya Bey’den kuşkulanmakta ve onu takip ettirmektedir. Gerçekten de Mustafa Kemal’in kuşkuları gerçek olur ve Yusuf Ziya Bey Nasturi İsyanı’na katılır. İşin daha da vahimi Yusuf Ziya Bey’in askeriye içinde de adamları vardır. Nasturi İsyanı’nı bastırmakla görevli birlikten, Fırka komutanı İhsan Nuri, Vanlı Rasim, Tevfik Cemal ve Teğmen Ali Rıza da Kürt örgütünün üyesidir ve isyan sırasında 270 askerle birlikte karşı tarafa geçerler! Görüldüğü gibi Kurtuluş Savaşımıza katılan ve Türklerle savaşan Kürtlerle değil, Kurtuluş Savaşı’nın içine sızan, ancak kendi Kürt örgütlenmesini devam ettiren, İngiliz, Fransız işgalcilerle işbirliği yapan ve en sonunda da Türk askerine karşı cephe açan Kürtleri görüyoruz.  

Bu örgütün İngiliz desteğini sağlamak için Nasturi isyanından üç yıl önce 1920 yılında yine Hakkari’de başka bir isyan çıkarttığını da kaydedelim. 

Mustafa Kemal’e idam kararını da bir Kürt verdi 

Peki Kürtlerin Kurtuluş Savaşımız sırasındaki tek ihanetleri bu mudur? Aslında Kurtuluş Savaşı’nın başından itibaren Mustafa Kemal’in karşısındadır Kürtler. Mustafa Kemal’in idam emrini veren Kürt Mustafa Paşa’dır!. Aynı Kürt Mustafa Paşa’nın eniştesi ise Kürt İzzet Bey’dir ve İstanbul Hükümeti’nin İçişleri Bakanıdır. Kürt İzzet Bey de İngiliz ajanıdır. Kürt İzzet Bey’in bir de yeğeni vardır Şerif Paşa, o da Kürdistan Teali Cemiyeti’nin Paris temsilcisidir. İstanbul Hükümeti’nin ve İngilizler’in Mustafa Kemal hareketini engellemek için kullanmayı düşündükleri kütle ise Kürtlerdir. Damat Ferit, Kürdistan Teali Cemiyeti ile görüşerek onlara özerklik karşılığında Mustafa Kemal’e karşı savaşmayı teklif eder. Damat Ferit Yüksek Komiser De Robeck ile görüşerek Sevr koşulları gereğince 15 bin kişilik bir Kürt ordusu kurulmasını ve Kürtleri Mustafa Kemal’e saldırtmayı teklif eder. Bu yönde en önemli girişim Ali Galip olayıdır. İngiliz ajanı Binbaşı Noel, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderleri Malatya’ya geçerler. Burada bir Kürt birliği kurarak Sivas yolunda Mustafa Kemal’i öldürecekler ve Kongre’nin toplanmasına engel olacaklardır. Ancak Mustafa Kemal girişimi haber alır ve tedbir alır. Malatya’da Türk birlikler İngiliz ajanı, Ali Galip ve Kürdistan Teali Cemiyeti liderlerini kıstırırlar. Tutuklama emri vardır. Noel, İngilizlerden yardım ister. Saraya baskı yapılır fakat sonuç varmez. En sonunda kaçmak zorunda kalırlar. Görüldüğü üzere daha Sivas Kongresi öncesinde bile Kürtler İngilizlerle, İstanbul Hükümeti ile birlikte Mustafa Kemal’e karşıdır. İngiliz gizli belgeleri de bunu doğrulamaktadır. 28 Kasım 1919’da Mr. Kindson’un Londra’ya gönderdiği raporda şöyle yazılıdır: “Kürtlere her ne kadar inanmasak da onları kullanmamız çıkarlarımız gereğidir.” 

