ÇOCUKLARIN MASUMİYETİ VE ÖLÜMCÜL AYRIMCILIK

Değerli Okuyucular,

Yaşam hızla akıp gidiyor. Unuttuğumuzu sandığımız birçok acı ve travmatik olay, en ince detayına kadar bilinçaltımıza gömülüyor, orada saklı kalıyor. Zamanı gelince, farkında olmadan canlanıyor, geçmişi bize tekrar yaşatıyor.

RÜYA

Dün (10 Temmuz) gece yarısına doğru bir zamandı. Kendi kendime, “Artık köşeme yeni bir yazı koymanın zamanı geldi,” diye söylendim, biraz düşündükten sonra uygun bir yazıyı kaleme almaya daha doğrusu parmaklarımı bilgisayar tuşlarında oynatmaya başladım. Ancak birkaç haftadır peşimi bırakmayan mide rahatsızlığım ağrısını artırınca yazıyı tamamlayamadan yatağıma uzandım. Uyumakta zorluk çektiğimi gören Şeval, taze reyhan ve yoğurdu mikserde (blender) karıştırıp köpüklü bir ayran hazırladı. Ayran, sanırım etkisini göstermiş olmalı ki farkında olmadan uykuya dalmışım.

Bu sabah (11 Temmuz) ağlayarak uyandım. Böyle bir rüyayı ilk kez görüyordum. Rüyam şöyleydi:

Yurtdışından dönmüş, uzun yıllardır ayrı kaldığım Iğdır merkezini özlemle dolaşıyorum… Şehrin tam ortasında bugünkü Valilik Binasının (Hükûmet Konağı) olduğu yerde devasa bir stadyum inşa ediliyor… Görebildiğim en güzel stadyumlardan biri… Duvarları yükselmiş, üzeri aslan figürleriyle donatılmış… Bir Fenerbahçeli olarak yanımdaki arkadaşıma, “Ayrımcılık yapıyorlar. Galatasaray’ın sembolünü stadyuma nakşetmeleri doğru değil!” diyerek sitem ediyorum.

Birden arkamı dönüp Iğdır Lisesi binasının olduğu tarafa bakıyorum. Ortaokulu okuduğum bu bina yıkılacak, yerine yeni bir bina yapılacak… Boşaltılmış binadan içeri giriyorum. Sınıflardan birisine girip oturuyorum. Ağlayarak dışarı çıkıyorum. Binanın önünde, boylu boyunca yere uzanıyorum. Kederliyim. Yeni lise binası için bağış kampanyası yürüten, Iğdırlı olmayan genç hocalardan birisi yaklaşıyor, “Beyefendi, lütfen buradan uzaklaşınız! Bina birazdan yıkılacak,” diyerek beni nazikçe uyarıyor, ben de inatçı bir tavırla, “Hayır, ayrılamam! Çocukluk yıllarımda burada yani bu binada bir travma yaşadım, bu travmanın hesabını görmeden buradan ayrılamam,” diyerek karşı geliyorum.

Genç hoca, merakla soruyor:

“Nasıl bir travma?”

Ben de yıllar önce yaşadığım ve unuttuğumu düşündüğüm travmayı bütün detayıyla genç hocaya anlatıyorum.

“Iğdır Ortaokulu ikinci sınıf öğrencisiydim. Her ne kadar bu binanın önünde ‘LİSE’ tabelası asılı olsa da benim zamanımda ortaokul öğrencileri de bu binada veya şu ileride gördüğünüz barakalarda ders görüyorlardı. Yani ortaokul ve lise birlikteydi. Vasat bir öğrenciydim ama çok da tembel değildim. Babam, CHP İlçe Başkanıydı. Kürtlerin önde gelen isimlerinden birisiydi. Ailem, solcu olarak biliniyordu. İngilizce dersimize S.B. isimli Azeri bir hoca geliyordu. Yıllar sonra öğrendim ki ta o yıllarda S.B, ülkücü hareketin önemli isimlerinden birisiydi. Ülkücü ve milliyetçi Azeri hocaların önemli bir kısmı bariz ayrımcılık yapıyor, masum Kürt öğrencilerine kötü davranıyorlardı. Ben de bundan nasibimi aldım. Yıl sonunda İngilizceden ikmale kaldım. Diğer derslerim ortalamanın üstündeydi ama İngilizceden ‘4’ notuyla kalmıştım. O yıllar dersten geçmek için ‘10’ üzerinden en az ‘5’ almak gerekiyordu. İşin acı tarafı, hocamızın İngilizce bilmemesiydi. Sınıfın çoğunluğu Azeri öğrencilerdi. İngilizceden sadece ben ikmale kalmıştım. Yıllar sonra bilecektim ki ikmale bırakılan ‘tembel bir öğrenci’ değil, O’nun solcu ve Kürt kökenli babası ‘Mecit Hun’du. İngilizce hocam S.B., babama ve aileme olan nefretinin intikamını benden almaya karar vermişti. Başarılı da oldu.

