GENÇLİĞE EĞİTİM ÜZERİNE NASİHATLAR (1)

Iğdır ve Ağrı Dağı İsyanı

GENÇLİĞE EĞİTİM ÜZERİNE NASİHATLAR (1)

İTÜ mezunu elektronik mühendisiyim. Sonraki yıllar Fransa, ABD ve Almanya’da gördüğüm eğitimler beni ekonomi, işletme, hukuk, felsefe konularında bilgi sahibi olmamı sağladı.İşletme Mastırını (MBA)ABD’de Wharton Business School’dan, Doktora çalışmamı da doktora hocamın yer değiştirmesi nedeniyle Freiburg Üniversitesi-Bişkek Üniversitesinde birlikte tamamladım.

Özel nedenlerden dolayı Ankara’dan ayrılmam mümkün değildi. 2007yılından itibaren Ankara’daki bazı eğitim kurumlarında hocalık yapma fırsatı buldum. Teklif almama rağmen kendi tercihimle üniversitelerden uzak kaldım. Yurt dışı eğitimi üzerine yoğunlaştım. GRE, GMAT, TOEFL, SAT gibi sınavlarda uzmanlık kazandım. Uzun yıllar Ankara’da GRE, GMAT ve SAT derslerini veren tek hocaydım. Her üniversiteden ve her bölümden öğrencilerim oldu. Binin üzerinde öğrenciyi lisans, lisansüstü veya doktora (PhD) eğitimi için yurt dışına gönderdim. Hepsi de başarılı oldu ve Türkiye’ye geri dönmeyi akıllarının ucundan bile geçirmiyorlar.

Bu süreçte lise öğrencilerinin ve üniversite gençliğinin beklentilerini, hayallerini, aile ve toplumla olan çatışmalarını yakında tanıma şansı yakaladım. Bu yüzden yazdıklarım Türkiye’nin bugünkü gençliğinin ve eğitim kurumlarının gerçek durumunu yansıtmaktadır.

ÜNİVERSİTELER

Türkiye’deki tüm üniversiteler maalesef çağın çok gerisindedirler. Bakmayın siz hocaların yabancı olmasına veya doktoralarını yurt dışından almış olmalarına, önemli olan eğitim kurumlarının “kültür” dediğimiz içyapısıdır. Bu içyapı kokuşmuş ve dejenere olmuştur. Bu durum Bilkent, ODTÜ, Sabancı, Koç vb tüm üniversiteler için de geçerlidir.

Profesörlerin televizyonda, orada-burada havalı ve kendilerinden emin konuşmalarına aldanmayınız. Bilgileri 10-20 kitapla sınırlıdır. Evrensel düşünceye ve sorgulamaya kapalı, tezlerini ve görüşlerini belli siyasi ve ön yargısal değerler çerçevesinde oluşturmuş, kaprisli, tek boyutlu düşünen ve oldukça “ukala” bir tavır takınabilen kimselerdir. İçlerinde dünya görmüş, birçok dil bilen İlber Ortaylı gibilerini görünce ilk anda umuda kapılmakta ama konuşmaların satır aralarını dikkatlice değerlendirdiğinizde ruhlarının derinliklerine işlenmiş şovenizm duygusundan kurtulamadıklarını anlayabilmektesiniz. 

Bu gibi bilim insanları, havalı havalı konuşup Bilgi Dünyasında aristokrat bir sınıf yaratmaktadırlar. Unutmayınız, bilgi kavramı herkese açık ve eşittir. Birilerinin beyninde özel olarak saklı veya birilerinin tekelinde değildir.

Bazen gazetelerde Türkiye’deki üniversitelerin başarı sıralaması verilir. İstanbul ve Ankara’daki üniversiteler üst sıralarda yer alır. Toplumda şöyle bir izlenim bırakılır: Eğer çocuklarınız bu üniversitelerden birisinden mezun olursa, “hayatını kurtardı” demektir. Bunlar açıkça manipülasyon ve aldatmacadır. Bütün üniversitelerin ortak özelliklerini sıralamak isterim:

  • Hoca ve öğrenci ilişkileri resmi ve iticidir. Hocalar kendilerinin “ilah” gibi görülmesini isterler. Hocalar öyle bir izlenim bırakırlar ki söyledikleri yüzde yüz doğrudur, itiraz edilmemesi gerekir. Konuşmaları, jestleri aşağılık kompleksiyle süslenmiştir.
  • Öğrenciler “sürü” psikolojisiyle okula gitmekte, sessizce oturup dersi dinlemektedirler.
  • Öğrencinin tek bir düşüncesi vardır: Sınavda başarılı olmak.
  • Takım çalışması ve ruhu yoktur.
  • Üniversite kültürü öğrenciler arasında bilimsel rekabeti değil, kıskançlık duygusunu ödüllendirecek şekilde kurgulanmıştır. Kıskançlık dürtüsüyle edinilen başarının bir değeri yoktur. Bu kıskançlık daha sonra iş hayatına taşınmakta, iş hayatı cehenneme dönüşmektedir.
  • Gençlik derin bir ümitsizliği yüreğinde taşımakta, zorlukla yatağından kalkmakta, nerdeyse sürünerek eğitim kurumuna gitmektedir.
  • Öğrenciler birbirlerine aldıkları notlar esasında saygı göstermekte, en yüksek notu alanlar kendilerini ayrıcalıklı ve üstün bir yaratık olarak görmektedirler.
  • Hoca ve öğrenci arasındaki ilişki “korku” mekanizmasıyla örülmüştür. Bir tavsiye mektubu istemek bile öğrencinin içini korkuya boğar, hocanın kapısını zorlukla çalar.
  • Hocalar baştan savma tavsiye mektubu yazmakta ve çoğu zaman kendisine başvuran öğrencilerin hepsine tek tip tavsiye mektubu vermektedirler.
  • Üniversitelerde kayırmacılık ve ayrımcılık üst düzeydedir. Koskocaman rektörler, dekanlar, bölüm başkanları ve profesörler, bilimsel özerklik ilkesini çiğneyerek devletin üst yöneticilerine yaranmak için takla atmaktadırlar. Benim gözümde dağda koyunlarını otlatan bir çoban bir rektörden daha çok değerlidir. Çünkü çoban sürüsüne sevgiyle yaklaşır, korumaya alır, kendini onlardan sorumlu tutar. Bunu yaparken “kayırmacılık ve ayrımcılık” düşüncesinden uzaktırlar. Belki en doğrusu bu ülkede çobanları rektör ve rektörleri çoban yapmaktır.
  • Dilan, Şilan, Mizgin, Adar, Berfin, Berivan, Delal, Rojda, Azad, Baran, Armanç, Kendal gibi Kürtçe isimler taşıyan öğrenciler şovenist profesörlerin hedefi olmaktadırlar. Bu haksızlığa binlerce kez şahit olmuş durumdayım. Bazı hocalar bu ismi taşıyan öğrencilere tavsiye mektubu vermeyi bir şeyleri bahane ederek reddederler veya kasıtlı olarak düşük not verirler.
  • Annemin vefatı nedeniyle Eylül ayında Iğdır’daydım. Bir hotelin lobisinde oturmuş değerli bir iş insanıyla sohbet ediyordum. Iğdır Valisi alelacele Iğdır’ın “paralı” iş insanlarını toplantıya çağırmıştı. Iğdır Üniversitesinin kapasitesi 10 bin öğrenciyken bu yıl -muhtemelen siyasi baskılar nedeniyle- 12 bin öğrenciye çıkarılmış. Yeni gelen 2000 öğrencinin kalacak yeri yoktur. Üniversite yurtları tıklım tıklımdır. Ahali öğrencilere evlerini kiraya vermek istememektedir. Vali ve Rektör, bir toplantı yaparak Iğdırlı zenginlerden bu duruma çözüm bulmalarını isterler. Gerçekten vahim bir durum! Kayıt yapan yeni öğrenciler kalacak yer bulamadıkları için baba evlerine geri dönerler. Kanımca Vali ve Rektör, bu durum karşısında derhal istifa etmeliydi, bu davranışlarıyla en azından kamuoyunun dikkatini bu olumsuzluğa çekmeliydiler. Ancak “koltuk”un kıymeti, gençliğin geleceğinden daha önemlidir.
  • FETÖ örgütü düşman ilan edildi diye artık Türkiye’de cemaatler dönemi kapandı diye sakın düşünmeyiniz. Hâlâ yüzlerce cemaat faaliyet halindedirler. Üniversite gençlerine el atmakta, burs ve imkân sağlamakta, mezun olduklarında bürokrasi içinde güç sahibi olmayı hedeflemektedirler. Tüm cemaat yardımları derhal yasaklanmalı hatta bu cemaatler özerk üniversiteye müdahale ettikleri için kapatılmalıdırlar.
  • Kendi özünün ve yeteneğinin bilincinde olmayan bir gençlik vizyon geliştiremez, yani bu ülkeye bir katkı sunamaz. Üniversitelerin içyapısı, kültürü, hocaların tutumu ve yaklaşımı öğrencileri belli bir görevi tamamlamakla yükümlü “kuklalara” dönüştürmüştür. Gençlik kendi iç yeteneğinin ve ne istediğinin bilincinde değildir.
  • Öğrenci, hangi üniversiteden ve hangi dereceyle mezun olursa olsun, mezuniyetten sonraki geleceğini öngörememekte, devlet kapısında iş bulmak için KPSS gibi sınavlara hazırlanmak zorunda olduğunu yoksa da eş-ahbap-tanıdık-siyasi güç gibi bir örümcek ağının içinde debelenerek bir iş bulma umudu peşinde koşacağını bilmektedir.
  • Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamayan gençlik ailesiyle aynı evde yatıp kalkmakta, anne ve babanın verdiği harçlıkla işsizlik ve parasızlık durumuyla mücadele etmektedir.  Hem ebeveynler hayal kırıklığı yaşamakta hem de genç insan bu durumu “onur” meselesi yaparak sonu gelmez bir depresyon sarmalına girmekte, çoğu kez aile faciaları yaşanmaktadır.
  • Tüm sınavlar bir aldatmacaya dönüşmüştür. Devlet, çocukluktan itibaren gençleri sınav bombardımanına tutmakta, böylece bir bakıma, “Ne yapabilirim! Sınavı kazanamadınız,” diyerek sorumluluktan kaçmayı ümit etmekte, gençler de sınavı kazanamadıkları için özgüvenlerini kaybetmekte ve kendilerini suçlamaktadırlar. Unutmayınız ki kendini suçlayan ve başarısızlığından kendini sorumlu tutan bir genç kaybedilmiş bir insandır.
  • İş yerleri 28 yaşını geçmiş gençlere “yaşlı” muamelesi yapmakta, “Biz daha genç eleman arıyoruz,” diyerek bu gençlerin iş bulma umudunu yok etmektedirler.

Değerli okuyucular!

Bir sonraki yazımda “Gençlik neler yapabilir? Yeni bir umudu nasıl canlandırabilir?” konusuna eğileceğim. Görüşmek dileğiyle…

Toplam Sayfa Ziyareti: 333 - Bugünkü Ziyaret: 1

Mücahit Özden Hun Kitapları