9 Aralık 1919 tarihli Yüksek Komiser Robeck’in Lord Curzon’a raporunda ise şunlar yazılıdır: “Kürtler bütün ümitlerini İngiliz hükümetine bağlamış durumdalar. Bu ara Mustafa Kemal gittikçe tehlikeli olmaya başlıyor. Kuvvetler, Kürtleri Mustafa Kemal Paşa’ya karşı kullanmak için para ödemeye hazırdırlar” 

Yunan ordusundaki Kürtler 

Ama Kürtler bununla da yetinmemektedir. İngiliz Gizli Belgeleri’nin verdiği bilgiye göre Kürtler aynı zamanda Yunanlılarla da temas halindedir.Amasya’da Yunan temsilcisi ile görüşen Kürtler, Yunanlılara Türk ordusunda ele geçirilen Kürt esirlere iyi davranılmasını ve bu esirlerin Türk ordusuna karşı kullanılmasını önerir. Teklif kabul edilir ve esir Kürtler Yunan ordusunun hizmetine girerler.Kürt-Yunan işbirliğinin en büyük sonucu ise Koçgiri İsyanı’dır. Yunan ordusu büyük ilerleyişe geçmeden hemen önce Kürtler isyan eder. Yunan ordusu Bursa’ya doğru ilerlerken Kürtler Sivas’a doğru yürümeye başlar. Amerikan Askeri Ateşesi durumu şöyle rapor eder: “… Yunanlılar önemli bir zafer kazanırlarsa Kürt isyanı Türkiye’nin arkasını ciddi bir şekilde tehdit edebilir. Ancak Batıdaki savaş Türklerin lehine gelişirse, Türkler, ellerindeki yarım düzine yetenekli liderden biriyle Kürt sorununa son verebilir. İngilizler kuşkusuz bu durumu bilmektedirler. Gene de Kürt sorunu ile meşgul olduğu sürece Mustafa Kemal’in Musul’a el koyamayacağını düşünmektedirler. Dolayısıyla Kürt akımına yardımcı olmaktadırlar.” Koçgiri İsyanı’nın başlangıç tarihi sadece Yunan ilerleyişine değil aynı zamanda Londra ve San Remo Konferansları’na da denk gelir. Ankara Hükümeti böylece sıkıştırılmaktadır. 

Kürtler Sevr’i istiyor 

Koçgiri İsyanı’nın liderlerinden Baytar Nuri isyan programını şu şekilde açıklar: “İlk önce Dersim’de Kürt istiklali ilan edilecek, Hozat’a Kürdistan bayrağı çekilecek, Kürt milli kuvveti Erzincan, Elazığ ve Malatya istikametlerinden Sivas’a doğru hareket ederek Ankara Hükümeti’nden Kürdistan istiklalinin tanınmasını isteyecekti. Türkler bu isteği kabul edeceklerdi. Çünkü isteğimiz silah kuvvetiyle desteklenmiş olacaktı.” Ayaklanma büyür ve isyancılar Ankara Hükümeti’ne bir muhtıra yollarlar. Telgraf yoluyla iletilen muhtıra şu maddelerden oluşmaktadır: “1-İstanbul Hükümeti’nce kabul edilen Kürdistan özerkliğinin Ankara Hükümeti’nce de tanınıp tanınmayacağının açıklanması 2-Kürdistan özerk yönetimi konusunda Mustafa Kemal hükümetinin ivedi yanıt vermesi 3-Elazığ, Malatya, Sivas ve Erzincan cezaevlerindeki Kürtlerin hemen salıverilmesi 4-Kürt çoğunluğu bulunan illerden Türk memurlarının çekilmesi 5-Koçgiri yöresine gönderilen birliklerin geri alınması.” 

Kürtler bununla da kalmaz, 25 Kasım 1920 tarihinde Batı Dersim Aşiretleri reisleri adına TBMM’ye şu şekilde başvurur:“Sevr Antlaşması gereğince Diyarbakır, Elazığ, Van ve Bitlis illerinde bağımsız bir Kürdistan kurulması gerekiyor. Bu nedenle bu oluşturulmalıdır. Yoksa, bu hakkı silah zoruyla almaya mecbur kalacağımızı beyan ederiz.” 