Ailem yarı göçerdi. Mayıs-Eylül aylarını Güngörmez veya Zor yaylalarında geçiriyorduk. İkmal sınavı Ağustos ayındaydı. Sınava girmek için binbir zahmet Zor yaylasından Iğdır’a geldim. Sınava girdim. S.B. isimli hocamız, sınav salonunda turluyordu. Belli ki sınav kağıtlarını o değerlendirecekti. İngilizceden tekrar ‘4’ alınca sınıfta kaldım, bir yıl kaybettim. Ortaokul ikinci sınıfı tekrar ettim. Sevdiğim arkadaşlarım üçüncü sınıfa devam ettiğinden sınıfta kalmam, yüreğimde acısı yıllarca sürecek derin bir yaranın açılmasına neden oldu. Bu travmayı hatırladığım için ağlıyorum.”

Genç hoca, dikkatlice dinliyor. Elimden tutup ayağa kalkmama yardımcı oluyor. Dostça sarılıyor.

O an, uyandım. Sabahın 6’sıydı. Rüyamı düşündüm. Rüyada gördüklerim gerçekte yaşadıklarımdı. Unuttuğumu sandığım, ayrımcılığın neden olduğu bu travma aradan 50 yıl geçmesine rağmen hâlâ peşimi bırakmamıştı. Kim bilir, benim gibi daha nice Iğdırlı Kürt çocuk, ayrımcılığın neden olduğu travmalara maruz kalmış, belki de yüreklerinde bu bastırılmış acıyı taşıyarak sessizce haykırıyorlardır:

“Bana yaşatılan travmanın hesabını veriniz!”

(Bu resim değerli abim Ahmet Balamir’in facebook arşivinden alınmıştır. Kendisine sevgi ve saygılarımı iletiyorum.)

NOT: Bu resim 1967 yılı Şubat ayında çekilmiştir. Gördüğünüz gibi binanın üzerinde sadece ‘LİSE’ yazıyor. Iğdır’da lisenin açıldığı yıllardır. Halbuki o yıllar ortaokul öğrencileri de bu binada ders görüyorlardı. Resimde en arkada, sağda, en uzun boylu şahıs, babam Mecit Hun’dur. (En arka sıra ayakta soldan ikinci Mehmet Yılmaz, Mecit Hun’un önünde hemen solunda Emin Akyıldız)

Babam, Iğdır Lisesini Kurma Derneği Başkanı sıfatıyla bu resimde yer alıyor, başarılı öğrencilerle ve hocalarla birlikte poz veriyor. Erzurum Lisesini birincilikle bitiren babam, 1944-45 ve 1948-49 yıllarında bugünkü Iğdır PTT binasının yerinde, kerpiçten yapılma bir binada hizmet veren Iğdır Ortaokulu’nda (o yıllar lise yoktu) Matematik ve Fizik hocalığı yapar. Hüsnü Bingöl’ün “Kürtçüdür” şeklindeki sabıka kaydı nedeniyle gönlünden geçen Ankara Hukuk Fakültesi’ne kaydını yaptıramadığı için 1944-45 eğitim döneminde askere gidinceye kadar Iğdır Ortaokulunda hocalık yaparak zamanını değerlendirir. İkinci Dünya Savaşı yıllarıdır. Dört yıllık askerlik dönüşünde de yine aynı binada bulunan ortaokulda kısa süreliğine hocalık yapar. Babam, çocuklarının ders durumunu merak etmez, sorgulamazdı. Biz çocuklar da aşırı saygıdan dolayı babamızla konuşmaya cesaret edemezdik. Belki bazı hemşerilerim Mecit Hun’un çocukları olarak bizler için şöyle düşünebilirler: “Onlara kimse haksızlık etmeye cesaret edemezdi!” Bu değerlendirme doğru değil. Diğer Kürt çocukları gibi bizler de ayrımcılığın pençesinde çaresiz kaldık.

The following two tabs change content below.

 149 Toplam Görüntülenme