Yunanlar Bursa’ya Kürtler Sivas’a saldırıyor 

Ankara Hükümeti, Batıda Yunanların Bursa’yı ele geçirmesine rağmen Kürtlere karşı geri adım atmaz. Merkez Ordusu Komutanı Nurettin Paşa isyanı bastırmak için bir plan hazırlar. Topal Osman komutasındaki Giresun alayı da Nurettin Paşa’nın emrine verilir. Türk Ordusu 11 Nisan 1921 günü Kürtlerin üzerine yürüyüş başlatır. 45 bin kişilik Kürt milisleri ile çapışmalar 3 ay sürer. 17 Haziran 1921 günü isyancılar teslim alınır. Görüldüğü üzere, daha Sivas Kongresi’nin toplanma hazırlıklarından başlanarak Kürtler, Kurtuluş Savaşı için çalışmamış, tam tersine hep Kurtuluş Savaşı’na karşı savaşmışlardır. Koçgiri ayaklanması bunun en büyük kanıtıdır. Genelkurmay Başkanlığı da bu isyanı şu şekilde değerlendirmektedir: “Siyasi bakımdan büyük bir önem taşıyan bu harekât dolayısıyla, Kürt bağımsızlık davasının ilk basamağının Koçgiri olayları ile kurulmak istendiği, bu dış etkilerin en açık ve kesin delilidir.” Bu değerlendirmeden de anlaşılacağı gibi, olay münferit bir isyan değil, bir davanın ilk adımıdır! Ardından gelecek olan Kürt isyanları da bunu kanıtlayacaktır. Nitekim isyanın liderleri de olayı böyle değerlendirmektedir: 

“Koçgiri, Kürt İstiklal Savaşı’nın bir merhalesidir, onunla bir meydan muharebesi kaybettik, fakat harp bitmedi. Biz son zaferi kazanacağız.”Demek ki Türk İstiklal Savaşı için değil Kürt İstiklal Savaşı için savaşmışlar. Tarihi gerçek budur, bunu ne Türk Genelkurmay Başkanı, ne Türk Başbakanı, ne gazeteciler, ne de Kürtler değiştirebilir. 

Kürtler tarihleriyle yüzleşeceklerdir… 

YAZARA CEVABIM: Masal anlatıyorsun muhterem yazar. Hangi yalanına cevap vereyim? Sevr antlaşmasının muhatabı yenik düşen Osmanlı Devletidir, Kürtler değil!  Mustafa Kemal hakkında kimin idam kararı verdiğini bilmek istiyorsanız aşağıdaki belgeye bir göz atmanızı tavsiye ederim: 

Dosya Tasnifi 

Harbiye-Divan-ı Harp 

DOSYA No : 70 

Harbiye Nezareti 

Adliye-i Askeriye Dairesi 

Şube : 

Adet : 705 

PADİŞAH BUYRUĞU 

Mehmet Vahidüddin 

ONAY 

“Kuvayı Milliye adı altında çıkardıkları fitne ve fesatla, anayasaya aykırı olarak halktan zorla para toplamak, asker almak, bunun aksine hareket edenlere işkence ve eziyet ederek şehirleri yakıp yıkmaya kalkışmak suretiyle iç güvenliği bozanların tertipçisi oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan, Üçüncü Ordu Müfettişliğinden alınarak askerlik mesleğinden çıkartılmış bulunan Selanikli Mustafa Kemal Efendi, Eski yirmi yedinci fırka kumandanı miralaylıktan emekli İstanbullu Kara Vasıf Bey, Eski yirminci kolordu kumandanı Mirliva Salacaklı Fuat Paşa ile Eski Vaşington elçisi ve Ankara milletvekili Midillili Alfred Rüstem ve sıhhiye eski müdürü İstanbullu Doktor Adnan Bey ile Üniversite Batı Edebiyatı eski öğretmeni Halide Edip Hanımın, ayrıntıları 11 Mayıs 1336 (1920) tarihli ve 20 numaralı karar tutanağında yazılı olduğu üzre, Mülkiye Ceza Kanunu’nun kırk beşinci maddesinin birinci fıkrası delaletiyle elli beşinci maddesinin dördüncü fıkrası ve elli altıncı maddesi uyarınca, sahip oldukları askeri ve mülki rütbe ve nişanlarla, her türlü resmi ünvanlarının kaldırılmasına ve idamlarına, halen firarda bulunmaları dolayısıyla kanun hükümleri gereğince mallarının haczedilerek, usulüne göre idare ettirilmesine dair İstanbul bir numaralı sıkıyönetim mahkemesi tarafından gıyaben verilen hüküm ve karar, ele geçirildiklerinde tekrar yargılanmak üzere tasdik edilmiştir. 

Bu Padişah Buyruğu’nu yürütmeye Harbiye Nazırı görevlidir. 

24 Mayıs 1336 (1920) 

Sadrazam ve Harbiye Nazırı Vekili 

Damad Ferid 

Şimdi anladınız mı bay yazar, Mustafa Kemal hakkında idam fermanını kimin çıkardığını? Padişahın onayı ve Sadrazamın imzasıyla bu karar alınmıştır. Ayrıca Atatük’e İzmir’de suikast düzenleyenlerin soyunu sopunu da yazsaydınız okuyucuya bir katkı sunmuş olurdunuz.  

Diğer masallarını dikkate almak istemiyorum:  

ŞU KADARINI SÖYLERSEM YAZINIZIN TAMAMINA BİR CEVAP OLACAKTIR. KÜRTLERE KARŞI ÖN YARGI, NEFRET, KUŞKU UYANDIRMAYA YÖNELİK YAZINIZ ASLINDA BİR İÇ SAVAŞ SENARYOSUDUR.  

1920’li ve 30’lu YILLARDA KÜRTLERİN ULUS-DEVLET MÜCADELESİ ONLARIN EN DOĞAL HAKKIYDI. KOÇGIRİ’DE, ŞEYH SAİT İSYANINDA, AĞRI DAĞI İSYANINDA, DERSİM İSYANINDA ULUS-DEVLET KURMA İSTEĞİ VARDIR. BUNA İHANET DENEMEZ. SADECE ŞANSSIZ VE BAŞARISIZ OLMUŞLARDIR.  

BUGÜN TÜRKİYE’DEKİ KURMANÇLARVE ZAZALAR HALA KENDİ ANADİLLERİNDE OKUMA-YAZMA HAKKINDAN MEN EDİLMİŞLERDİR. AMA ARTIK DÖNEM DEĞİŞMİŞTİR. EVRENSEL DEMOKRASİ KURALLARI İÇİNDE KARŞILIKLI ANLAYIŞLA KÜRTLER VE ZAZALAR KİMLİK HAKLARINA MUTLAKA KAVUŞACAKLARDIR. BUNUN İÇİN NE SİLAHLI MÜCADELEYE NE DE BİRİLERİNE YALVARMAYA İHTİYAÇLARI VAR. SİVİL DEMOKRASİ VE HALKIN İRADESİ EN GÜÇLÜ SİLAHTIR! ÖNÜNDE NE TANK NE DE TOP DAYANIR. GANDHİ, MANDELA, MARTIN LUTHER KING VE DİĞERLERİ  BUNU DEFALARCA KANITLAMIŞLARDIR. 

ÜZÜLECEKSİNİZ AMA KÜRTLERİN VE ZAZALARIN KİMLİK HAKLARININ ANAYASADA GÜVENCEYE ALINACAĞI O GÜN DE GELECEKTİR. 

Toplam Sayfa Ziyareti: 395 - Bugünkü Ziyaret: 1

Mücahit Özden Hun Kitapları